• 25.12.2013 00:00

 Gülen Cemaati ve AK Parti arasında çok açık bir savaş yaşanıyor. Eskiden bu savaşı dillendirenlere ‘fitneci’ deyip kızıyorlardı. Şimdi iki taraf da dillerinin en kemiksiz hâlleriyle adeta bir gladyatör gibi birbirleriyle çarpışıyor.

Bu kavgayı sosyal medyadan üzerinden bazen ağzım beş karış açık izliyorum. AK Parti de Cemaat de kendilerine bağlı insanlarla birlikte hiç yorulmaksızın mücadele ediyor. Bu sosyal medya muharebesinde gazeteciler büyük rol oynuyorlar. Hatta onlar biraz da kendi bulundukları tarafın kolordu komutanları gibiler. Her biri takipçilerinden oluşan bir Kocatepe’ye çıkıp, oradan aşağılara efsunlu sözcükler savuruyorlar. Bu sözcükler, ideolojik bir nükleer bomba gibi kişiden kişiye yayılarak, her düştüğü noktada yeniden parçacıklara ayrılarak etkisini kitleselleştiriyor. Sonuçta ortaya, davaları konusunda inançlı, motivasyonu tam, enerjisi yüksek bireyler çıkıyor...

Aslında bütün bu olup bitenler çok ciddi bir ikna savaşı. Herkes diğerini kendi argümanlarıyla ikna etmeye çalışıyor. Gazetecilerin rolünün bu kadar abartılı olmasının sebebi de bu. Onlar sözcüklerin efendisi. Bir şeyi en yalın, en kısa, en çarpıcı formatta anlatıp nasıl ikna edeceklerini, karşı tarafın argümanlarını nasıl boşa çıkaracaklarını çok iyi biliyorlar.

Bu savaşta sağlıklı düşünmek istiyorsanız bütün bu enformasyon yağmurundan kendinizi korumalısınız. Yoksa dün ona bugün buna inanıp bertaraf olursunuz valla.

Bütün bu mekanizmadan kendinizi koruman bir yolu daha var. İkna bilimini, kurallarını bilmek. Böylece nasıl bir mekanizma içinde olduğunuzu görebilirsiniz.

Önceki gün Twitter’da sevgili R. Erdem Kul, bir video paylaştı. Bu, video yazarı Rober Cialdini’ninİknanın Psikolojisi kitabının animasyonu. Hatta animasyonu Selim Geçit Türkçeleştirmiş. Ben, o videoda söylenenleri neredeyse kelimesi kelimesine alarak buraya aktarıyorum.

“Bir taleple karşılaştığınız vakit buna ‘evet’ veya ‘hayır’ dedirten faktörler nelerdir. Bilim insanları yıllardır bunları inceliyorlar. Biz de bir konuda karar verirken, verileri ölçüp biçip değerlendirmek yerine, özellikle de zaman baskısı nedeniyle hızlı karar vermek için bazı kısa yollar, bazı işaretler kullanıyoruz. Bu kısa yollardan iknayı etkileyen faktörlerden altı tanesi çok önemli.


• 1- Karşılık yaratmak:

Karşılık yaratmak bize yapılmış bir iyiliği karşılıksız bırakmama alışkanlığıdır. Örneğin bize iyilik yapmış birinden gelen talebe evet dememiz daha yüksektir. Restoranlarda bir deney yapılmış. Garson hesabı getirirken içine bir tane nane şekeri koyunca bahşişler yüzde 3 artmış, iki tane koyunca yüzde 14 artmış... Garson, tek bir şeker verip sonra duraksayıp geri döndüğünüzde ve ‘Siz tatlı müşterilerimiz için bir nane şekeri de benden’ dediğinde, bahşiş yüzde 23 artmış. Dolayısyla burada ne yapıldığı kadar nasıl yapıldığı da önem kazanmış oluyor.


• 2- Azlık:

İnsanlar az olan şeyi daha çok elde etmek isterler. 2003’te Londra- New York arasındaki Concorde uçak seferlerini etleyeceğini açıklayan havayolu şirketinin bilet satışları tavan yapmış. Çünkü müşteri artık olmayacak bir şeye daha fazla ilgi gösteriyor. Dolayısıyla bir ürünü ya da düşünceyi karşı tarafa avantajlarıyla sunmak yetmiyor, onlara şayet bizim önerimizi gözönüne almazlarsa neler kaybedeceklerini anlatmamız lazım.


• 3- Otorite:

Eğer öneri kendi alanında tecrübeli birinden geliyorsa ikna olmamız daha kolay. Bu arada birini etkilemek istiyorsanız o alandaki bilgi, tecrübe ve yetkinliğinizi karşınızdakine siz değil bir başkasının aktarması daha iyi olur.

Örneğin bir emlak şirketinde şöyle bir deney yapılmış. Müşteri aradığında, santral memuru şirketteki görevli kişiyle ilgili ufak bir bilgi aktarmış. Evini kiralamak isteyen biri aradığında ‘Sizi Susan’a bağlıyorum, kendisi 15 yıldır şirketimizde bu işi yapan, tecrübeli biridir, bir saniye hemen bağlıyorum’ diyormuş. Bu sayede randevularda yüzde 20, sözleşmelerde ise yüzde 15 artış olmuş.


• 4- Tutarlılık:

İnsanlarda daha önce yaptıkları şeylere bağlı kalma alışkanlığı var. Bunun mekaniği şöyle oluyor.

Şöyle bir deney yapılmış: Bir dernek, iki ayrı mahalleye pek de hoş görünmeyen eciş bücüş pankartlar götürüyor. ‘Bu pankarları evinizin önüne asar mısınız, dikkatli araç kullanımı meselesine dikkat çekmek istiyoruz’ deniyor. Ancak bu mahallelerden birine dört gün önce çok şık, albenili pankartlarla gidiyorlar ve o mahalleli pankarları asmayı kabul ediyor. İkinci gidişte ise ilk defa gidilen mahalle pankartları asmayı reddederken, ikinci defa gidilen mahalle pankartları beğenmese de asıyor. Çünkü bir önceki kararları konusunda uyumlu ve tutarlı olmak istiyorlar.


• 5- Beğeni:

İnsanlar beğendikleri insanlardan etkileniyorlar. Beğeni neye göre oluşuyor peki? İnsanlar kendilerine benzer insanları beğeniyor, kendilerine iltifat edenleri beğeniyor, aynı hedef doğrultusunda birlikte çalıştıkları insanları beğeniyor. Bunun da deneyi var ama yerim dar.


• 6- Toplumsal kanıt:

İnsanlar doğası gereği kararsız kaldıklarında kendilerinden önce çoğunluğun verdiği kararlara bakıyor ve ona göre hareket ediyor. Bu da deneylerle kanıtlanmış.”

***


Instagram’da volta atan bir restoran: Hristo

Sosyal medya, özellikle küçük işletmeler ve firmalar için müthiş fırsatlar barındırıyor. Bu alanı bazıları kullanamıyor ama bazıları çok iyi kullanıyor ve karşılığını da alıyorlar.

Tarabya’daki Hristo Restoran’ın işletmecileri Yasin Yıldız ve Sayim Gökçe de bu işin önemini kavramışlar. Yasin Bey, fotoğraf paylaşım sitesi olarak nam salan Instagram sayesinde pek çok yeni müşteri kazandığını söylüyor. İnstagram’a mutfakta pişen her şeyin resmini koyuyor... Güveçte suflenin, balık böreğinin ve deniz ürünlerinden yapılma patlıcan sarmanın fotoğraflarını gören insanlar, ister istemez etkileniyor ve merak ediyorlar... Bir süre sonra da Hristo’nun müşterileri oluyorlar. Tarabya’da tertemiz bir restoran Hristo. Balık böreği olağanüstü lezzetli, patlıcan sarma da öyle...



www.vivahiba.com

twitter.com/hidirgevis

http://www.taraf.com.tr/hidir-gevis-2/makale-cemaat-ve-ak-parti-arasindaki-ikna-savaslari.htm