• 24.07.2013 00:00

 

Doğu’daki liberal cennet: Dersim

Dersimlilerin, doğdukları kentle gurur duymaları için pek çok sebepleri var. Ben bu yazıda sadece iki sebepten bahsedeceğim. İlkiMunzur Festivali, diğeri deMunzur plajları...

Peki, bir Dersimli neden Munzur Festivali ve plajları nedeniyle kentiyle gurur duymalı? Açıklayayım:Yarın başlayacak olan 13. Munzur Doğa ve Kültür Festivali, Türkiye’nin belki de en kendine has festivali. Kendine has, çünkü yüksek bir halk katılımı var. Doğuda hangi ile giderseniz gidin gençlerin ajandasında Munzur Festivali’ne gitmek var. Avrupa’da yaşayan Kürtler tatillerini bu festivale denk getirmeye çalışıyorlar. İstanbul’dan bu festivale turlar düzenleniyor...

Pek çok Anadolu kenti biliyorum ki dikkat çekmek ve diğer kentler arasından sıyrılmak için tonca para döküp, sinema festivalleri, müzik festivalleri düzenliyorlar. Ancak ne yazık ki bu festivallerin hiçbiri, kente festival havasını taşıyamıyor. Bu konuda Dersim’le yarışacak tek festival varsa o da Karadenizliler’in Yayla Şenlikleri...

Bu festivalin bu denli ilgi görmesi Dersim’deki Alevi kültüründen kaynaklanan liberal sosyal yapı. Kürt gençler bu kentte kendilerini daha özgür, daha rahat hissediyorlar, o nedenle iyi vakit geçiriyorlar. Diyarbakırlı genç kızlar bikinisiyle Dicle’de yüzemiyorlar ama Dersim’de yüzebiliyorlar. Burası hoşgörülü bir toplum; diğer doğu illerinde olduğu gibi kadın-erkek arasında kalın duvarlar yok. Bu durumu destekleyen bir sebep de şu: Dersim dışarıya özellikle yurtdışına çok göç vermiş. Neredeyse her aileden en az bir kişi yurtdışında ve bu durum da ister istemez kentin sosyal yapısını etkiliyor.

Sakın bana Dersim’deki eğitim düzeyi ve hoşgörü arasında doğru orantı kurmaya kalkmayın. Eğer eğitim insanın vizyonunu açsaydı, Elazığ Hazar Gölü’nde dar mayosuyla yüzüp, kıyıya çıkınca Tolstoy okuyan Diyarbakırlı erkekler, kız kardeşlerine suya girmeyi yasaklamazdı.

***

 


Kalimera Samos!


» SAYIM ÇINAR- (Samos)- 
Samos, Kuşadası’na yaklaşık iki saatlik bir deniz yolculuğu sonrası ulaşılabilen bir Yunan adası. Tarihi 1618 yılına kadar giden Kervansaray otelindeki odamızdan ayrılıp, kişi başı 55 avroluk gidiş-dönüş biletimizi aldık ve vapura binip yola koyulduk.

Samos’a doğru ilerlerken, bu adayı bu kadar çok sevebileceğimi hiç düşünmemiştim. Mykonos kadar popüler olmasa da insanı kalbinden vurabilen bir yerleşim yeri... Oranın sakinliğine ve sessizliğine çabucak ortak oluyorsunuz. Hakikaten korna sesinin neredeyse hiç olmadığı bu ada, İstanbul’un kalabalık ve gürültüsüne bir ara vermek isteyenler için çok iyi bir alternatif.

Burada yemekler oldukça ucuz. Deniz ürünlerinde porsiyonlar cömertçe hazırlanıyor, dolayısıyla doyurucu, buna rağmen fiyatlar oldukça makul. İki kişi 20 avroya güzel bir yemek yiyebilirsiniz...

Adanın en hareketli yerlerinden birisi Pythagoras merkezi (Pisagor). Bu merkezde çok güzel plajlar, Pisagor heykeli, turistik oteller yer alıyor. Eğlence yerleri saat 12:00’den sonra anlamlı bir yer hâline geliyor. Eğer Yunan müziği eşliğinde güzel bir akşam yemeği yemek istiyorsanız, sahilde hemen öyle yerler de bulabileceğiniz mekânlar çok.

Samos, bir gece mum ışığı, şarap ve çikolatayla karşılayabilir sizi. Huzurlu, romantik bir gece geçirmeye ne dersiniz?:))

***

 


Taksiye kravatsız binmeyen Harry’nin trajedisi


» SEMİH FIRINCIOĞLU- (New York)- 
Zamanında bizim tiyatronun bir oyununda orkestrada Harry adında bir klarnetçi çalışmıştı. Siyahîydi. Harry işe hepimiz gibi tişört- blucinle geliyor, gece gösteri bittikten sonra çantasından bir beyaz gömlek çıkarıp giyiyor, onun üstüne kravat, sırtına da ceketimsi bir şey takıp çıkıyordu. “Harry, sen burdan sonra başka bir işe mi gidiyorsun” diye sormuştum, “Hayır, evim sapa bir yerde, metrodan indikten sonra taksiye binmem gerekiyor” demişti.

New York’ta taksi şoförlüğü yeni gelmiş göçmenler için en cazip işlerden biridir: Çok bir para kazandırmaz, zahmetlidir, ama yerleşip düzgün bir iş buluncaya ya da kuruncaya kadar idare etmek için uygundur. Taksi şoförlerinin etnik kökeni şehrin aldığı göç dalgalarına göre sürekli değişir: Bir zamanlar Haitili boldu, sonra Ruslar, Sihler ve Pakistanlılar devraldı, şimdilerde çok sık Ortadoğululara ve Şerpalara rastlıyorum.

Ve bu göçmenler ABD’ye Amerikalı siyahîlerin uzak durulması gereken soyguncular olduğu önyargısıyla gelip yollarına Anglosaksonlardan çok daha acımasız bir ayrımcı tutumla devam ederler. Göçmenler burada çok çalışarak daha iyi bir yaşantı kurma olanağı görürler ve gerçekten de geceli gündüzlü didinip birbirleriyle de yardımlaşarak kısa zamanda orta sınıf düzeyine yerleşirler. Bu süreç boyunca da, sonrasında da mecbur kalmadıkça siyahî Amerikalıyı işe de almazlar, taksilerine de. (Hane başına yıllık gelir ortalaması ülke genelinde 52 bin dolar, Asya kökenlilerde 68 bin, siyahîlerde 32 bin.)

Özetle, bir an için kendinizi Harry’nin yerine koyunuz: Doğup büyümüş olduğunuz ülkede önünüzden yokluktan varlığa doğru dalga dalga göçmen gelip geçiyor ve ülkeye daha dün gelmiş bu insanlara kendinizi kabul ettirebilmek için kravat- gömlek giyiyorsunuz. Bu göçmenler gibi farklı bir diliniz, dininiz, kaynak ülkeniz yok: Doğma büyüme Amerikalısınız. Ama derinizin rengi, saç ve yüz yapınızın çoğunluktakiler gibi olmaması nedeniyle de hiçbir zaman Amerikalı sayılmamışsınız. Atalarınız Afrika’dan gelmiş ama bu saatte ne sizin o kültürlerle bir ilişkiniz kalmış ne de onların sizinle. Yani, bir kenarda develikle kuşluk arasında hapsolmuş oturuyorsunuz. Ben şahsen otuz yıldır bakarım, bunun çıkış kapısının nerede olduğunu ne yazık ki görebilmiş değilim. 

www.isteyenokusun.com



[email protected]

twitter.com/hidirgevis