• 2.10.2013 00:00

 Türkiye gazetesinin televizyon reklamında, inkâr edilmez bir toplumsal olguya vurgu yapılıyor: Halk pek çok şeyi aşmış; bilgi ve analiz yeteneğiyle gazeteciyi bile aşmış...

Eğer önceki gün açılan demokrasi paketiyle ilgili bir TV reklamı yapılsaydı, Türkiye gazetesi reklamındaki bu şablon aynen kullanılabilirdi. Bir yanda paket, bir yanda halk... Halk aşmış, paket ise geriden geliyor.

Paketin açıklandığı gün, bazı TV kanalları sokaktaki bireylere mikrofon tuttu. Orada da açıkça görülüyordu ki halk, siyasi bağnazlıkları çoktan aşmış... Özellikle Kürt vatandaşlar inanılmaz güzel analizler yaptılar. Analizlerinin özü ise şuydu: Paket iyi güzel ama çok yetersiz; beklentileri karşılamıyor. Oysa hükümetin daha iyisini yapmaması için hiçbir sebep yoktu.

Evet, Türkiye halkı paketten çıkacak en yenilikçi kararlara dahi hazırdıAma bu yenilikler paketten çıkmadı.

Hepimiz, barış sürecinin devam ettiği şu kritik dönemde çıkacak paketin önce Kürtleri, sonra Alevileri ve daha sonra da bütün Türkiye’yi memnun etmesini bekliyorduk. Ülkenin normale dönmesi için bu öncelik sıralaması önemliydi.

Ancak paket Kürtleri de Alevileri de memnun etmediGültan Kışanak ve Ahmet Türk’ün açıklamaları bunu gösteriyor.

Kürtlerin memnuniyetsizlik listesindeki temel başlıklardan biri, anadilde eğitim hakkının sağlanamamış olmasıydı... Kışanak, özel okullarda bu konuda yapılacak düzenlemenin sadece birözgürlük olduğunu, bunun ‘hak’ anlamına gelmediğini vurguladı.

Alevilerin memnuniyesizlik listesinin başında ise cemevlerine ‘ibadethane’ denememesi ve resmî bir statüye kavuşturulamaması geliyordu. Oysa bu en temel beklentiydi.

Yani Kürtlerin de Alevilerin de temel beklentileri suya düştü. Oysa Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda yaşadığı zihniyet dönüşümünde, Kürtlerin ve Alevilerin çok önemli bir rolü var. Onların mücadelesi olmasaydı, Türkiye bu noktaya gelemeyecekti. Nitekim Şair Bejan Matur’un şu twiti bu hayalkırıklığını gayet güzel özetliyor: “Paketin özeti; Türkiyede Kürtlerin ve Alevilerin mücadelesi kendilerinin değil ama diğer kimlik ve grupların demokratikleşmesini sağlıyor!

Bu durum biraz şuna benziyor: Banyoda güzel güzel yıkanırken aniden sular kesiliyor ... Bekle ki gelsin, ne zaman gelir, gelecekte gelir...

Paket o kadar da kötü değil. Beni çok sevindiren nüanslar da var. Bunlardan sadece birinden, nefret suçları konusundaki düzenlemeden bahsetmek istiyorum. Çünkü bu düzenleme benim için çok özel; çok titizlendiğim, üzerine çok titrediğim bir konu. Hatta 2008 yılında bu gazetede yazdığım bir yazının başlığı aynen şuydu: “Nefret Suçları yasasına ülkenin çok ihtiyacı var”... Nitekim aradan beş yıl geçti ve o yazıda dillendirdiğim bir hayal, bugün gerçek oldu. Bu maddeyi hazırlayanlara buradan teşekkürlerimi gönderiyorum.

Ancak maddede netleştirilmeye ihtiyacı olan bir tanımlama var. Deniyor ki: “Belirli suçlar, kişinin, dili, ırkı, milliyeti, rengi, cinsiyeti, engelliliği, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini veya mezhebi nedeniyle işlenirse, cezası daha da ağırlaşacak.

Bence buradaki “cinsiyet” sözcüğü yerine, “cinsel kimliği” tanımı kullanılmalı. Çünkü “cinsiyeteşcinselleri açıkça kapsamıyor. Madem nefret suçlarının en büyük kurbanı eşcinseller... O hâldenefret suçları yasası, hiçbir endişe ya da muammaya yer verilmeden, eşcinselleri kapsamalı. Öteki türlü, ayrımcı bir nefret suçları yasası olur ki bu da yasanın doğasına aykırı olur.



www.vivahiba.com

twitter.com/hidirgevis