• 26.05.2013 00:00

 Artık güncel gelişmeleri Twitter’dan izler oldum. Sadece bu da değil, toplumun nabzını da oradan tutmaya çalışıyorum. Kim neye kızıyorlar, neye seviniyor, Twitter’da görüyorsunuz. Ancak Twitter’a bakarak bütün Türkiye’nin ne düşündüğünü görebilir miyiz, ondan çok emin değilim. Ama şundan eminim: Twitter, bu toplumu doğru okumak için bulabileceğiniz en sağlıklı kaynaklardan biri. O nedenle, KONDA gibi araştırma kuruluşlarının yaptığı kamuoyu araştırmalarını ne kadar ciddiye alıyorsam, Twitter’daki göstergeleri de o kadar ciddiye alıyorum.

Twitter’daki atmosferi ve ruhi dalgalanmaları sadece ben değil, herkes ciddiye almalı... Alan alıyor zaten de özellikle de politikacılar ciddiye almalı. Politikacılar, Twitter’da sadece kendi politikalarının propagandası için bulunmamalılar, orada kendi politikalarının toplumda nasıl bir etki yarattığını görmek için de bulunmalılar. Twitter canlı bir yer, her şey ânında gelişiyor, tepkiler ânında veriliyor, hemen tartışılıyor... Orada, 140 karakterlik minyatür tezler birkaç dakika içinde başkaları tarafından RT’lenerek yuvarlanıyor, büyüyor ve bir çığa dönüşüyor...

Biliyor musunuz bilmiyorum, alkollü içkilerin satışını düzenleyen önerge Meclis’ten geçti. Bu nedenle önceki gün Twitter adeta yıkıldı. Bu yasa bir tür alkol yasağı olarak algılandı çünkü... Yazılan tweetlerin hepsi birbirinden kışkırtıcıydı. Bunlar arasında benim tweetlerim de vardı. Kampanya başlatılabileceğini ve insanların içtikleri biraların teneke kutularını, AK Parti Genel Merkezi’ne postalayabileceklerini yazdım... Hatta daha da ileri gidip AK Parti’nin bu yasada emeği geçen isimlerine Gökçeada’nın verilmesini de önerdim. Orada bağımsız bir koloni kursunlar, istedikleri yasaları çıkarıp, diledikleri gibi yaşasınlar diye... Böylece başkalarının Müslümanlığını ölçme, onların işledikleri günahlarla savaşma zahmetine girmemiş olurlar.

Neyse efendim... Twitter ahalisi çok kızgındı ama içlerinden bir kesim, Amerika ve Avrupa’daki mevcut içki yasaklarından örnekler verip, “ne oluyor yahu, olağanüstü bir durum yok, korkmayın şeriat gelmiyor, medeni ülkelerde de bu tür yasaklar var” demeye getiriyordu.

Ben hiç öyle düşünmüyorum. Bu önergenin, başkalarının hayat tarzına saygıyı ihlal eden ciddi bir girişim olduğunu düşünüyorum. İçkiyle ilgili düzenlemeler getirilmesini hep savunmuş biriyimdir. Ancak bu önerge, içinde düzenlemeler barındırmakla birlikte aslında ciddi bir alkol yasağı girişimi.

İçkinin sokak ortasında içilmesinden yana değilim, satışlarda yaş sınırlaması getirilmesinden de yanayım... Ancak içkiye reklam yasağı getirmek ne demek; ben bir tüketici olarak neden yeni bir ürün çıkarıldığında ya da özel bir kampanya olduğunda bilmeyeyim. Ayrıca akşam 22:00’den sabah 6:00’ya kadar alkollü içki satışını yasaklamak ne demek; gündüz içemeyeceğime göre, amaç akşam içki içilmesini zorlaştırmak. Dizi filmlerde, kliplerde “özendirici” görüntüleri engellemek ne demek; eğer gerçek hayatta içki varsa, dizi filmde olmaması absürtlük değil mi....

Yani aslında bütün bu uygulamalar hayata geçerse, alkollü içkiler hayatımızdan bir anda buharlaşacak, görünmez olacak. İşe bakın ki 40 yılda bir sadece sosyal toplantılarda içen biri olarak, alkolü savunur durumuna düşüyorum. Uzatmayayım, karıştırmayayım ve şöyle bitireyim: Ayarını tutturamıyorsanız her şeyin fazlası zarar, aşkın da, ilacın da vitaminin de yemeğin de Twitter’ın da... O hâlde hükümet alkolle neden bu kadar uğraşıyor?.. İnsanlar ister istemez alkollü içkiye karşı bu özel düşmanlıkta dinî referanslar arıyor. Twitter’daki laik kesimi delirten de bu zaten. Bu kesim zaten AK Parti’ye karşı hep temkinliydi. AKP’nin laik yaşam tarzına müdahale edeceğine dair endişelerini hep dile getiriyorlardı. Bizim gibi özgürlükçü demokratlar ise bu endişeleri bir paranoya olarak görüyor ve mizahi bir gülümsemeyle, “ey laikler, hiçbir problem yok, problem sadece sizdeki AK Parti fobisi” diyorduk.

Zaman akıp geçti ve niyetler daha da belirginleşti. Ben toprağın üzerinde yaşayan biri olarak o gün durduğum yerde değilim, dolayısıyla o gün baktığım gibi de bakmıyorum. Ama bazılarının bir o kadarı da toprağın altındaymış, şimdi yeryüzüne çıkıyorlar.

***

 


Dersim’den bir parça şifa


» Müjgan Halis- (Dersim)-
 Dersim’in kadim lokman hekimleri, yapılan bir sempozyumla ilk kez bu kadar geniş çaplı biçimde Dersim il sınırları dışına çıktılar. Atalarından öğrendikleri iyileştirme tekniklerini hâlâ uygulayan lokman hekimler ve dedeler, halk ve kalabalık bir gazeteci grubuna kendilerini tanıttılar.

Bu tanışma, Dersim Geleneksel İyileştirme ve Şifalı Bitkiler Sempozyumu’nda yaşandı. 21-22 mayıs tarihlerinde düzenlenen sempozyum, Pertek Termal Otel’de gerçekleştirildi. Böylece düne kadar şiddetle anılan Dersim coğrafyası bu kez geleneksel tıp kültürüyle “ben buradayım” dedi.

Ben de bu sempozyum sayesinde pek çok ilginç bilgi edindim. Dersim kültüründe, birarada yaşayan halklar kendi inanç dünyalarından ve yaşadıkları mekânla ilişkilerinden yola çıkarak, onlara aktarılan bilgiyi saklamış ve geliştirmiş. Örneğin Venk Köyü akıl hastalarının götürüldüğü bir ziyaretle tanınıyor. Buraya hem Gregoryen Ermeniler hem de Kızılbaşlar üç lokmayla gidermiş. Bunlardan ilki manastıra, ikincisi bu manastıra bakan keşişin evine verilir, sonuncusu da hastanın iyileşeceği ziyarete bırakılırmış. Kızılbaş bir hekim ilaçları yaparken, Ermeni bir hekim de kırık çıkıkçılık bilgisini uygularmış. Yine eski zamanlarda Kureşan ailesinin yaşadığı Korkes Köyü, adeta bir hastane gibi çalışırmış.

Dersim, geçmişte olduğu gibi bugün de şifa dağıtmaya devam ediyor. Bunun en modern sembolü ise yeni dönemde kent turizminin önemli bir merkezi olan Pertek Termal Otel. Ermeni nüfusunun yoğun olduğu 1915 öncesinde, popüler bir iyileştirme merkeziymiş. Üç yıl önce büyük bir yatırımla turizme kazandırılmış. Tesisin şifalı suları, egzamadan eklem hastalıklarına, akneden felce, romatizmadan diyabete, böbrek hastalığından raşitizme pek çok hastalığa iyi geliyor.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis

http://www.taraf.com.tr/hidir-gevis-2/makale-bu-bir-icki-yasagidir.htm