• 23.06.2013 00:00

 

Politik kitaplara ilgi neden düştü

Yaz aylarında kitap satışları düşüyor. Ancak ben yine de kitap dünyasında neler oluyor, trendler neler, merak ediyordum. Aklıma TimaşYayınevi’nden Emine Eroğlu’nu arayıp, sormak geldi. Kendisi çok zarif bir hanımefendidir, gerçek bir entelektüeldir de...

Timaş, Türkiye’nin büyük yayınevlerinden biri. Farklı kategorilerde kitaplar yayımlıyorlar. Emine Hanım da yıllardır bu kurumda yayın yönetmenliği görevini yürüttüğü için hislerine, gözlem ve düşüncelerine güvenirim.

İşte Emine hanımla yaptığım konuşmadan çıkardığım özet:


Kitap okuru güncel politikayla değil tarihe ilgileniyor:
 Eskiden siyasette üstü kapalı gerçeklerden, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığından söz edilirdi. Pek çok şey gizli kaldığı ve basında yer almadığı için okurlar da farklı arayışlara girerdi... Güncel siyaset kitapları okuyarak bu konudaki açlıklarını gidermeye çalışır, siyasetin arka planında neler olup bittiğini öğrenmeye çalışırlardı. Ancak günümüzde bütün bilgiler ortada... Her şey medyada, internet medyasında ve sosyal medyada yer alıyor. Dolayısıyla yayınevleri güncel siyaset kitapları bastığında daha piyasaya çıkmadan eskiyor. Bu tür kitapların okuru şimdi tarih kitaplarına yöneldi. Tarih kitapları, satışlarda ikinci sırada


Neden tarih okunuyor: 
Okur, yaşadığı zamanı daha iyi kavramak için yakın tarihi anlamaya çalışıyor. Çünkü bugünün sistemsel altyapısının yakın tarihte kurulduğu bilincine sahip... Geçmişte neler olduğunu, bugüne hangi aşamalardan gelindiğini bilmek istiyor. Özellikle yakın tarih kitapları ilgi görüyor.


Roman hâlâ en çok okunan kitap türü: 
Ancak romanlarda okurun aradığı şeyler farklılaştı. Okurlar salt kişisel deneyimlerin aktarıldığı kitaplardan çok gerçeklere, tarihî olaylara dayalı romanlara ilgi gösteriyor. Kurgusal bir dünyada keşifler yaparken, yeni şeyler de öğrenmek istiyor. Çok satan romanlara baktığınızda, hemen hepsi tarihsel bir olay üzerine oturtulmuş hikâyeler...


Psikoloji kitapları üçüncü sırada
: Kentleşmenin hızla artmasıyla birlikte psikologa giden insanların sayısı da arttı. Antidepresan ilaçlar kullanan insanlar da çoğalıyor. Yani psikoloji insanlar için önemli bir mesele. Yakın geçmişte kişisel gelişim kitapları ilgi görüyordu. Ancak bu yetmez oldu, okurlar şimdi bu konuda daha derinleşmek istiyorlar... Kendilerini tekrar tekrar keşfetmek ve doğru analiz etmek için...


Kitap satışında düşük fiyat önemli: 
Kitap okurları hâlâ ağırlıklı olarak öğrencilerden oluşuyor. Bu nedenle kitap fiyatının düşük olması satışı artıran çok önemli bir faktör.


Kürtlerin bir açmazı: 
Twitter’da Kürt takipçilerden en çok duyduğum eleştiri şu: Gezi’ciler ağaçlara duyarlı da neden ülkenin doğusunda yanan ağaçlara karşı aynı duyarlılığı göstermiyorlar. Cevabı ben vereyim. Gezi çocuklarının yaş ortalaması 22 olarak alalım. Orman yakımları ise 90’larda yoğundu. Bu çocuklar 15 yıl önce sadece yedi yaşındaydılar, insaf... İkincisi hepimiz bir şeyleri insanlar değişsin diye yaparız... Farzedin ki insanlar değişti ve doğruyu şimdi görüyor, bu suç mu!

***

 


Hav, Wuf, Bau, Bup


» SEMİH FIRINCIOĞLU- (New York)- 
New York’ta bir tiyatro topluluğunda çalışmaya başladığım ilk günlerde, hepimizin bir masa etrafında toplandığı bir akşam yemeğinde bana dönüp “Söyle bakalım, Türkçede horozlar ne der” diye sormuş, “ü-ü-rü-üüü der” deyince de gülmekten mahvolmuşlardı. Amerikalılar horozların “kaka-dudıl-duu” dediğini iddia ediyordu, masadaki Alman “ki-ke-ri-ki”, İsveçli de “ku-ke-li-ku”. Japon arkadaşımız rahmetli Kikue de bunların zırva olduğunu, bu hayvanın aslında “kok-ke-kok-ko” diye öttüğünü güzelce örnekleyerek açıklamıştı. Sonradan bu hayvan sesi karşılaştırmalarının yetmiş yedi milletten adamın birarada yaşadığı New York’un tipik parti muhabbetlerinden biri olduğunu öğrendim.

Hayvan sesleri, malûm, bir anlam taşımıyor; yani, sözlüklerimizde yeri yok. Bu sesleri yalnızca ses olarak taklit ediyoruz ve toplumlar arasındaki yorum farklılıkları öyle boyutlara ulaşıyor ki, “acaba bunların köpekleri bizimkilerden farklı mı bağırıyor” sorusu geliyor insanın aklına. Nasıl olabiliyor da “hav hav” dediğine yüzde yüz emin olduğum hayvanın sesi İngilizcede “wuf wuf”, İtalyancada “bau bau”, Katalancada “bup bup” olabiliyor? Dudakları olmayan kuşcağızın cikciklerinde “pip pip” sesini duymak nasıl bir iştir? Eşek anırtısının “a” ve “i” seslerinden oluştuğunda herkes hemfikir, ama biz eşeğin söze “a” ile başladığını düşünüyoruz, diğerlerinin hemen hepsi “i” ile. Üzerinde en uzlaşılan ses galiba kedinin “miyav”ı, en tartışmalı olanı da domuzunki:“oink, nöff, groin, röf, buu, grunz, knor, hrgu” (bu sesin İbranice, Urduca, Türkçe gibi dillerin ilgi alanına girmemesine karşın).

Şimdi ben Hıdır’ın köşesini niye bu hiçbir işe yaramaz (ne siyaset ne de futbolla ilişkisi olan demek istiyorum) bilgi ile dolduruyorum? Görecenin egemenliğine, her şeyin öğrenmeye dayandığına ve mutlak doğru diye bir şey olmadığına bir örnek oluşturabileceğini düşündüm de ondan. Hoşgörüye ulaşmanın yolu her zaman için kendinden biraz kuşkulanmaktan geçiyor bence. www.isteyenokusun.com



[email protected]

twitter.com/hidirgevis