• 26.06.2013 00:00

 

Sosyalist Türkiye hayırlı olsun

Hatırlarsınız, Başbakan Erdoğan’ı Murdoch’a benzetmiştim.Murdoch kimdi? Amerikan ve İngiliz medyasını ele geçiren bir medya patronu. Neden bu benzetmeyi yapmıştım? Çünkü bu hükümet ya TMSF yoluyla ya da başka yöntemlerle, Türkiye medyasını ele geçiriyor, kontrol ediyor. Kontrol ki ne kontrol... Artık Orwel’in 1984romanından episodlar mı ararsınız... Geri vitese takıp eski SSBC günlerine mi gidersiniz... Bilemem artık, size kalmış...

Şimdi sırada Akşam gazetesi var. Yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya’nın yerine Mehmet Ocaktan’ın geleceği söyleniyor. Ocaktan, AK Parti vekiliydi. Vekillik bitince Star gazetesinde genel yayın koordinatörü oldu. Şimdi ise kendisine Akşam’ın yayın yönetmenliği verilecek. AK Parti’nin oradan oraya atadığı böyle birtakım isimler var, itinayla boşluk dolduruyorlar.

Nitekim bütün bu olan bitenler bana bazen son derece gerçeküstü geliyor. Hani şu harikalar diyarına giden Alis, benmişim gibi hissediyorum. Yalnız gittiğim diyar harika değil, aksine depresif, boğucu ve kontrolcü bir distopya.

Hatta bazen acaba sosyalist bir devrim oldu da biz mi fark edemiyoruz diye düşünmüyor değilim. Öyle ya özel şirketler bir tıkla el değiştiriyor, bir anlamda devletleştiriliyor, yani kamu malı oluyor. İşin kötüsü şu; bu kamu mallarından sadece AK partililer yararlanıyor. Eski Sovyet sisteminde hiç değilse bir adalet vardı; tek bir parti vardı, dolayısıyla ayrım gayrım yoktu.

***


Biz neden komplocuyuz?

Önceki akşam Twitter’da vivahiba.com’un linkini paylaştım. Tümüyle yurttaşlardan gelen haberlerin yayınlanacağı bir mobil-web portalı olacak. Ne yayın yönetmeni olacak ne editör ne de kadrolu muhabir... Her işi gazeteci olmayan kullanıcılar yapacak. Ben ve New York’ta yaşayan ortağımBarış Şarer’in iki senedir üzerinde çalıştığımız bir proje bu.

Ancak AK Parti medyasında çalışanlar, paylaştığım twitin hemen ardından saldırıya geçtiler. Bu portalın bir yerlerden fonlandığını ima etmeye çalıştılar. Yani dakka bir gol bir; komplo teorileri havada uçuşmaya başladı.

Niye biliyor musunuz, niye bizde komplo teorisine düşkünlük çok yaygın. Çünkü bu ülkede hak etmeden bir yerlere gelen insan sayısı o kadar çok ki... Bedavadan müdür olan, bedavadan köşe tutan insanlar çooook. Bu insanlar emeğin, çalışkanlığın, zekânın ve iyi eğitimin nasıl bir güç olduğunu hiç bilmiyorlar. Çünkü bu dört unsurun hiçbirine sahip olmadan, bugünkü mevkilerine çöreklenmişler... Sahip oldukları tek şey ilişkileri... Tek yetenekleri ise el pençe divan durabilmeleri... Dolayısıyla biri çıkıp, kendi emeğiyle bir iş başardığında, arkasında hemen başka güçler arıyorlar. Utanmazlar...

O güçler sizin arkanızda beyler, bizim değil...

***


Amaç enformasyon mu, konfirmasyon mu?


» SEMİH FIRINCIOĞLU- (New York)- 
Amerika’da liberal eğilimli okumuşlar New York Timesgazetesini hiç kaçırmazlar. Artık internetten okuyan sayısı çok arttığı için gazete kaç yıldır kendini bu ortama uydurmak için çaba harcıyor. Haber ve makalelerin altına açılan okuyucu yorumu olanağı oldukça popülerleşti, yazıyı okuyan yorumları da okumadan geçmiyor. Özellikle okuyucuların tavsiye ettikleri arasından ilk beşe, ona girenler, konuyu göbeğinden mıhlayan küçük kompozisyon şaheserleri olabiliyor.

Birkaç ay önce New York Valisi’nin silah edinmeyi daha da güçleştirecek kurallar getirmesi konusunda bir haber vardı. Haberin altındaki birbirinden zekice yorumları sırıta sırıta okurken birden bu işte bir terslik olduğu duygusuna kapıldım ve ben de bir yorum yazdım. Söylediğim, temelde, bizlerin bu gazeteyi bilgi edinmekten çok (enformasyon), düşündüklerimizin onayını görmek (konfirmasyon) amacıyla okuduğumuzdu. Benzer düşüncedeki insanların oturmuş birbirinin sırtını sıvazlayarak ya da birbirine belâgat gösterisi yaparak tatmin olmalarının konunun çözümüne bir katkısı olmadığını yazdım. Bu çok ciddî sorunun iki tarafı olduğunu, karşımızda devleti düşman, vergileri haraç, polisi işgal gücü olarak gören milyonlarca kişi bulunduğunu hatırlattım. Eğer amaç soruna çözüm bulmaksa, birbirimizden çok bu kişilere kulak vermemiz gerektiğini, bizim akıl almaz saydığımız bu türden görüşleri onların aklının nasıl olup da alabildiğini anlamaya çalışmamızın zorunlu olduğunu söyledim.

Benim mesaj yayınlandıktan sonraki saatlerde Times’ta görmeye hiç alışık olmadığımız türden yorumlar belirmeye başladı. Demek ki öteki taraftan birileri de bakıyormuş bu gazeteye ama diş bilemekten öte bir şey yapmıyormuş sonucuna vardım. Bu “kontra” yorumların çoğu pek öyle tartışılabilecek fikir niteliğinde değildi (ya Obama başkanlıktan atılır, ya da biz biliriz ne yapacağımızı gibi) ama bazılarında huzur, emniyet ve dinî değerlerin elde silah bulundurmakla ne ölçüde özdeşleştiğini görmek, dahası, bunları yazanların içtenliği, en azından benim için çok şaşırtıcı oldu. O günden beridir âdet edindim, Times’da bu türden yazılar okuduğumda “Bu konuda karşı tarafın savı, mantığı nedir acaba?” gibisinden bir yorum geçiyorum, ardından tek tük de olsa bir şeyler çıkıyor, karınca kararınca demokrasiye bir katkıda bulunmuş olduğumu düşünüyorum. www.isteyenokusun.com



[email protected]

twitter.com/hidirgevis