• 28.08.2013 00:00

 

Alaturka tuvaletler yasaklansın

Kentleşmeyle birlikte insanın başına gelen en büyük felaketlerden biri çevre kirliliğiydi... Bu kirliliğin aktörleri her dönem faklı oldu. Örneğin 20. yüzyılın sonunda Greenpeace hareketini doğuran kirlilik, kimyasal atıkların yolaçtığı türde kirlilikti.

1500’lü yılların Londra’sında ise kirliliğin temel nedenlerinden biri insan dışkısıydı. Millet, lazımlıklarının içindekileri pencereden sokaklara fırlatıyordu... Londra kokuyordu. Oysa çok daha önceleri Roma döneminde şehre sürekli olarak temiz su getiren kanalar kurulmuş.. Şu resimde de gördüğünüz gibi hijyeni en üst seviyeye taşıyan oturaklı tuvaletler inşa edilmişti. Aşağıdan verilen akarlı suyla da atıklar kanalizyon sistemine karışıyordu. Efes kalıntılarında da vardır benzeri kanalizasyon sistemleri...

Londra’da ise endüstri devrimi döneminde kirlilik daha da arttı... Sokaklar kanalizasyon gibiydi... Koleradan kitlesel ölümler oluyordu...

Her ne kadar 1596 yılında Queen Elizabeth için Sir John Harrington adlı beyfendi bugün bildiğimiz oturaklı sifonlu tuvalete en yakın sistemi keşfetse de... Klosetin yaygınlaşması, ve ihtiyacı karşılayan türde bir kanalizasyon şebekesinin kurulması yüzyıllar aldı...

Sifonlu klozetin patentinin alındığı tarih ise1775 yılıdır...

1775 yılından bugüne çok şey değişti... Klosetlerin ısıtmalısı çıktı, kapağı otomatik kalkanı var, sıcak sulu taharet musluğu olanı var, var da var...

Can sıkıcı bir şey var ki Amerika ve Avrupa ülkelerinde taharet musluğu yok... Ancak tuvalet saatinizi sabaha denk getiriseniz ve üstüne de günlük duşunuzu alırsanız bu o kadar büyük bir sorun olmayabilir. Ancak öteki türlü sorun...

Bizim tuvalet konusundaki açmazımız ise alaturka tuvaletler... İnsanların tercihine saygı duyulmalı elbet, herkes evinde istediği tür tuvaleti kullanabilir. Ancak kamusal alanlarda, ofis binalarında, vapurlarda, umumi halk tuvaletlerinde alaturka tuvaletlerin kullanılması halk sağlığını tehdit ediyor. Kimse konuşmuyor belki ama hijyen açısından bakıldığında alturka tuvalet son derece sağlıksız. Atıklar üzerinize sıçrıyor, ayakkabılarınızın altına yapışıyor, suyla birlikte etrafa yayılıyor. İkincisi yaşlılar için bu tür tuvaletler sakıncalı; çok yaşlı tanıyorum, çömelmeye çalışırken kendini sakatlayan...

Bazı tuhaf sözde profesörler ise sadece hisleriyle konuşarak, yok barsakların daha iyi boşalması yok iç organların ıkınırken zarar görmemesi için alaturka tuvalet daha sağlıklı diyorlar. Onlara buradan diyorum ki lütfen sallamayın, bu konuda ciddiye alınacak türde bir araştırma yok...

 


***

 


Kargalara methiye


» SEMİH FIRINCIOĞLU- (New York)- 
Çocukluğumda, fırtınalı bir havada anneannem bahçede ağaçtan düşmüş bir karga yavrusu görmüş, yerden alıp bir kenara koyayım derken karga sürüsünün saldırısına uğramıştı. Saçını didik didik etmişler, elini yüzünü gagalamışlardı zavallının. O günden beridir çok saygı duyarım kargalara ve merak ederim bu çalışkan, dayanıklı, birbirine karşı sorumluluk duygusu gelişmiş, zeki hayvanları aşağılamadan konu edinen bir sanat yapıtı niye yoktur diye. Özellikle de şu ünlü mü ünlü Kuğunun Ölümü balesine her rastlayışımda aklıma takılır bu.


Kuğunun Ölümü
Mihail Fokin’in 1905’te dansçı Anna Pavlova için yarattığı kısa bir solo (YouTube’da The Dying Swan diye bakarsanız, Pavlova da dâhil, birçok balerin tarafından icrasını izleyebilirsiniz). Olay kurgusu çok basit: Yanık bir viyolonsel solosu eşliğinde kuğunun çırpına çırpına ölüşünün temsili. Bunun kayda değer tarafı nedir? Şudur: Ölen karga, saksağan, güvercin değil, kuğu. Neden kuğu? Çünkü güzel ve zarif sayılan bir yaratık, hareketleri ağır, boynu ince ve uzun, rengi kar beyazı (siyahî değil). Magazin basınında sık rastladığımız, başına bir felaket gelmiş bir kadın haber edilirken “genç ve güzel” sıfatlarının yapıştırılmasıyla aynı mantık (çirkin ya da yaşlı olsa felaketi haketmiş sayılacak: “Gebersin gitsin, kime ne?”) Tabii ki kuğuyu bir balerin oynuyor, sanki bütün kuğular dişiymiş gibi.

Kuğunun kargadan üstün sayılmasında yaşantı biçiminin de payı olabilir: Genç yaşta evlenen çiftler ömür boyu ayrılmadan, durgun sularda süzülerek sakin bir hayat sürüyorlar. Gıdaları da bitkisel, et yemiyorlar. Kargaların bitip tükenmez enerjisinden, koşuşturmasından, sürekli nereden ne koparabileceğini hesaplamasından, işbölümünden, renkli şehir yaşantısından eser yok kuğularda. Ama insanlar istedikleri an pencerelerinin önüne bir iskemle çekip son derece hareketli ve ilginç karga tiyatrosunu izleyebilecekken kalkıp suyun üzerinde öylesine dolanan sıkıcı birkaç kuğu görmek için göllere, parklara gidiyorlar. Çünkü “kuğu güzeldir ve izlenir, karga çirkindir ve izlenmez” diye zırva bir kural çakılmış zihinlere.

Epeyce kabaca da olsa çağdaş sanatların klasiklere olan itirazını özetleyivermiş oldum sanıyorum.www.isteyenokusun.com



[email protected]

twitter.com/hidirgevis