• 6.10.2013 00:00

 

Dost musun, düşman mısın!

Arkadaşlıklarımızda, karşı tarafı kum torbası yerine koymaya çok meyilli insanlarız. Bu nedenle ilişkiler çoğu zaman bir katlanmaya dönüşür. Oysa ilişkide katlanma değil, paylaşma, anlama ve bunun getirdiği konfor ön planda olmalı...

Daha başlara gidelim. Arkadaşlığın doğuşuna... Ortak çıkarlar, ortak ilgi alanları ve ortak geçmiş, zamanın teknesine akar, yoğrulur, mayalanır ve arkadaşlık doğar.

Arkadaş denen kişi, yanında daha rahat ettiğiniz, daha düşüncesiz davranabildiğiniz, daha hesapsız konuşabildiğiniz, aman ne der kaygısı taşımadığınız, yanlış anlaşılma telaşına düşmediğiniz, karşısında pijamayla oturabildiğiniz, içinizi döküp omzunda ağladığınız insandır.

Ancak bu yönleriyle arkadaşlık istismara son derece açık bir ilişki tarzı. Öyle ki hassas bir teraziye ihtiyaç duyar. Ayarı tutturamadığınız vakit, keyif vermekten çok ciddi bir psikolojik tacize dönüşür. Bu da hem kariyeriniz hem de kişiliğiniz için önemli zararlar doğurabilir. Hele bir de bu ilişki bağımlılıktan dolayı son bulamıyorsa, en büyük düşmanınız en yakın arkadaşınız hâline dönüşür. Yani Amerikalıların ‘Frenemy’ dediği durum.

Peki, size zarar verecek bir ilişkiyi baştan kontrol etmek, kendinizi korumak, ilişkinizi korumak için neler yapmalısınız. İşte benim önerilerim.


» Sizi taklit etmeye zorlamayın: 
Hepimiz taklit edilmek isteriz. Böylece her ne yapmış her nasıl davranmışsak, onda haklı olduğumuzu düşünür, ‘bu işte yalnız değilmişim’ diyerek suçluluk hissine kapılmayız. Örneğin biz ne satın alıyorsak, arkadaşımızın da aynı şeyi satın almasını, bizi bu konuda taklit etmesini isteriz. Hayır, buna hakkınız yok, ihtiyacınız da yok... Arkadaşınızı zorlamayın...


» Eşit olmaya çalışmayın:
 Evet insanlar eşit ama insanlar sadece devletle ilişkilerinde vatandaş olarak birbirleriyle eşittir. Ama gerçekte eşit değildir. Arkadaşınız sizden daha zeki olabilir, daha başarılı ve yetenekli olabilir ya da tam tersi olabilir... Onu kendi seviyenize çekmeye çalışarak kendiniz iyi hissetmeye çalışmayın. Ya da onunla rekabete girmeyin...


» Arkadaşınızı motive edin:
 Arkadaşınız nasıl bir proje gerçekleştirmek istiyorsa o konuda kendisini motive etmeye çalışın. Karşılaşacağı olumsuzlukları vurgularken, bunları, projeden vazgeçmesi için bir engel olarak değil, projeyi gerçekleştirmesi için aşması gereken zorluklar olarak yansıtın.


» Beğenilere yorum yapmayın:
 Arkadaşınız bir elbise ya da bir kadınla ilgili beğeni yorumu yaptığında, tam tersi bir yorumla karşılık vermeyin. Unutmayın zevkler görecelidir. Yaptığınız negatif yorumla aslında onun beğenisini aşağılamış olursunuz. Beğenileri kritize etmek değil, saygı göstermek en doğrusu.


» Bırakın sizi kullansın: 
Bizde herkes kullanılma korkusu taşır, ‘arkamdan enayi demelerini istemem’ derler. Oysa bu çok ilkel bir korkudur. Bırakın sadece arkadaşınız değil, başkaları da sizi kullansın, tabii eğer kullanılacak bir meziyetiniz varsa. Bu noktada sizin birine destek olurken aldığınız tatmin duygusu ve bunun kazandırdığı özgüven daha önemlidir, gerisi boş. Ayrıca iyiliğinizin karşılığını aynı insandan almak zorunda değilsiniz. Bir gün bir başkası da size, sizin ihtiyacınız olan iyiliği yapar.


» Randevunuza uyun:
 İlişkideki samimiyete güvenerek arkadaşınızla yaptığınız randevu saatlerinde keyfî oynamalar yapmayın. O’nu başka buluşmalar için yedeğe almayın.


» Monolog değil diyalog:
 Arkadaşınız konuşurken siz o sırada ne söyleyeceğinizi düşünmeyin, yani arkadaşınızı gerçekten dinleyin. Siz söze başladığınızda ise karşı tarafın da en az sizin kadar konuşmaya hakkı olduğunu unutmayın.


» İzolasyon yapmayın:
 Kendinizi arkadaşınız için tek alternatif olarak sunmaya çalışmayın. Tanıştığı her insanı, ona kötülemeyin. Bırakın başkalarıyla da arkadaş olsun, engel çıkarmayın. Bu ilişkilerinin size de yararı olur.



www.vivahiba.com

twitter.com/hidirgevis

***

 


Eylül ayı İstanbul anıları


» SEMİH FIRINCIOĞLU- (İstanbul)-

• İstanbul Bienali’nin yer aldığı mekânlardan biri de Galata Rum İlköğretim Okulu. Harikulâde bir okul binası. Sanırım bu binanın sergi için kullanılabilmesinin bir nedeni de şehirde okula gidecek Rum kalmamış olması. Binada buna dokunan bir sanat yapıtına rastlamadım.

• Twitter’ın ne ölçüde yaygın olduğunu biliyorum ama sanat yapıtlarına bu derece yansıyabileceği aklıma gelmemişti: Bienal’de artistik nesnelerin üstüne yazılmış, ne manaya geldiği anlaşılmayan “manalı” vecizelerin bolluğuna şaşırdım.

• Bir elinde üst üste koyduğu Marlboro sigara paketi, çakmak ve cep telefonu taşıyan genç erkeklerden hâlâ var.

• Metroda genç bir kız kalkıp bana yer vermek istedi, ben de (gülümseyerek) “Çok teşekkür ederim ama lütfen moralimi bozmayın, henüz o kadar yaşlanmadım” dedim, utandı, yüzü kıpkırmızı oldu, geri oturup yere falan bakmaya başladı. Kulağına eğilip “espri yapıyorum yahu” diyeyim dedim ama işin daha da çapraşıklaşacağını düşünüp vazgeçtim, kendi kendime “gördüğün her metroyu New York sanma, dangalak” dedim.

• Eğitim veren hastanelerdeki doktorların akademik unvan edinmekteki amaçları fiyat tarifesinde yukarılara tırmanmak gibi görünüyor: Hastaya bakan doçentse düz doktordan daha fazla, profesörse doçentten bayağı daha fazla ücret alıyor. Başka kaç ülkede böyle bir düzen vardır bilemiyorum.

• Türkiyelilerin en sıradan muhabbetlerde bile parmak uçlarını birleştirdikleri sağ ellerini havaya kaldırıp “aslında” ya da “esasen”le başlayan izahî monologlara koyulma huyları aynen devam ediyor. Bir eleştiri karşısında “sanki sen...” çevirmesi de galiba hâlâ en tercih edilen savunma yöntemi.

• Otomobil fiyatlarının Amerika’nın iki misli, benzinin de belki de dünyanın en pahalı benzini olmasına karşın, nasıl olup da bu kadar çok insanın araba edinip yollara düşebildiği soruma yine doğru düzgün bir yanıt alamadım.


www.isteyenokusun.com