• 28.06.2013 00:00

 Kim ne derse desin... Başbakan son sürat ülkenin geri kalanını aşağılayıcı üslubunu koruyor. O bu şekilde devam ettikçe, ülkenin duygusal olarak bölünmesi daha da güç kazanıyor. Ben sosyal medyada ülkenin bu kısmı ve öteki kısmını ayıran keskin hattı çok canlı görebiliyorum. Daha dün can ciğer kuzu sarması olduklarımızla birbirimize diş bilemeye başladık. O da olmadı, birbirimizi takip etmeyi bıraktık...

Başbakan da görüyor bu durumu ve gördükçe de daha bir coşuyor; ‘Yüzde 50’nin sinir uçlarını gıdıklayan üslubuna devam ediyor. İnsanlar bütün gün sokaklara dökülmüş, huzuru kaçmış, ülke ekonomisi zarar görmüş çok önemli değil gibi... Bedeli ne olursa olsun, Başbakan durmuyor... Çünkübütün bu olan bitenler, biraz da AK Parti’nin devamı için yapılan örtülü bir ölüm kalım mücadelesi...

Niye mi... Şu yüzden: Siyasi olarak gri alanlarda, AK Parti’nin kaybettiği ciddi bir seçmen kitlesi var... İşte o kitle şimdi AK Parti çemberi içine geri geliyor olmalı... Amaç da bu zaten: AK Parti tabanını toparlamak, yeniden biraraya getirmek ve güç kazanmak... Bunun gerçekleşmesi için de ülkenin duygusal olarak ikiye bölünmesi lazım...

Bu nedenle Başbakan’ın her meydana çıkışta veya ekrana çıkışta bu kadar sert üslupla konuşmasını bir kızgınlık ya da samimiyet olarak açıklamak doğru değil. Her şey bilerek, bilinçli ve hesaplanarak yapılıyor.

Bundan neden o kadar eminim peki...


» Gücendir, incit, karşı taraf sana tepki versin: 
Gezi sürecinde yaşananlar beni George W. Bush’un seçim stratejisine götürdüO stratejideki temel başlıkların hepsini Gezi sürecinde görebilirsiniz. Örneğin Bush’un en çok başvurduğu taktiklerden biri de rakip tarafa karşı kırıcı, gücendirici olmak ve karşı tarafı kendine karşı tepki verir duruma geçirmektir. Bunu da Başbakan başından beri gayet güzel yapıyor zaten: çapulcu diyerek, tencere tava hepsi hava diyerek... Böylece karşı taraf tepki veriyor ve bu da bölünmüş muhafazakârları, AK Parti’nin etrafında topluyor. Hatta burada kendinizi daha da güçlendirmek için ayrıştırıcı olmanız, karşıtlık da yaratmanız gerekiyor. Başbakan’ın yüzde 50’yi evde zor tutuyorum demesi bunun için

Peki ya Bush taktikleri ile Erdoğan stratejisinin diğer benzer yanları ne. Onlara gelmeden evvel Bush’un bu stratejilerinin arkasındaki yaratıcı ismin, Karl Rove olduğunu belirteyim. Hatta Bush 2004 seçim zaferi sonrası, danışmanı olan Rove’a teşekkür etti ve “bu adam bu zaferin mimarıdır” bile dedi. Başbakan Erdoğan’ın Amerikan ekolünden gelen danışmanları da o modeli alıp bize uyguladılar.


» Büyük yalanlar söyle: 
Bir başka önemli taktik de büyük yalanlar ortaya atmak. Çünkü bu yalanlar yalan dahi olsa medya tarafında yazıldıktan sonra bir meşruluk kazanır ve sizin işinizi görür. Bush döneminde Saddam ve Ladin arasında ilişki var denmişti. Saddam’ın elinde kitlesel imha silahları var denmişti. Bizde de bu olanların uluslararası bir komplo olduğu, bu komplonun yerli işbirlikçilerinin olduğu, bu işbirlikçilerin sosyal medyada yuvalandığı iddiaları ortaya atıldı.


» Manevi değerlere vurgu yap- duygusal etki yarat:
 Kendini manevi değerlerin savunucusu koruyucusu olarak göstermek muhafazakâr bir toplumda kabul görüp, güven kazanmak için en geçerli akçedir. Müezzin tarafından yalanlandığı hâlde göstericilerin camide içki içtiğini her konuşmada vurgulamak da böyle bir şey. Değerlerimize saldırılıyor, karşı tarafın bu değerlere saygısı yok denmek isteniyor. 10 yıldır iktidarda oldukları hâlde, yıllar önce başörtü nedeniyle yaşanan sorunları anımsatmak da mağdur görünmek ve duygusal bir etki yaratmak açısından iyi bir taktik.


» Başkanın karakterini halka pazarlamak: 
Erkek seçmenler, çekingen ve biraz da içe kapalı ve iddiasız görünen Kılıçdaroğlu yerine daha maço, daha kahvehane diline yakın konuşan ve iddialı biriyle oturup kalkmayı tercih eder. Ona güvenir ve oy verir. O da Erdoğan’ın ta kendisi... Hatta Kazlıçeşme’de “Benim gibi bir başbakan bulamazsınız” dediğini hatırlayın.


» Medyadan iyi faydalan yeri geldiğinde de suçla: 
Yenişafak ve Star gazeteleri özellikle sosyal medya ve dış güçlerle ilgili asparagas haberler yaparak kitleleri buna inandırdılar. Bu da yetmedi, Başbakan zaten merkez medyayı kontrol altına aldığı hâlde, yine de medyayı Gezi olaylarıyla ilgili suçladı.

Listede daha pek çok madde var; önemsiz meselelere dikkati çekmek, karşı tarafı savunmacı pozisyona düşürmek, kendi başlattığı meseleyi başkası başlatmış gibi göstermek, vs. vs. vs.

Ancak Başbakan’ın danışmanlarının kaçırdığı bir şey var, Bush döneminde sosyal medya yoktu ama şimdi sosyal medya var; oyun da bu nedenle bozuldu zaten.



[email protected]

twitter.com/ hidirgevis