• 22.05.2013 00:00

 

Eurovision’un çakma milliyetçiliği

Eurovision giderek tuhaf bir yarışma hâline geliyor. Farklı ulusların katıldığı ve şarkılarını yarıştırdığı bir yarışma. Bu nedenle biraz milliyetçi duygulara hitap ediyor. Çoğu insan kendi ülkesi kazansın istiyor. Bağlı olunan bir futbol takımı nasıl tutuluyorsa burada da kendi ülkenizi tutuyorsunuz. Ancak gelin görün kiişin içyüzünde, tüm bu klişe duyguları bir hiçe çeviren başka şeyler oluyor. Örneğin bu yıl Azerbaycan yine iyiydi. Farid Mammadov şarkısını İngilizce okudu hem de aksansız bir İngilizceyle... Şarkının bestekârı bir Yunanlıydı. Üstelik Azerbaycan’da yaşayan bir Yunanlı da değil, sınır ötesinde yaşıyor. Şarkıya bakıyorsunuz tümüyle Batı formlarında bir pop şarkı. Şarkıcıya bakıyorsunuz, kalın kaşları dışında Azerbaycan’dan geldiğini düşündüren tek bir iz yok. Pantolonu bile Justin Bieber’ınkiler gibi...

O hâlde bu yarışmaya neden ülkeler katılıyorBıraksınlar şarkıcılar ülkeleri adına değil, kendi adlarına katılsınlar. İnsanlarda da boşu boşuna çakma milliyetçi duygular uyandırmasınlar...


BDP’nin Demirperde imajı

Açılımla birlikte BDP’de ne gibi değişiklikler yaşanacağını çok merak ediyorum. Daha doğrusu şimdiden 2015 genel seçimlerinde BDP’nin milletvekili adayı profili nasıl olur sorusunun cevabı kafamı çok kurcalıyor. Öyle ya PKK dönemi BDP’si ile PKK sonrası BDP’sinin aynı olaması beklenemez. Bu durumda partinin şu an gözde olan pek çok yüzü, yeni BDP’de olmayabilir.


BDP
 bugüne kadar biraz eski Demirperde ülkelerindeki asık suratlı devlet partileri gibiydi: Bunu BDP’yi yargılamak ya da suçlamak için söylemiyorum. Mevcut koşulların sertliği ister istemez partiyi de sertleştirdi. Hâliyle biber gazı yiyen, militanlık yapan, Kürt meselesi ve Kürtler konusunda radikal düşünceleri dillendiren bir partiydi. Kürtlük meselesi dışında ise ideolojik olarak oldukça eski kafalıydı. 80’lerin sosyalist söylemlerini üzerinde hafif oynayarak bugüne taşıyan ama kadınlara verilen önem konusunda takdiri hak eden bir parti oldu BDP.

Evet, yukarıda dediğim gibi, bana kalırsa BDP’de alışık olduğumuz pek çok yüz, açılım sonrasında tarihe karışacak. Karışması da iyi olur aslında. Yeni dönem bu kadar sert ve elektrikli olmayacak bir... Türkiye demokratik yükümlülükleri konusunda çok yol almış olacak iki... Kürtlerin demokratik haklarını tam olarak kazanmış olacaklar üç... Bu yeni koşullar BDP’nin daha renkli, daha dünyalı ve daha vizyonu geniş yüzleri bünyesine katmasına sebep olabilir. Politikada artık rekabet çok fazla, dolayısıyla BDP hayatta kalmak için bu dönüşümü yaşamak zorunda. Büyük bir ihtimalle Avrupa’da yetişmiş yeni jenerasyon Kürt gençler arasından milletvekili adayları çıkacak: Birkaç dil bilen, dünyaya entegre olmuş, dünya ülkelerinde eğitim görmüş, yabancı kuruluşlarda çalışmış Kürtler olacak bunlar.

 


WASHINGTON NOTLARI:


Kırık camlı iPhone trendi

Washington’da gençler arasında yeni bir trend başlamış. Trend şu: Kırık camlı iPhone’a sahip olmak. Türkiye’de o kadar değil ama Amerika’da iPhone camını tamir ettirmek bayağı bir para. E çocuğun da ana babasından tamir parası isteyecek yüzü kalmadıysa, mecburen idare etmek zorunda. Kırık camlıların sayısı artınca durum birden moda hâline dönüşmüş. Kıranlar arkadaşlarına, popomun üzerine oturunca arka cebimdeki telefonumun camı kırıldı demiyorlarmış tabii. Bunun yerine, herkes kendini adeta bir kahraman gibi gösteren kırılma hikâyeleri uyduruyormuş. Bu nedenle de kırık camlı iPhone’a sahip olmak giderek daha havalı hâle geliyormuş.


Onlar okuyor biz nargile tüttürüyoruz

Washington’da Georgetow Üniversitesi kampusuna de uğradım. Okul sonu artık, mezuniyet törenleri yapılıyor ama buna rağmen öğrenciler ellerinde kitap, habire okuyorlar. İstanbul’daki üniversite öğrencilerini ise daha çok cafelerde nargile tüttürüp çay kahveyle sohbet ederken görüyorum. Bu esnada da Facebook’tan resim paylaşıp Twitter’dan ulvi politik yorumlar yapmayı ihmal etmiyorlar. Bizim öğrenciler kalabalık gruplar hâlinde gezerken onlar tek tabanca dolaşıyorlar. Kalabalık olmuşlarsa ya bir spor faaliyeti için ya da başka ortak bir projeler içindir... İki ülkenin öğrencileri arasındaki en büyük fark da bu; yalnız olabilme cesareti ve öğrenme konusundaki tutkuları...


Kazıklı tabure

Gittiğim kentlerde müzelerden daha çok mobilya dükkânlarını gezerim. Yaratıcılığın en iyi uygulandığı alanlardan biridir mobilya sektörü. Bu nedenle iyi mobilyayı da bir sanat eseri gibi görürüm.Bu resimde gördükleriniz tabure. Taburenin üzerinde oklavadan biraz daha kalınca ama kısa sopalar var. Sopaların altında da sünger. Kazıkların üzerine oturduğunuzda poponuz o kadar rahat ediyor ki tarif edemem. Yaşamak lazım, anlatmakla olmuyor.


Bu sırrı kimseye vermem

Washington’da devlete ait müzelerin hepsi bedava. Mesela pek çok önemli ressamın eserlerinin yer aldığı muhteşem bir müze olan Ulusal Sanat Galerisi’ni bedava gezdim. Aslında New York’un devlet müzeleri bedava gibi bir şey ama bunu kimse bilmiyor. İşin bir formülü var tabii. Diyelim ki Metropolitan Müzesi’ni gezmek için 25 dolar gibi bir bilet fiyatı ödemeniz gerekir. Ama dersiniz ki gişe memuruna, ben 1 dolar bağışta bulunmak istiyorum, o zaman sadece 1 dolar ödeyip girebiliyorsunuz müzeye. İnanın bana ve deneyin. Benim gibi temiz kalpli birine İnanmayıp da bu durumu test eden ve doğru söylediğimi görenler ise vicdan azabından kurtulmak için 24 doları zarfa koyup adresime postalayabilirler.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis