• 11.09.2013 00:00

 Hani bazen işyerine giderken ayaklarınız geri geri gider ya... İşte tıpkı öyle bir şey... Hani müdürünüz yine ne yapacak, ne diyecek, hangi konuda sizi suçlayacak, hangi yeni kararlar alınacak, bu kararlar sizi kötü etkileyecek mi, şirketin hâli ne olacak, kapanacak mı, işten çıkarmalar olacak mı... Bütün bu belirsizlikler, tahminler ve söylentiler sizi ürkütür, kaygılandırır, mutsuz eder...

Bir gazeteci için Türkiye’de güne uyanmak aynen böyle bir şey. Kendi adıma konuşayım, bazen güne uyanmak istemiyor, uykuya geri dönmek istiyorum. Değiştirmeye, etkilemeye çalışıyorsunuz, sonra bir bakıyorsunuz, ortada sadece bir hiç var...

Sonra yeniden ameliyata giren doktorlar gibi soğukkanlı bir tavırla eldivenlerinizi kuşanıyor, masanızda duran ağır yaralı meselelere el atıp tamire çalışıyorsunuz... Ancak dokunuşlarınız, sözcükleriniz, formülleriniz yine kifayetsiz kalıyor. Neticede hiçlik var...

En ağırı da ne biliyor musunuz, tedavi ettiğinizi sandığınız hastada eski rahatsızlıkların tekrar nüksettiğini görmek. Bu defa da her şeyin boşa gittiği hissi ruhunuzu karartıyor, karamsarlık böyle başlıyor...

Ben bu ülkeye döndüğümde, AK Parti iktidardaydı ve ülkeme yeniden ısınmıştım. Bir şeyler iyi yönde değişiyordu. Bu da insanı umutlu, azimli, dinamik ve pozitif yapıyordu. Her şeye daha bir dört elle sarılıyordum.

Ancak işe bakın ki neo-akp döneminde büyük kentlerin göbeğinde faili meçhuller başladı. Ülkenin farklı bölgelerinde gösteriler yapılıyor. Bunlara polis çok sert müdahalelerde bulunuyor. Her nedense hepsi Alevi, altı genç öldürülüyor. Bu ölümlerde bütün bulgular polisi gösterirken her şey meçhule karışıyor.Mustafa Sarı 27, Ethem Sarısülük 26, Abdullah Cömert 22, Mehmet Ayvalıtaş 20, Ali İsmail Korkmaz 19 ve şimdi de Ahmet Atakan 22... Bu gençleri öldürenler bulunmadan, toplumdaki adalet duygusu nasıl sağlanır, faili meçhul korkusu nasıl yokolur, devlete güven nasıl inşa edilir...

Devlete güven, adalete güven, sisteme güven toplumsal huzur için elzemdir. O hâlde ne duruyorsunuz, buyurun tamir edin.

***

 


Yatırımcıları uçuran melek

Girişimciliğin bizim kültürümüzde yeri pek yok. Kafanızda bir proje üretmek, o projeye inanmak ve onu hayata geçirmek kolay bir şey değil. Çünkü önünüze pek çok engel çıkıyor. Bu engellerin çoğu da kültürel. Yani, ‘yapamazsın- edemezsin’, ‘sen kendini ne sanıyorsun ki’, ‘yap da boyunun ölçüsünü al’ gibi insanı teşvik eden değil, insanın şevkini kıran yaklaşımlar.

Ancak bu toplumda Gülsüm Çıracı gibi hanımefendiler de var. Bu hanımefendi hayallerinize hayat veriyor. O, kendini adeta girişimciliğe adamış. Hapishanelerdeki mahkûmlara bile girişimcilik dersleri vermiş... Dışarıya çıkınca kendi işlerini nasıl kurabileceklerini öğretmiş.

Sizler, her biriniz faklı işler yapıyor olabilirsiniz, ancak bir projeniz var ve bu projeye gerçekten inanıyorsunuz... Bu durumda Gülsüm Hanım’ın kapısını çalmayı ihmal etmeyin. Gülsüm Hanım, projenizin elinden tutuyor ve gerçekleşmesini sağlıyor. Aşama aşama neler yapmız gerektiği gösteriyor. Projenin ilerlemesini, olgunlaşmasını ve daha cazip hâle gelmesini sağlıyor. Finansal kaynak bulabilmeniz için sizi en doğru ‘melek yatırımcı’yla tanıştırıyor.

Fikri olan, çalışkan, azimli, yaratıcı pek çok isim, Gülsüm Hanım sayesinde hayal bile edemedikleri konumlara gelmişler; işkadını, işadamı olmuşlar...


www.vivahiba.com