• 10.03.2013 00:00

 

Nasıl bir turistsiniz

Ne zaman ülke dışına bir yere gitsem ve Twitter’da resimlerimi paylaşsam, takipçilerim başlıyor: yok şuraya da git yok buraya da git, şurada da yemek ye, burada da iç... Allah razı olsun ama gezmenin görmenin kendisi de başlı başına bir iş. Bu işi fazla abarttığınızda o seyahat cefalı bir ev ödevi olup çıkıyor. Gittiğiniz kentte her yeri görmek zorunda değilsiniz, hatta görmeyin de... Başka bir şehrin sokaklarında bir iki tur atmak bile bir değişiklik, hoşluk. Bir başka şey daha: oranın meşhur lokantalarında atıştırmak zorunda da değilsiniz, mahalle arasındaki ucuz mekânlarda kendinize biraz sürpriz yaşatın...

Ben Salzburg’a gittiğimde (Bu arada bu şehre THY’nin davetiyle gittim, kendi paramla değil, haberiniz olsun) şehrin merkezinde dönenip duran bir turist olmaktan sıkıldım tabii... Bir belediye otobüsüne atladığım gibi turistik olmayan bir mahallede aşağı indim... Yürüdüm, yürüdüm ve bir süpermarket buldum. Avrupa peynirlerini çok severim, paketi iki avroya harika ucuz peynirler vardı, aldım. Oysa turistik bölgede çok pahalıydı. İşte ben böyle bir turistim. Şimdi sazı yurttaş gazetecilere bırakayım.


İsterseniz yiyin, sonunda ölüm yok


» Semih Fırıncıoğlu- yazar, besteci- (New York, ABD)- 
Eskiden beri New York’a ilk kez gelen birinin dolaşmaya çıktığında ilk dikkatini çeken şeylerden biri adım başı bir lokanta, kafe ya da bara rastlamasıdır (yirmi dört bin gibi bir sayı söylenir). Son iki yıldır bir de bu lokantaların camlarına yapıştırılmış sayfa büyüklüğündeki harfler dikkat çekiyor. Bu ilginç, hatta ilham kaynağı olabilecek bir konu olduğu için Hıdır’ın köşesine yakışacağını düşündüm:

Yediğimize içtiğimize karışmayı asli görevi kabul etmiş belediye başkanımız Michael Bloomberg’in sağlık şubesinin akıl ettiği bir uygulama bu. Eskiden beri beklenmedik zamanlarda lokantalara girip denetleyen görevliler olurdu ama bunun düzenli biçimde ve dürüstçe yapılmadığından, lokantaların yetkilileri takmadığından yakınılırdı. Şimdi bu denetçiler değerlendirme sonucunu bir harf olarak cama yapıştırmak zorundalar.

Bir lokantanın A alması “çiçek gibi” olmasa da genelde kurallara uygun, temiz bir yer olduğunu gösteriyor. B notu “çok ciddi bir sorun yok ama A almışlar varken burada yemenin ne âlemi var?” gibi yorumlanabilir. C ise “isterseniz yiyin, sonunda ölüm yok” anlamına geliyor. C bile alamayacak yer de zaten ânında kapatılıyor. B ve C alanlara bir de “Derecelendirme Sürüyor”kartı veriliyor: durumunu hemen A yapmak isteyen o kartı asıp tadilata ve temizliğe başlıyor, “benim müşterim sağlamdır, uğraşamam” diyen de her ne not almışsa onu asıyor. Ve millet notu A olmayan lokantaya pek yanaşmıyor, bu muazzam baskı nedeniyle de notunu A yapmış lokanta sayısı yüzde sekseni aşmış.

Bu uygulamanın denetçiler için güzel bir el altından ek gelir kaynağı yaratacağı akla gelebilir. Bunun en önemli önlemi: internet üzerinden şeffaflık. İsteyen sağlık dairesinin sitesine giriyor, merak ettiği lokantanın adını yazıyor, karşısına o lokantanın hangi tarihlerde denetlendiği ve her seferinde bulunmuş aksaklıkların listesi çıkıyor. Bu bulgulara lokantacının kendisi de itiraz edip hemen duruşma talep edebiliyor, bir müşteri de “siz bunlara A vermişsiniz ama aşçının önlüğünü gördünüz mü?” gibi serzenişler iletebiliyor. Ayaküstü belirli bir bölgedeki lokantaların notlarını ve bir lokantanın hâl ve gidişini görmek isteyenler için sağlık şubesi iPhone ve iPad için app’ler de sunuyor.

 


Mısır’daki Suriyeliler


» Funda Caro- Eğitmen- (Kahire, Mısır)-
 Bugünlerde Kahire’de nerdeyse her sokak başında yeni bir Suriye lokantası açılıyor. Nedeni Suriye iç savaşından kaçan göçmenler. Sayıları kimilerine göre iki yüz, kimilerine göre beş yüz bin civarında. Bu ülkeye gelip en iyi bildikleri işi yapıyorlar; yani lokantacılığı... Bu işte gerçekten de çok ustalar, onlar sayesinde milli yemeğimiz olan lahmacun (Arapça lahme et, acen ise hamur demek) yeme şansı buluyoruz. Başka göçmenler de bize aynı konforu sağlıyor. Örneğin yaşadığımız mahallede Irak’taki kargaşadan kaçıp gelen bir amcanın açtığı tandır ekmek fırını var... Sayesinde yıllardır en leziz ekmekleri yiyoruz. Hatta Türkiye’den bizi ziyarete gelen yakınlarımız ekmeğin tadını unutamıyor


Bu nasıl CV ayol


» 
Süleyman Günay- Öğrenci- (Wellington, Yeni Zelanda)- Yeni Zelanda din, dil, ırk, cinsiyet gibi farklılıklar gözetmeksizin hayatın her alanında insanlara eşit muamele yapan ender ülkelerden biri. Hint ve Çin kökenli politikacılar, geçmişte görev yapmış transseksüel belediye başkanı akla gelen ilk örneklerden.

Bu ada ülkedeki iş başvurusu ve işe alım süreci birçok ülkeye kıyasla farklı işliyor. Bu konudaki en belirgin fark CV hazırlanması aşamasında göze çarpıyor. Zira nüfusun önemli bir bölümünü göçmenlerin oluşturduğu ülkede CV’lerde gerçek isim, yaş, milliyet ve cinsiyet gibi konular belirtilmek durumunda değil. Farklı bir milliyetten iseniz ve iş başvurunuzda bu konuda ayrımcılık görebileceğinize dair kaygılarınız varsa, CV’nizde kimliğinize dair önemli noktaları belirtmek zorunda değilsiniz. Örneğin gerçek isminiz yerine size hitap edilmesini istediğiniz farklı bir isim seçebilirsiniz.

Diğer bir önemli nokta ise işe alım süreci ile ilgili. Diyelim ki herhangi bir şirketin herhangi bir pozisyonundaki açık için iş başvurusu yaptınız. Sizinle beraber başkaları da aynı pozisyon için başvuru yaptı ve şirket bu pozisyon için sizi değil diğer başvuranlardan birini işe aldı. Şayet işe alınan kişi ile eğitim ve donanım bakımından aynı özelliklere sahipseniz, şirkete neden kendinizin değil de bu kişinin işe alındığını sorup bir açıklama alma hakkına sahipsiniz.


The Economist
 dergisinde yer alan son habere göre, Yeni Zelanda kadınlara iş alanında eşitlik tanıyan ülkeler arasında ilk sırada. Derginin kadınların iş yaşamındaki maaş, üst düzey pozisyonlardaki temsilini de göstermek amacıyla yaptığı, 26 ülkeyi kapsayan araştırmasında, Yeni Zelanda’yı Norveç, İsveç ve Kanada takip ediyor.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis