• 18.09.2013 00:00

 Yobaz, bizim toplumda faşizm kavramın geleneksel bir karşılığı gibi. Ancak bu sözcük bizde her nedense Sünni İslam’la özdeşleştirilir. Oysa yobazlık, toplumun bütün katmanlarında görülebilecek bir olgu. Sünnilerin yobazı olabileceği gibi Alevilerin de yobazı olabilir... CHP’nin yobazı olabileceği gibi AKP’nin de yobazı olabilir. Çünkü her grubun kendi içinde bir ortalama ayar derecesi var. Ayarınızı kaçırdıkça yobazlığa yaklaşırsınız.

Peki, o hâlde yobazlık ne? Şu: Eğer mevcut önyargılarınız sizi tümden ele geçirmeye başlarsa, karşı tarafı kendi varlığınız için bir tehdit olarak görmeye başlarsınız. Çözüm olarak onlardan uzak durmaya, araya mesafe koymaya, mümkün olduğunca iletişimi kesmeye çalışırsınız. Dışladıkça, uzaklaştıkça, onlara karşı korkularınız daha fazla artar. Bu kez de korkularınızı yok etmek için karşı tarafı yok etmeye kalkarsınız. Bunu onları tümden yok sayarak yaparsınız, olmadı dönüştürmeye çalışırsınız, tutturamadıysanız taciz yoluyla ürkütmeye, bastırmaya, sessizliğe gömmeye çalışırsınız... Daha da tatmin olmadıysanız, hevesiniz çirkin eylemlere kadar gider.

Aleviler yobazlıktan çok çekti. Sadece Sünni grupların yobazlığından değil, devletin Sünni yobazlığından da çekti... Bu süreçde Aleviler karşı tarafla ilgili pek çok önyargıyla bilediler kendilerini.

Şimdi bir şeyler değişiyor. Mesela ne değişiyor? Mesela şu: İzzettin Doğan’ın başkanı olduğu Cem Vakfı ile Gülen Cemaati biraraya gelerek, Ankara’da bir cami-cemevi projesi geliştirdiler. Bu pek çok Alevinin tepkisine yol açtı. Ancak hiçbiri bu tepkinin altını dolduracak nedenleri sıralayamıyor. Anlaşılan o ki çok refleksif, çok aceleci, çok duygusal ve irrasyonel bir tepki bu.

Bu proje, Alevi ve Sünnilerin birbirlerine karşı yıllardır biriktirdikleri düşmanlığı yaralayabilir... Çünkü iki grup bir anlamda omuz omuza ibadet edecekler. Açık açık, gizlisiz saklısız iletişim kurma şansı elde edecekler...

Kimse bu projenin aradaki bütün sorunları çözeceğini beklemesin, bu bir başlangıç, meseleye güzel bir dokunuş, sadece sembolik bir adım.

İşte bu nedenle ben, bazı Alevi örgütlerinin bu projeye yobazca karşı çıkmalarını kınıyorum. Yine bazı müzik şirketlerinin, Cem Vakfı’na bağlı Cem TV’yi yobazca boykot etmelerini kınıyorum. CHP İstanbul Milletvekili Sabahat Akkiraz’ın da bu kervana katılmasına üzülüyorum.

Bu gruplar, Alevilerin kamusal alanda kendilerini ifade edememeleri, tanınmamaları ile ilgili sorunları dile getirip, bu projeye karşı çıkıyorlar. İyi de bu tür sorunlar hükümeti ve devleti bağlar. Burada ise iki sivil grubun kendine özgü bir centilmenlik girişimi sözkonusu. Yine bazıları projenin Alevi nüfusunun dominant olduğu bir mahallede gerçekleştirileceğini, dolayısıyla amacın Alevileri asimile etmek olduğunu söylüyor. İyi de bu projeyi başlatan Cem Vakfı. Dolayısıyla onların seçtiği bir alanda inşaat başlatıldı.

Kısacası Aleviler, cami-cemevi projesi konusunda içine düştükleri Sünniler tarafından ele geçirilme kokusunu üzerlerinden atmalılar. Yeni gelişmeleri, geçmiş olaylardan öğrendiğimiz korkularla değerlendirirsek, hem Aleviler olarak kendimize hem de başkalarının iyi niyetine haksızlık etmiş oluruz. Yoksa korkularla nereye, tabii ki hiçbir yere...


www.vivahiba.com

***


Belediyeden indim muhtarlığa

Side, Güney’in en parlak tatil yörelerinden biri. Ufak tefek bir yer ama iki ayrı uluslararası etkinliğe sahip. Bu anlamda büyük şehirlerle yarışıyor. Bizzat Side Belediyesi’nin düzenlediği etkinliklerden biri, Air Show’du. Diğeri ise önceki hafta sona eren Uluslararası Side Kültür ve Sanat Festivali’ydi. 13’üncüsü yapılan festivale Viyana Klasik Orkestrası’nın getirilmesi ise çok seksiydi.


Ancak belediye statüsündeki Side, yeni dönemde Manavgat’a bağlı bir köy olacak. Çünkü Anayasa Mahkemesi, 13 ilde büyükşehir belediyesi kurulmasına ilişkin yasanın iptal istemini reddetti. Bu durumda yasa yürülüğe girecek ve Side, statüsünü kaybedecek. Ne diyebilirim ki Side Belediye Başkanı Abdulkadir Uçar’a sadece geçmiş olsun diyebilirim.