• 8.09.2013 00:00

 NoktaTempo ve Aktüel dergileri, 80’li ve 90’lı yıllarda medyaya farklı bir soluk getirdiler. Soluk derken, sahiden soluk getirdiler. Nasıl mı, şöyle: Bu dergiler, hazırladıkları haberlerle ilgili, farklı isimlere danışıyor, onların görüşlerini alıp yayımlıyorlardı. Murat BelgeEnis Batur gibi ağır entelektüeller bu sayede daha geniş kitleler tarafından tanındı, sevildi.


Twitter
 ile birlikte bende de buna benzer bir alışkanlık gelişti. Bir konuda kafam net olmayınca oradaki takipçilerime soruyorum. Hızlı bilgi almak için kolay ve pratik bir yol ama sağlıklı mı bilemiyorum ama iş görüyor mu, evet bazen...

Türkiye’de dikkatimi çeken bir selamlaşma yöntemi var; kafa tokuşturma... Eskiden ülkücüleri kafa tokuştururken görürdüm şimdi bu ülkücü kültürü yaygınlık kazanmış, ben bile bazen kendimi kafa tokuştururken yakalıyorum... Eğlenceli, farklı... Bazen terlemiş bir arkadaşına yanağını değdirmek istemiyorsun, kafa tokuşturmak hijyenik bir alternatif olabilir.


Twitter
’daki bir takipçim, tokuşturmanın kurtlardan geldiğini, kurtların kendi aralarında hislerini geçirebilmek ve tanışabilmek için şakak kısımlarını birbirlerine değdirdikleri bilgisini verdi. Pek çok takipçi artık İslami cemaat ve tarikat üyelerinin de kafa tokuşturma yöntemini kullandıklarını söylediler, doğrudur... Peki sol, onlar bence hâlâ kafa tokuşturmayı ülkücü bir sembol olarak görüp irrite oluyorlar.

Ancak bu işin neden bu kadar yaygınlaştığı konusunda kimse bir yorumda bulunmadı. Bana göre bunun tek sebebi var; dünyada olduğu gibi Türkiye’de de erkek homoseksüelliğinin daha görünür olması, resmîlik kazanmasıdır... Geleneksel kültürde yanak yanağa öpüşmek uniseks bir selamlaşma biçimidir. Bu nedenle iki erkeğin yanaktan öpüşmesi farklı bir algılama ya da soru işareti yaratmaz. Ancak modern kültürde iki erkeğin yanaktan öpüşmesi gay algısı yaratabilir. Hâliyle kafa kafaya tokuşturarak selamlaşma, homofobik eğilimli erkekler için adeta bir can simidi oldu.

Yazıyı YouTube’da bulduğum uyarlama bir türkünün sözleriyle bitireyim: Ötüken yolu yokuştur, kafaları tokuştur :) 
www.vivahiba.com


***


New York’un cazibesi


» SEMİH FIRINCIOĞLU- (New York)- 
New York şehrinin beş bölgesinden yüzölçümü en büyük olanı Queens: 283 kilometrekare. 8,5 milyon toplam nüfusun yaklaşık 2,2 milyonu orada yaşıyor. Onun ardından Brooklyn geliyor: 183 kilometrekarede 2,5 milyon kişi var. Merkezi oluşturanManhattan adası beş bölgenin en küçüğü (59 kilometrekarecik) ama üzerinde neredeyse 1,7 milyon insan yaşıyor (bir de yılda 50 milyon kadar gezip görmeye gelen var). Manhattan ABD’nin en yoğun yerleşim merkezi: kilometrekareye düşen kişi sayısı 26 binden fazla. Ve, malûm, dört yanı su olduğu için binalar yana değil göğü delecek biçimde, yukarı doğru gelişmiş.

Manhattan adası çok yüksek binaların dikilmesini mümkün kılan güçlü bir kaya. Bunun dışında buradan ne su çıkar, ne petrol, ne gaz, ne de yiyecek. Bunların hepsi dışarıdan gelir. Şimdilerde tabii ki çevreyi kuşatan nehirlerin altı tünel, boru ve kablo, üstü de köprü dolu ama bütün taşımanın su taşıtlarıyla yapıldığı eski dönemlerde bile Manhattan’ın en gözde bölge olması hiç akıl kârı gibi durmuyor. Burunlarının dibindeki Brooklyn, Queens, New Jersey dururken niye herkes bu taşıma suyla dönen değirmene heves etmiş? Bir nedeni, korunmalı olması imiş. Sonradan adam sayısı arttıkça hareketlilik ve çeşitlilik de artmış, hareket ve çeşit daha da fazla adam çekmiş, vb. Ama başka bir nedeni de galiba hiç olmayacak bir konumda matrak, çocuksu, komünal bir oyuna katılmanın cazibesi.

Başka ülkelerden gelenler kadar Amerika’nın diğer bölgelerinden ziyaretçiler de bu şehirde, özellikle de Manhattan’da çoğumuzun ayda üç-dört bin dolar kira ödeyip, genellikle başka biriyle paylaşıp oturduğumuz tek ya da iki oda dairelerin küçüklüğüne, derme çatmalığına, döküntülüğüne apışıp kalırlar (zengin muhitlerinden söz etmiyorum). Altyapı genelde rezalettir: Borular patlar, damlar akar, kaloriferler bozulur. Şehirden yirmi kilometre açılsan aynı paraya ne evler, ne bahçeler tutabilirsin ama onun yerine bu kadar insan üst kattakilerin tepişme sesleri, bitişiktekinin yemek kokusuyla cebelleşmeyi, farelere karşı delikleri tıkayıp böcekleri ilaçlamayı, küçücük odada altına çalışma masasını, üstüne şiltesini koyduğu ahşap platformlar kurmayı ve penceresinin önünde özene bezene bir saksı domates yetiştirmeyi yeğliyor. Ama hasat vakti gelip de domatesleri tattırmak üzere tek göz evde yirmi kişiye bir “domates partisi” vermenin keyfi bambaşka oluyor.
www.isteyenokusun.com


***


Cemevi yapımına Sünni işadamlarından destek


» 
ÖMER FARUK RECA- (Altınoluk)- Balıkesir bölgesinin en göze çarpan özelliklerinden biri de çok sayıdaki cemevleridir... Örneğin Altınoluk küçük bir belde olmasına rağmen burada iki cemevi var: İlki Bayram Kaya Körfez Cemevi, ikincisi ise daha geçtiğimiz ay açılan Altınoluk Cemevi.

Bu cemevi, yerleşim merkezinin on dakika dışında ve muhteşem bir konuma sahip. Sırtını dağlara vermiş, cephesi ise denize bakıyor. İçinde ibadet yeri dışında bir de öğrenci yurdu var. Maddi durumu iyi olmayan öğrenciler burada barınıyorlar.

Bu cemevinin varolmasında Alevi Kültür Derneği, Altınoluk Şube Başkanı Hüseyin Altay’ın çok büyük bir payı var. Bu sıcakkanlı insan, büyük çaba harcayarak cemevini tamamlamaya yetecek parayı bulmuş. Belediye Başkanı Hasan Özpolat’ın da katkıları büyük.

Amcalar, teyzeler, nineler, çocuklar, gençler Altınoluk Cemevi’nin açılışında hazır bulundular. Yüzler gülüyordu... Etli pilav yenildi... Şenlik havasında geçen açılış töreni, türküler eşliğinde sona erdi.

Bu açılışın asıl güzel sürprizlerinden biri ise kulaktan kulağa dolaşan bir bilgi. Konuşulanlara göre cemevine Sünni işadamları da bağışta bulunmuş. Bunlar arasında Hattuşa Yönetim Kurulu BaşkanıMehmet Ali Doğan da var. Doğan’ın 100 bin TL bağışladığı iddia ediliyor.