• 27.03.2013 00:00

 

Öpüşmüyorsam sebebi var

Topu topu 47 saniye. Siyah-beyaz bir film. 1896 yapımı. Adı The Kiss. Yani Öpücük. FilmiYouTube’dan izleyebilirsiniz.

(Farkında mısınız, Yılmaz Özdil’in telgrafları gibi yazmaya başladım.)

Neyse devam edeyim. Bahsettiğim filmde dudak öpücüğü var... Biraz tuhaf bir öpüşme; dudak ya da dil emmek yok. Olay sadece dudağa öpücük kondurmaktan ibaret. Film gösterildiğinde kıyameti koparanlar olmuş, polis çağıranlar da...

Öpüşme filminden rahatsız olanlar olmuş çünkü öpüşmeyle sorunlu bir ilişkisi olmuş insanların hep.Katolik kilisesi, cinsel ilişkiye sürüklediği için öpüşmeye lanet okumuş zamanında. Hastalıkların kol gezdiği devirlerde ise bulaşır da öbür dünyalık oluruz korkusuyla, dudağına başkasının dudağını değdirmeyenler olmuş...

(Bakın burada da bi tuhaflık var, farkındaysanız olayı Avrupa tarihi ve sosyolojisi içinde görüyorum.)

Bizde öpüşen çift manzarasına sokakta pek rastladığımız söylenemez. Sebebi utangaçlık olabilir, gelenekler olabilir vesaire. Ancak ben, kapalı kapılar ardında da öpüşmenin çok kullanıldığını sanmıyorum.

Bu konudaki sebeplerden biri temizlik...

Önce size bir araştırmadan bahsedeyim isterseniz... Böylece meseleye daha yerel boyutlarda değinmiş olurum...

(“İsterseniz” diyorum ama... Sizin bana cevap verme şansınız mı var ki... Bu da saçma ama kullanışlı bir yazı klişesi işte...)

Neyse devam edeyim...


KONDA
’nın düzenli olarak aboneleri için yaptığı Barometre siyasi ve toplumsal araştırmalaranketi var...

Bu anketlerden biri, temizlikle ilgili. Türkiye’de toplumun 17,9’u tuvalet kâğıdı kullanmıyor... Her gün duş alanların sayısı ise sadece yüzde 19... Devam ediyorum... Yüzde 66,1’imiz iki üç günde bir duş alıyoruz, yüzde 15’imiz haftada bir.

Buradaki oranları biraz daha düşün siz. Çünkü insanlar az yıkandıklarını ya da tuvalet kâğıdı kullanmadıklarını anketöre söylemeye çekinebilirler...

Temizlik konusundaki bu tutum, Türkiye halkının, kendi cinsel hayatına vurduğu en büyük darbedir bence. Tabii eğer cinsel fantezilerinizden biri kirli bir bedenle birlikte olmak değilse...

Şimdi bir başka sonuca gelelim: Hangi sıklıkla dişlerinizi fırçalıyorsunuz diye sorulmuş ankette. Yüzde 11,3’ü hiç fırçalamıyor10,4 haftada bir fırçalıyor, yüzde 20’si ise iki üç günde bir... Sadece yüzde 37,6’sı günde bir defa dişlerini fırçalıyor. Günde birden fazla diş fırçalayanlar ise yüzde 20,9.


Dişlerinizin arasında kalan et ve diğer yiyecek parçacıkları bir gün orada durunca çürür ve berbat bir koku yayar.
 Ağzın adeta kanalizasyon gibi kokmasına neden olur. Gözünüz kararmışsa o ayrı ama bu koşullarda kim kimi nasıl öpebilir. Gel de öpüş... Size bol şans diliyorum, ben öpüşmüyorum:))


Öcalan’ın yeni fotoğrafları çekilsin

Barış süreci başladığından beri Öcalan’ın resimleri sık sık medyada yer alıyor. Ancak bu resimler eski Öcalan’ı temsil ediyor. Ya Suriye’de ya yakalanırken ya da mahkemedeki cam kafeste ifade verirken... Bu resimler bence Öcalan’ın barış sürecine sunduğu katkıyı yansıtmıyor. Devleeet!

 


“Demek o da...”


» Semih Fırıncıoğlu- besteci, yazar- (New York, ABD)- 
Hıristiyanlıkta Hazreti İsa’nın yeniden hayata dönüp göğe çekildiği pazar gününden (Paskalya) önceki cumaya (Good Friday) kadar çarmıha gerildiğine, kırk gün öncesinde de kendini kırk günlüğüne çölde tek başına dua ve tövbeye adamış olduğuna inanılır. Bu kırk günlük kendini arıtma dönemi (Lent) bir çarşamba günü başlar, adına da İngilizcede Ash Wednesday (Kül Çarşambası) denir. Bu yıl Paskalya 31 martta kutlanacak, AshWednesday de 13 şubat idi.


Ash Wednesday
 inananlar için Paskalya’ya kadar süren bir günahlarına pişmanlık, ölümlülüğünü hatırlama ve perhiz döneminin başlangıcı niteliğinde. Yapılan da genelde daha sık dua etmek, hayır işi yapmak ve cuma günleri et yememekten oluşuyor. Bir de bu kişiler Ash Wednesday sabahı kiliseye gidiyorlar ve törenden sonra papaz parmağını küle batırıp alınlarına bir haç çiziyor. Sonra da alınlarındaki bu işaretle işleri güçleri her neyse onu yapmaya gidiyorlar, gün boyunca da silmiyorlar.


Ash Wednesday
 kimin dindar olup kimin olmadığının dış görünümle ilan olunduğu tek gün olması açısından bana çok ilginç geliyor. Hıristiyanlarda giysi, takı, saç ve sakal biçimi gibi dindarlık göstergeleri olmadığı için, başka bir din ortamında yetişmiş olanlar bu gün sürpriz üzerine sürpriz yaşayabiliyor. Söz gelimi, çok büyük bir şirketin tepelerindeki biriyle iş görüşmesine gidiyorsunuz, karşınıza alnında kocaman bir kül iziyle, son derece şık ve ciddi bir hanım oturuyor. Yolda yürüyen mini etekli kızın, birine ceza kesmekte olan polisin, lokantadaki garsonun, çocuğunuzun öğretmeninin, içki dükkânındaki tezgâhtarın, televizyondaki spikerin, doktorunuzun alnının ortasında bu işareti görünce ister istemez aklınıza “aa, demek o da...” gelmemesi olanaksız. Ama onun ardından da “neden olmasın?” geliyor ve buna zihninizin boş yere dilim dilim kalıplara ayrılmış olduğu dışında verilebilecek mantıklı bir yanıt olmuyor.



[email protected]

twitter.com/ hidirgevis