• 19.05.2013 00:00

 

Sonradan kent: Washington DC

 

 

 

 

 

 

Washington sokaklarında dolaşınca, bazen Boston’da bazen New York’ta bazen de Chicago’da gibi hissediyorum kendimi. Hepsinden özellikler taşıyor.

Ancak Washington’u Washington yapan asıl özellik, aşırı düzenli ve tertipli olması. Bunun da sebebi var tabii:  ' kent1790'larda ülkenin ulusal başkenti olsun diye sıfırdan kuruluyor. George Washington yasayı hazırlıyor, Maryland ve Virginia eyaletleri toprak bağışlıyor, yer olarak da Potomak Nehri çevresi seçiliyor. Ve yepyeni bir kent inşa ediliyor.

Bu kentte bir turist olarak sıkıntısını çektiğim şey görüntüsüne göre bir yerin lokanta mı mağaza mı ya da başka bir şey mi olduğunu kolay anlayamıyorsunuz. Yani bizde olduğu gibi herkes canı istediği gibi cafcaflı renkler seçerek, yanıp sönen, hatta başınızın üzerinde sallanan tabelalar asamıyor dükkânına. Bu konuda sıkı kurallar var. İyi de etmişler. Çünkü bunun en önemli getirisi şu; gözü yormuyor...

Başka özellikleri de var; son derece yeşil bir kent. Parklar, parklar ve parklar. Onun dışında Türkiye şehirlerinde hiç alışık olmadığınız bir şey daha var; geniş ve yürünesi kaldırımlar ve o kaldırımların ortasına değil kenarlarına dikilmiş seksi ağaçlar. Bu nedenle burada her sabah 5:00’te kalkıp rahat rahat yürüyüş yapabiliyorum.

Bunun dışında New York’la kıyaslandığında kent merkezindeki lokantalar biraz tuzlu. Ama yemekler harika tabii... Bu tür lokantalar Türkiye’de maalesef pahalı ve kesinlikle aynı lezzetleri bulamıyorsunuz.

Bu defa görüntüsüne göre seçtim lokantaları. Jaleo dc diye bir yere girdim. Karidesli bir şey istedim, ah bir geldi, meze tabağı büyüklüğünde... Sonra scallops istedim, içinde iki küçük parça vardı. Üstelik biri 14 diğeri 12 küsur dolar. Doymadım tabii... Çünkü burası tapas lokantaymış, yani meze türü şeyler var. Doyacağım diye daha fazla yiyip hesabı kabartmak yerine, kalktım ve az ilerideki hamburgerciden 9 dolara nefis bir hamburger, patates kızarması yedim.


Gazetecilere saldıran tombik arı

Başbakan’ın da burada olması nedeniyle gazeteciler de buradaydı... Beyaz Ev’in tam karşısındaki küçük parka takıldığınızda pek çok gazeteciyle tanışabilirsiniz. Bir gün ben de gittim. Kocaman siyah tombik arıların rahatsızlık vermesi nedeniyle daha fazla kalamadım ve ayrıldım. Arılar gazetecilerde ne buluyor onu da anlamadım...


Başbakan’ın elitist uçağı

Başbakan nereye gitse bir uçak dolusu da gazeteci götürüyor. Bu gazeteciler hep aynı; yayın yönetmenleri, yayın gruplarının Ankara temsilcileri ve köşe yazarları. Başbakan’a önerim arada farklı uygulamalar denemesi. Mesela bir sonraki yurtdışı gezisine sadece muhabirleri yanında götürsün. Bence yayın yönetmenleri sıkıcıdır, bunaltıyorlardır Başbakan’ı. Ama Başbakan bu önerdiğim ekiple giderse, daha keyifli bir yolculuk yapma şansı olur. Çünkü tümüyle farklı bir kuşak, farklı yüzler, yani daha halktan, daha samimi, daha ilginç, daha eğlenceli ve daha gazeteciler... Başbakan bir başka gezisine de blogırlar, sosyal medya fenomenleri ve internet medyasından isimleri götürebilir. Hem biraz da farklı insanlar uçağa para vermeden yeni bir ülke görsün... Yeter, uçak gazetecileri yeterince gezdiler, yeterince şımartıldılar, biraz da başkaları nasiplensin canım... İster istemez insanın gözü kalıyor yani...


Kayserili Ermeni babanın dekan kızı

Washington DC’de ilginç İnsanlarla tanıştım. Enver Yücel ve ekibiyle birlikte Esther Coopersmith’in evindeki yemek davetine katıldım. Amerikalı diplomat, sivil toplum kuruluşu temsilciler, işadamları ve üniversitelerden önemli isimler de yemekteydi. Gazeteci olarak da ben veAkşam Gazetesi Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya katıldık...

İşte bu yemekten bazı başlıklar.

• Amerikan Başkanı Carter döneminde ABD’nin BM temsilciliğini yapan, Clinton’la da çalışanEsther Coopersmith, ilerleyen yaşına rağmen (83 yaşında) hâlâ aktif hâlâ bir şeyler yapmaya çalışıyor.

• George Washington Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Susan Karamanian’ın babası Kayseri’den göç etmiş bir Ermeni. Baba Karamanian evde Türkçe ve Ermenice konuşuyormuş.

• Yemekteki servis elemanlarının yaşı 80’in üzerindeydi. Kaldığım otelin kadın temizlik elemanları da öyle. Burada böyle... Yaş ilerlese de çalışıyorlar.

• Esther Coopersmith’in oğlu olan Prof. Jonathan Coopersmith, faks makinelerinin tarihi üzerine çalışıyormuş. Kendisinden faks makinesiyle ilgisi olmayan bir şey öğrendim: Rus Çarı Çılgın Petro ülkenin Batılılaşması için pek çok radikal düzenleme yapmış. Bunlardan biri de sakala karşı savaş açmak, hatta sakallılardan vergi bile almış.

• American İslamic Congress’ten Jill Holcomb’la tanıştım... Şu anda, Suriyeli Mültecilere yardım için Gaziantep’te bir ofis açma hazırlıkları yürüttüklerini söyledi.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis