• 11.08.2013 00:00

   
Mahalleler geçmişe dönüyor

Gezi olaylarının yarattığı dayanışma ruhu, kentlerdeki toplumsal kültür üzerinde önemli etkiler yarattı. Örnek mi istiyorsunuz... Size en taze örneği vereyim... Dün İstanbul’daki Maçka Parkı’nda kendine özgü bir bayramlaşma olayı yaşandı... Nişantaşı civarında yaşayanlar, evlerinde yaptıkları börekleri, çörekleri dolmaları, baklavaları alıp Maçka Parkı’na indiler... Orada ortak bir sofra kurdular, bayramlaştılar ve doya doya eğlendiler...

Bu etkinliği Maçka Parkı Forumu organize etti... Sözkonusu forum, Gezi olaylarıyla birlikte kurulmuştu... Mahalleli, her pazartesi, salı ve perşembe günleri, akşam saat 21:00- 23:00 arası parkta toplanıyordu... Pazar günleri 11:00’de ise piknik vardı... Bunlar, forumun rutin yaz etkinlikleri hâline geldi...

Bu yazıyı yazarken Maçka Forumu’ndan Tuna’yı aradım... Tuna 27 yaşında bir yazılım mühendisi... O an parktaydı, heyecanla orada olanları anlatıyordu bana... 200’e yakın insan cumartesi öğlen saatlerinden itibaren parkta toplanmaya başlamıştı... DJ performansı yapılmış, sonra Ermeni’si Yahudi’si, Kürt’ü, Türk’ü, onlarca insan halaya kalkmıştı... Saz sesleri telefondan bana kadar ulaşıyordu...

Tuna’ya klişe bir soru sordum, “kendini nasıl hissediyorsun?” dedim... “Çok iyiyim, artık biliyorum ki bana bir şey olsa, bütün mahalleli yanımda... Forum toplantılarından dolayı pek çok insanla tanıştım, artık sokakta yürürken daha çok insanla selamlaşıyorum... Bu da çok hoş bir duygu, bana güç veriyor...

Evet, nostaljiye hiç gerek yok, eğer isterseniz geçmişte özlediğiniz her şeyi modern zamanlara geri getirebilirsiniz... Maçka Parkı Forumu işte bunu yaptı; eski mahalle ruhunu çağırdı... Üstelik bu ruh gidici değil, kalıcı...

***

 


Uyuşturucu başarı getirir operasyonu

Polisimiz arada bir bunu yapıyor... Toplu bir operasyonla uyuşturucu kullanan hangi ünlü varsa gözaltına alıyor, sonra da ifadelerini alıyor...

Operasyon süreci başından sonuna medya aracılığıyla bir anlamda belgeselleştiriliyor...

Peki, polis bu rutin operasyonları niye yapıyor, amacı ne?.. Büyük bir ihtimalle ünlüleri teşhir ederek cezalandırıyor ve bu yolla, uyuşturucu kullanımının önüne geçmeye çalışıyor...

Ancak bence tam tersi oluyor... Bütün bu olanları gören gençler, uyuşturucunun kötü değil iyi bir şey olduğunu hatta başarı, para ve karizma getirdiğini düşünebilirler... Çünkü toplumun neredeyse en popüler, en başarılı, en hoş ve en çok para kazanan isimleri uyuşturucu kullanıyor...

Bu nedenle polisimizin, artık kendi mesleki kültürünün bir parçası hâline gelen bu tür operasyonlara bir son vermesi lazım... Uyuşturucunun gençlerden uzak tutulması gerektiğine inanan biri olarak, bu tür operasyonların gençler üzerinde uyuşturucuyu teşvik edici olduğunu düşünüyorum...

Oysa uyuşturucunun ne kadar iğrenç ne kadar lanet bir şey olduğunu özellikle de kimyasal uyuşturucuların insan fiziği ve zihni üzerinde nasıl kalıcı hasarlara yol açtığını göstermenin bin bir türlü yolu var... Bu konuda internet üzerinde viral kampanyalar yapabilir ve çok da etkili olur...

***

 


New York’ta yoğurt kapışması


» SEMİH FIRINCIOĞLU- (New York)-
Türkiye’de büyümüş biri olarak otuz yıl kadar önce New York’a geldiğimde kısa zamanda kendi yoğurdumu kendim yapmaya karar vermiştim ama beceremedim. Çünkü, marketten alınabilecek tek bir cins yoğurt vardı, markası sanırım Dannon idi ve hiç iyi değildi. Amerikan mutfağında yoğurdun yeri çok dardı (onun yerine ekşi krema kullanırlardı) ve oturup tek başına yoğurt yemek diye bir âdet gelişmemişti. Sonradan daha Avrupai havalarda Yoplait denen marka türedi, meyveli yoğurt kavramını da yanılmıyorsam onlar yaygınlaştırdı.

Sağlıklı yiyecek furyasıyla birlikte yoğurdun pazarı da büyümeye başlayınca Avrupa’dan Fage adında bir şirket, kutusunda “Total, Yunan yoğurdu” yazan bir yoğurt sundu piyasaya. Bu yoğurdun farkı süzme, krema kıvamında ve sade yenilebilecek tatta oluşuydu ve doğal yiyeceğe meraklı, okumuş kentliler arasında tutuldu. Kutuya yazılan “Yunan” sözcüğü belirli bir yoğurt tipini betimlemekte kullanılan bir sıfat olarak yerleşti.

Bundan üç-beş yıl önce çevremdekilerin Chobani diye yeni bir marka “Yunan yoğurdu” yemeye başladığını farkettim. Meraklanıp sorunca bunun diğerlerinden çok daha üstün olduğunu söylediler, ben de denedim ve hak verdim. Şimdi dört bir yanı Chobani sarmış durumda ve Dannon’u bile geçerek piyasada ikinci sıraya yükselmiş. Bu yoğurdu geliştirip şirketi kuran kişi Doğu Anadolulu bir göçmen, Hamdi Ulukaya imiş. Keyifli, hoş bir insan olduğunu duyuyorum, kafasının da çok işlek olduğu belli, tanışıp muhabbet etmek isterdim.

Birkaç gün önce Türkiye’den Maliye Bakanı’nın Hamdi Bey’i arayıp tebrik ettiği haber oldu Türk gazetelerinde (bunun kişisel mi yoksa resmî bir arama mı olduğunu yazmamışlar). Merak edip okuyucu yorumlarına baktım: gördüklerimin hepsi (çok kötü Türkçeyle) öfke ve nefret ifadesinden oluşuyor. Ana temayı Türkiye’den çıkma birinin yoğurduna “Yunan” diyerek vatanına ihanet etmesi oluşturuyor; çünkü, malûm, bir Türk ABD’de yerleşip bir şirket kurduğunda, Türk’ün dünyaya bedel olduğunu kanıtlamak üzere kurmak zorundadır. Varlığını Türk varlığına armağan etmemiş bu şahsı tebrik ederek Bakan da yoğurdu Yunan’a mal etmiş, vatanına ihanet etmiş oluyor. Türklüğe fayda yerine zararı olan bu kişiyi bırakalım Yunanlılar tebrik etsin. Ayrıca, bu kadar kısa sürede elde edilen böyle bir başarının altında kimbilir ne filmler çevriliyordur. (Bu arada sene de oldu 2013.) www.isteyenokusun.com.



[email protected]

twitter.com/hidirgevis