• 31.03.2013 00:00

 

Serdar Ortaç hiç değişmiyor, aynı kurnazlık

Bu ülkede cesur entelektüeller var... Cesur politikacılar var... Cesur işadamları var... Ve bu cesur insanlar sık sık mayınlı alanlara giriyor. Yani siyasi olarak riskli olan meseleleri dillendirmekte hiçbir sakınca görmüyorlar. Ne oluyor, mayın onların ayağında patlıyor. Yani olan onlara oluyor. Yaralanıyor, bedel ödüyorlar. Ancak onların bu cesur adımları nedeniyle geriden gelenler rahat ediyor. Çünkü riskli alan kalmamış, mayınlar zaten patlamış oluyor.

Türkiye’de Kürt meselesiyle ilgili konuşmanın, Kürt dilinde şarkı söylemenin ve Kürtçe konuşmanın çok riskli olduğu bir dönemden geçtik. O dönemlerde Ahmet Kaya’ya o meşhur çatal bıçak fırlatma olayı yaşandı. O olayın başrolünde Serdar Ortaç vardı. Oradakileri dolduruşa getirmiş, o dönemin baskın gücünü oluşturan milliyetçi ve ırkçıların yüreğine su serpmişti.

Serdar Ortaç o gün bu davranışıyla çok kredi toplamıştı.

Aradan yıllar geçti. Bugün Allah’a çok şükür Kürt meselesiyle ilgili konuşmanın, Kürt dilinde şarkı söylemenin ve Kürtçe konuşmanın riskli hiçbir yönü yok.

Serdar Ortaç yine ortaya çıktı.

Geçmişte yaptığından pişman olduğunu dile getirmeye çalışan bir konuşma yaptı. Jürisinde yer aldığı yarışma programında bir Kürt gencini de Kürtçe şarkı söylerken görmek istediğini söyledi.

Serdar Ortaç bu kez de yeni durumdan istifade edip kredi toplamaya çalışıyor. İmajını temizlemeye çalışıyor... Hani üç yıl önce, iki yıl önce, bir yıl önce deseydin neyse de... Şimdi söylesen ne yazar... Hem sen ne işini bilen bir adamsın Serdar...


Allah rızası için bir kahve


» Semih Fırıncıoğlu- (New York)- 
Yaşı tutmayanlar olur da büyüklerden biraz ilginç anı dinlemek isterlerse, “1979 Türkiye’de nasıl bir yıldı” diye sorabilirler. Tek cümleyle, 1979 Türkiye’de yokluk yılıydı. Benzinden ispirtoya, kâğıttan sigaraya varıncaya kadar her şey belki ve ancak karaborsada bulunabiliyordu. Bu bulunamazların en bir bulunamazı da kahveydi diye hatırlıyorum. Öyle ki, döviz yokluğundan kahve lüks tüketim sayılmış, ithalatı bu krizden epeyce bir süre önce durdurulmuştu.

Ben New York’a bu hengâmenin sonlarında vardım ve ilk dolaşmaya çıkışımda şu olayla karşılaştım: Hani Türkiye’de dilenciler “Allah rızası için bir ekmek parası” diye dilenirler ya? Burada dilenciler “God rızası için bir kahve parası” diye dileniyorlardı. Hiçbir anlam verememiştim:

O kadar şey dururken niye böyle karın doyurmaz bir lüks tüketim maddesi için dileniyorlardı? Burada da mı kahve kıtlığı vardı? Tanıştığım herkese sordum bunun hikmetini, en sıradan ve ucuz tüketim kalemi olduğu için öyle yerleşmiş dediler, “çok bir şey istemiyorum, yalnızca bir kahve parası”gibi.

Bir kap kahve 40-50 cent civarındaydı, genellikle bakkallardan veya donut dükkânlarından alınırdı ve “Cafer’in aptes suyu” derecesinde kötü olurdu. Yani, ucuz kahveyi fazlaca kavurup üstün kalite diye satan Starbucks’ın 1980’lerin sonlarından başlayarak her yana yayılıvermesinin ardında böyle bir neden var. Ve ucuz bakkal kahvelerinin gözden düşmesi, Starbucks gibi yerlerin de kahve fiyatlarını zıplatmasıyla birlikte dilenme jargonu da değişti, artık “karnım aç, para verin” diyorlar, New York’ta yıllardır kahve parası diye dilenene rastlamadım.


Yabacılar için eşcinsellere hoşgörü eğitimi


» 
Kaan Nazlı- (Amsterdam)- ABD, Fransa ve İngiltere’deki eşcinsel evlilik tartışmalarını Hollanda’dan izlemek ilginç... Biliyor musunuz bilmiyorum, Hollanda 2001 yılından itibaren dünyada eşcinsel evliliği yasallaştıran ilk ülke. Dolayısıyla bu ülkede yaşayanların büyük çoğunluğu için ABD’nin silah kontrolü konusundaki tutumu nasıl oldukça yavaş ve çağın gerisinde görülüyorsa, eşcinsel evlilik üzerine tartışmalar da öyle görülüyor.

Eşcinsel evliliği konusu Hollanda Meclisi’nin gündemine 1995 yılında gelmiş ve bir seçim sonra o dönemde muhalefette olan Hıristiyan Demokratlar’ın karşı oyuna rağmen yasallaşmış. 1 Nisan 2001’de ilk dört eşcinsel nikâhı bizzat eski Adalet bakanı ve dönemin Amsterdam belediye başkanı kıymış.

İstatistiklere göre 2001’den bu yana gerçekleşen evliliklerin yüzde 2’sini eşcinsel evlilikleri oluşturuyor. Anketlerde bu evliliklere destek oranı 2001 yılında yüzde 62 iken 2006’da yüzde 82’ye çıkmış. Hollanda pragmatizmine bir örnek de eğer nikâh memuru eşcinsel evliliğine karşı ise evlendirmeyi bizzat yapmak zorunda değil... Ancak aynı makamdan bir başkasının bunu yapması gerekiyor.

Yasallaştırmadan öte farklı cinsel tercihlere saygı konusunda hassas bir ülke Hollanda. Öyle kiHollanda vatandaşlığını sonradan edinenlerin girdiği sınavlarda bile eşcinsellere hoşgörü öğretiliyor. Sorulan bir diğer soru da komşusu mini etek giyen birinin bu konuda ne yapması gerektiği. Doğru cevap, “Tabii ki seni ilgilendirmez”.


Bravo Arif Bey

İstanbul Aksaray’a gidince burnunuza ilk çalan koku yanık et kokusudur. Özellikle metro istasyonu civarında pek çok kebapçı var... Bu kebapçıların mangallarından çıkan duman, ciddi bir kirlilik yaratıyor. Eğer Fatih Belediyesi veya diğer belediyeler bu tür kirlilik sorununa çözüm getirmek istiyorlarsa, onlara Köfteci Arif Bey’in Nişantaşı’ndaki yerini bir ziyaret etmelerini öneriyorum. Arif Bey’in köfteci dükkânında, mangal üzerine yerleştirilen özel bir filtre, çıkan dumanı temizliyor, kokuyu alıyor. Böylece hava kirlenmiyor. Arif Bey’e gitmişken de sucuklu köfteyi bir tatsınlar, çok lezzetli...



[email protected]

twitter.com/hidirgevis