Umuda yolculuk

  • 7.09.2014 00:00

 CB. Seçimleri sonuçlandı. Sn. CB. TC.’yi temsilen ilk defa seçilmiş olarak görevine başladı.  Hükümet değişikliği, barış süreci AKP misyonu ve kongresi, CHP kongresi siyaset gündemimizde ağırlıklı olarak yer alıyor, tartışılıyor ve de tartışılacak.

Bilim insanları, siyaset ve toplumbilim analizcileri Türkiye’deki değişimin çok önemli sonuçlarını bizlere yansıtıyorlar. Bizler de demokratik değişim, barışçı Türkiye okumasını umuda yolculuk olarak onaylarken geleceği inşa etmenin sorumluluğu üzerine tartışalım istiyorum. Öncelikle siyasi parti örgütleri dışında demokratik, sivil alanlardaki örgütlerde hak ve özgürlüklerin kullanımı, kapsama alanları sorgulanmalı. Yeni yaşam çağrısına oy verenler gelecekle ilgili söz ve karar sahibi olma noktasında hangi sendika, dernek v.b. çalışma meclislerinde olacaklar veya varlar.  4 Mart 2014 tarihli torba yasada ulaşımla ilgili çok önemli olan kamusal hizmetlerden parasız yararlanmada ileri bir adım. 60-65 yaş arası indirimli, 65 yaş üstü ücretsiz olduğunun farkında mıyız? 10 milyon emeklinin, öğrencinin, engellinin, kamu çalışanının bu yasal hakkını uygulamayan belediyelerin sorumlulukları ve de yerel siyasetçilerle ilişkileri sorgulanmaya değmez mi? Daha da ötesi bu kazanılmış hakkın kullanılır olmasında örgütlü sendika v.b. yapılar kamusal hizmetlerin ücretsiz olması yönündeki taleplerinin kitle ile buluşması ne durumda? Demokratikleşmenin, doğrudan demokrasinin en temel olgusu örgütlenme, söz, yetki, karar noktasından siyasete yansıyan sonuçları üzerinde durmamız gerekiyor. Ekonomik, demokratik talepler sınıf ve yaşam koşulları gereği siyasal duruşu ifade ediyor. İyi de bu siyasal yapılar ( partiler ) bu talepleri hangi oranda hükümetlere yansıtıyorlar. İşte burada sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, sivil toplum v.b. yapıların varlığı, yaptırım güçleri, 12 Eylül yasaları, küreselleşme süreci sorun olarak karşımıza çıkıyor. Evet tünelin ucu görünüyor. HDP ( Halkların Demokratik Partisi ) Selahattin Demirtaş’ın  şahsında bu görüntüyü düzenin değişmesi, başta 12 Eylül anayasasının çöpe atılması, farklılıkların eşit ve gönüllü birlikteliğine dayalı özgürlükçü,demokratik ve sosyal bir Türkiye umudunu yüzünü güneşe dönenlere gösterdi . Yetmiyor. Alınan milyonlarca oyun örgütlülüğe yansıması da bizleri bekliyor. Karadeniz’de Pontoslar, Lazlar, Hemşinliler, Gürcüler gelir dağılımındaki adaletsizliğe kimlik talepleri ile birlikte siyaset sahnesinde yer almaları nasıl sağlanacak? Fındık ve çay üreticileri sendikaları aracılığıyla bu sömürü, savaş ve zulüm düzenine dur denilebilir.  HDP’nin Karadeniz’de oy oranının geri düzeyde olmasını Veli Küçük’ün Giresun yapılanması, sevgili Hrant Dink’in katillerinin Trabzon ilişkilerine bağlayabiliriz. Kürt düşmanlığını geliştirmek için sahil kentlerindeki üst geçitlere verilen şehit   İsimleri ırkçı milliyetçiliğin doruğa ulaştığını gösteriyor.

Tüm bu olumsuzlukların değiştirilmesi, alınan oyların örgütlenmeye dönüştürülmesi görevine bugünden başlamak gerekiyor. Sistem partilerinin,  sendika bürokrasisinin engellerini aşacak doğrudan demokrasi ve yerel özerklik inşa sürecine başlanmalı veya batıda gündeme alınmasını düşünebiliriz. Barış süreci ile demokratik değişim umudun güvencesi niçin olmasın?

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.