• 6.09.2013 00:00

 Alman Anayasası’nın ilk maddesi neyle başlıyor biliyor musunuz... Bizdeki gibi zorlama bir devlet ve toplum tarifiyle değil; insanla başlıyor... Nasıl mı... Aynen aktarayım: “İnsan onuru kutsaldır. Devletin görevi, insan onuruna saygı göstermek ve her türlü saldırıya karşı korumaktır. Bu nedenle bütün vatandaşlar kabul etmelidir ki insan onuru kutsal, vazgeçilmez ve el konulamaz bir insan hakkıdır. Toplumda ve dünyada barışın, huzurun ve adaletin sağlanması için bu esastır.

Bu maddeyle kalmayalım... Alman Anayasası’nın ikinci maddesi de hayli ilginç ve bize yabancı... Aynen şöyle: “Herkes başkalarının haklarına ve anayasal değerlere zarar vermediği sürece kendi karakterini yaratma konusunda özgürdür... Bu çerçevede kişinin özgürlüğü kutsal ve dokunulmazdır.

Peki, bizim 82 yapımı anayasamızın ilk üç maddesinde neler var, bir de ona bakalım... Aynen aktarıyorum... “1- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir. 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. ....

Bu karşılaştırmadan siz ne sonuç çıkarıyorsunuz bilmiyorum ama benim ilk bakışta çıkardığım sonuçlar şunlar: Arada bir kültür farklılığı var, arada derin bir mantalite farklılığı var, arada bir geçmiş toplumsal deneyimlerden ders çıkarma farklılığı var... Ve en önemlisi, arada en az bir yüzyıllık fark var...

Almanların bu ince düşünülmüş sofistike anayasası, bireyi ve insani değerleri, devlet ve toplumun önüne alıyor. Çünkü iyi ve sağlıklı bir toplum için bireylerin temel insani haklarının korunması gerektiğine inanmışlar. Bizim anayasamız ise birey için devlet değil, devlet için birey esasına dayalı.

Almanlar bu anayasayı 2. Dünya Savaşı travmasından çıkmaya çalışırken yazdılar. Anayasa metni 1949’da yürürlüğe girdi. Bu nedenle diktatör Hitler döneminde yerle bir edilen insan hakları ve insan onuru, bu yeni anayasanın en temel taşı oldu.

Bizde ise Cumhuriyet tarihi neler gördü, insanlar neler yaşadı ama bu deneyimlerden, travmalara rağmen insanı değil devleti korumaya yönelik bir anayasa yazıldı. Bu konuda bir denge tutturulamadı.

Ancak bazı şeylerin anayasal metinde değişmesi yeterli mi... Zihinlerin de değilmiş olması lazım. Adına ister onur deyin, ister haysiyet deyin, isterse şeref deyin... Türkiye’de devletin tam gücünü arkasına alanlar değişse bile, bazı konularda başvurdukları yöntemler aynı; muhalif kesimin onurunu zedeleyici sözler sarfetmek...

AK Partili hükümet görevlilerinde de bu eğilim var... Bazen iktidarda olduklarını unutup muhalif gibi davranıyor ve kendilerini eleştirenlere karşı zarafetlerini kaybediyor, dikkatsiz ve kırıcı olabiliyorlar. Sevgili Egemen Bağış’ı örnek vermek isterim... Kendisi Devlet Bakanı, yani bu ülkede yaşayan herkese karşı sorumlu bir isim, ancak kullandığı “gezi zekâlı” tanımıyla, bir kesimi ciddi biçimde aşağılıyor, kırıyor ve onların kızgınlıklarını biliyor.

Oysa bu ülkede hiç kimsenin, hele ki hükümetin, ne ‘bizden’ ve ‘bizden olmayanlar’ ayrımı yapmaya, ne de vatandaşın onurunu incitmeye hakkı olmalı. Alman Anayasası’nda vurgulandığı gibi; insanı insan yapan özelliklerinden biri özgürlüğüdür... Hâliyle vatandaş, fikirlerini, eleştirilerini özgürce ifade edebilmeli. Bu hakkını kullanan insanlarda kötü bir niyet arayarak onları aşağılamak ise tam bir eski rejim refleksi... Ve bu refleks, her şeye rağmen kapsayıcı olması gereken hükümet üyelerine yakışmıyor.


www.vivahiba.com