Kurban Bayramı ve Hortlayan Kan Muhabbeti

  • 21.10.2012 00:00

 

 

 

İnsanın tek başına eda edemeyeceği ameller, yalnızken gereği gibi teneffüs edemeyeceği mevsimler vardır. Bunların eda ve ifası ancak başkalarıyla birlikte bulunduğumuz zaman mümkün olur. Cuma namazı böyledir mesela, zekât böyledir… Aynı durum bayramlar için de söz konusudur. Bayram neşvesini ancak dostlarımızla, sevdiklerimizle birlikte olunca yaşarız. Onun için elbette bayram aile büyüklerinin, dost ve akrabaların ziyaret ve bayramlarının tebrik edilmesi şeklinde cereyan edecektir. Önümüzdeki Perşembe Günü Kurban Bayramı. İmkanı olan müminler kurban keserek, kurban etleri ve kanları ile değil ancak takvaları ile Rabbımıza ulaşılacağı bilinciyle hareket edecekler. Ancak kaç zamandır bitmek bilmeyen ve her kurbanda hayvan severlik üzerinden hortlayan kan muhabbeti üzerine Taraf Gazetesinden Ramazan Rasim’in yayınlanan son yazısını sizlerle paylaşmak istedim.

Ağzında kürdan, lahmacun siparişi vermiş Brigitte Bardot

“Müslümanlıktan iki şeyi atsak, dünya Müslümanlarının sayısı iki katına çıkar” diye kulaklara fısıldayan şeytanın bozguncu sesini duymuşsunuzdur.

Bunlardan ilki tesettürdür. Özellikle de kadınların saçlarını örtmesi kısmı. İkincisi ise kurbandır.

Listeye bir de abdestte ayakların yıkanmasını ekliyorum. Çorapları çıkarıp ayakları henüz icat edilememiş abdest uyumlu çeşmelerin altında yıkamamızı sağlayacak mestiyan fetvayı, ya da mest yaşına gelmeyi merakla beklemekteyim doğrusu. Bu teze göre vakit namazlarında cami cemaatinde ciddi bir artış olur mu bilmem ama camilerin ıslak ayaktan daha kötü kokacağını garanti edebilirim.

Esasen tüm amacı cehenneme yandaş toplamak olan şeytanın Müslümanların sayısını iki katına çıkarmak gibi bir derdi olmadığı açık. Mekkeli müşrikler, Müslüman olan hemşerilerini caydırmak için baskı yapmaya önce en zayıflardan başlıyorlardı. Bugünün ulaştığı kent yaşamı için de tesettür ve kurban en zayıf halkalar olarak görülüyor. Bu nedenle de dinî tartışmaların çoğu bu iki konu üzerine dönüyor.

Önümüzdeki hafta Kurban Bayramı. İşyerinde, serviste, otobüste, gazete köşelerinde, televizyon ekranlarında bol bol aynı konunun etrafında dolaşılacak. “Kestiğin hayvanın kanı akarken gözlerinin içine bakman lazımmış”tan, “kasaptan otuz kilo et alıp dağıtsan da olur”a kadar geniş bir aralıkta kurban tarifi yapılacak.

Bir kere, yumurtaya can verenin Allah olduğuna inandıktan sonra, hayvan kesmenin ibadeti mi olurmuş diye sorgulamak protein eksikliğinden kaynaklanıyor olabilir. Acilen kırmızı et öneririm. Üzgünüm, din IKEA yaşam tarzına uygun modüler bir şey değil. İki kapaklı dolabını alayım ama çekmecesi kalsın, diyemiyorsun.

İşin diğer tarafı hayvan kesmenin cinayet olup olmadığı. Kentli kardeşlerime şunu söyleyeyim.Lahmacunlar, dürümler, sucuklar, takolar, kokoreçler gönüllü organ bağışı yapan eceliyle ölmüş ineklerden yapılmıyor. Dünyada bir besin zinciri var ve o zincirdeki herkesin dişi, midesi ve bağırsağı o yiyeceği öğütecek şekilde tasarlanmış. Örneğin bir su aygırı vejetaryendir. Dişleri de bir otu çiğneyecek şekildedir. Su altındayken yanlışlıkla ağzına bir balık ya da kurbağa kaçsa kusar ya da fena hâlde midesi ağrır. Bizim ise kebaplar tam dişimize göre. Daha ilk insandan itibaren avlanmaya başlamışız. Hiçbir yanlış elli bin yıl sürmez.

O yüzden ne elde bıçak, üzeri kan içinde “kan görmek iyidir” diye bağıran Müslüman Patrick Batemanlar olun ne de ağzında kürdan, az önce Yemek Sepeti’nden acılı lahmacun sipariş etmiş Brigitte Bardotlar.

364 gün mezbahalarda yaşanan kurban bayramlarının gözlerden ırak olduğu için batmadığı gözlere, belki mezbahaların bir günü kadar kurbanın kesildiği Kurban Bayramlarında ailece biraraya gelip yemek yiyen dindarların saadeti de batmayıversin.

Amerikan filmlerindeki Şükran Günleri, Noellerdeki hindili sofralara iç geçirerek bakan gözler, kavurma yenen sofralara da “ıyy” diye bakmasın.

Canlıyken tazeliği gitmesin diye kafasına vura vura öldürülen ahtapot salatalarını götürenler, başımıza Vegan Cephesi sözcüsü kesilmesin. En azından Kurban’da minik kuzuların kesilip, ocakbaşı sefası yapılması yasak.

Ne diyeyim, yine de “ıyy” demekten kendinizi alamıyorsanız, eve kapanıp, dindarlarının çamur içinde ceset parçalarının yüzdüğü Ganj Nehri’nde yıkanıp arındığı Hindistan’da, Yontma Taş Devri’nde Paris’in göbeğinde, av hayvanlarının tüyleriyle falan servis edildiği İskandinavya diyarlarında, köpek yenen bir Uzak Doğu ülkesinde doğurmadığı için mübarek bayramı Allah’a şükürle geçirebilirsiniz.

Hem kibir, insanları horlamak gibi büyük günahlardan uzak durursunuz hem de sevap kazanırsınız. Allah et yemeyenlerden çok şükredenleri sever...”

Ellerine, ilmine sağlık Ramazan Rasim. Bu vesileyle tüm okuyucularımızın Kurban Bayramını tebrik ederim.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.