• 13.11.2013 00:00

 

Atatürk olmasaydı, olur muyduk olmaz mıydık

Her şey o ilanla başladı.

10 Kasım günü, Akit gazetesi sayfalarından biri, simsiyah çıktı. O siyah tam sayfa üzerinde sadece şu sözler vardı: “Olmasaydı da olurduk... 1881-1938” Sayfanın altında ise ‘Sancaktar’ dergisinin imzası vardı.

Bu ilan, Koç Grubu’nun, Atatürk’e atıfta bulunan “Olmasaydın... Olmazdık” ilanına gönderme yapıyordu.

Hâliyle Akit gazetesindeki bu ilan, sosyal medyayı birbirine kattı. Gazetecilerin de tepesini attırdı. Hatta bu gazetecilerden en makûl olanı bile rüzgârın estiği yönden meseleyi yorumlayarak ilanın saygısız ve kışkırtıcı olduğunu iddia etti.

Oysa Akit’in ilanı kışkırtıcı sayılabilirdi ama saygısız değildi. Ayrıca negatif değil, pozitif bir kışkırtıcılık vardı ilanda. Okurları tersinden düşünmeye itiyordu.

Atatürk hakkında ‘Olmasaydın... Olmazdık’ ya da ‘Olmasaydın da olurduk’ türünde bir ilan için söylenebilecek tek şey şu; siyasi bir dergi için bu tür bir ilan vermek tuhaf olmayabilir ama ticari bir kurum adına bu tür bir ilan vermek doğru değil.

Bütün bu sapanla taş atışlarının sebebi ise Türkiyeli ‘laiklerin’ kronikleşmiş bir davranışı... Bu kesim, toplumu Atatürk’e borçlandırarak birlik sağlanacağını düşünüyor, dolayısıyla bu bilinci yaymak için çaba harcıyor. Ancak bu çaba doğru bir çaba değil. Çünkü hiçbir kurumun ya da hiçbir kişinin birilerini birilerine borçlu kılma hakkı olamaz. Herkes hesabını kendi adına yapmalı, kendi adına konuşmalı...

Ben, Hıdır Geviş olarak, ‘bugünümü Atatürk’e borçluyum’ diyebilirim. Ama kalkıp da siz okurlara, ‘hepimiz bugünümüzü Atatürk’e borçluyuz’ deme hakkım olamaz. Dersem densizlik etmiş olurum, o nedenle kendi adıma konuşmalıyım.

Demem o ki birileri kendilerini Atatürk’e borçlu hissedebilir birileri de hissetmeyebilir... Ama lütfen herkes açık ve net, kendi adına konuşsun, başkaları adına değil.


Akit
 ilanının Facebook ve Twitter kazanını nasıl kaynattığına gelince... Gençler bu konuda adeta cinnet geçiriyorlar, ağızlarına ne geliyorsa yazıyorlar. Örneğin Twitter’da ‘Atatürk olmasaydı babanız belli olmazdı’ gibi iğrenç bir hashtag açıldı. Hatta bu hashtag altında, geleceğimizin emanetçisi olan bir kısım gençlerin, nasıl da ar damarı çatlamış bir üslup kullandıklarını merak ediyorsanız, bir kaçını buraya aktardım.

*Ulan duyduğunuz su ezan Atatürk sayesinde Pis Nankörler

*Dedik gene de anlamıyorsunuz değil mi... Lan p.ç olursunuz p....ççç QK ? :)

*Ve insan yemek yediği kaba s.çmaz arkadaşlar. Biraz saygınız olsun orda canını veren insanlara.

*Dininiz belli olmazdı, milliyetiniz belli olmazdı.

***


Takım elbise giymeyen gazeteci

Gazeteci Savaş Ay’a Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Kendisine hiçbir zaman sempati duymadım. Nedenini bilmiyorum, bunun için belki de bir psikolog koltuğuna oturmam gerekiyor. Ama bildiğim bir şey var; bana hitab eden, dokunan hiçbir işini hatırlamıyorum.

Ancak Savaş Ay’ın ölümünün ardından oturup düşününce, çok önemli bir farklılığı kafama dank etti. Kendisiyle aynı jenerasyondan gazeteciler gibi takım elbise giymedi. Başında şapkası, üzerinde kat kat tişörtleri, gömlekleri, ayağında botları, yandan cepli pantolonlarıyla hep spor kaldı hep muhabir gibi göründü Savaş Ay ...

Savaş Ay’ın bu tutumu bile kendisini başlı başına bir devrimci kılar aslında... Gazeteciler medyada yükselince bürokratlara benzerler... Niye bilmiyorum, belki de takım elbise giymek,tepede kalmak için bir çeşit sigorta poliçesi gibi bir şeydir onlar için. Ancak Savaş Ay o yoldan gitmedi, kendi yolunda yürüdü. Sırf bu yüzden kendisini hep sevgiyle anacağım.

***

 


Üzüntü satan gazeteciler

Gazeteci milletinde, mesleklerini fazla abartma, fazla ciddiye alma durumları vardır. Kendilerini kahramanlaştırmayı çok severler. Kanlarının son damlasına kadar gazetecilik yapma gibi bir inanışla davranışlarını biledikçe bilerler. Bu nedenle bazen, densizce davranışlarını gazetecilik sanırlar.


Savaş Ay
’ın ölüm haberinin üzerinden daha bir kaç dakika geçmiş geçmemiş... Sosyal medyada, kendini O’nun arkadaşı olarak gören gazeteciler, Savaş Ay resimleri paylaştılar... Resim altına da dokunaklı, şiirsel sözler döşendiler. Gündemin sıcaklığı nedeniyle, Twitter’daki bu foto mesajlar yüzlerce RT aldı tabii. Hatta Can Dündar, Savaş Ay’la hastanede çektirdikleri son ve özel bir fotoğrafı bile paylaştı ve 806 RT aldı. Bu da yetmedi, öldüğü daha dün bir bugün iki hemen sıcağı sıcağına bir de viral belgesel hazırlayıp sosyal medyaya sundular. Can Dündar yine aynı ağlamaklı ses tonuyla belgeseli seslendiriyor. Yani bu fırsat da kaçırılmadı ve bir kariyer cilasına dönüştürüldü.

Emim kendilerine sorarsanız bunu Savaş Ay’ın aziz hatırasını canlı tutmak için yapmışlardır. Bense böyle bir durumda ister istemez soruyorum; başkasına değil, kendime soruyorum... Ölümün verdiği üzüntü, sarsıntı ya da şok, insanı sessizliğe çeker. Acaba Savaş Ay’ın bu gazeteci dostları, bir süre sessiz olmayı, biraz da olsa üzüntüleriyle baş başa kalmayı neden beceremediler...



www.vivahiba.com

twitter.com/hidirgevis