• 30.04.2021 08:28
  • (164)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken; “Rus S-400 hava savunma sistemleri ABD’nin güvenliğini tehdit ediyor. Türkiye ve bütün ABD müttefiklerinin Rus savunma sistemlerinden kaçınmaları çok önemli” dedi.

S-400’ler ABD’yi nasıl tehdit ediyor, bunun açıklanması lazım. Bu sistemler savunma sistemleridir. Ülkeleri gelecek hava saldırılarına karşı korur. Türkiye’de konuşlanmış bir S-400 ABD ana karasını nasıl tehdit eder?

Yoksa gün gelecek ABD ve Batı, Türkiye’yi vuracak da füzeler bu yüzden mi tehdit görülüyor? Bu açıklamanın “NATO sistemleri için tehlike” vs. gibi içi boş söylemlerle analiz edilir bir tarafı yok.

Onların karşı olduğu, tehdit gördüğü şey S-400’ler mi yoksa Türkiye’nin savunma teknolojileri alanında olağanüstü hazırlıkları mı? Mesele tam da burasıdır.

Türkiye sınırları ABD sınırları mı? Sıfır noktasında ABD’nin ne işi var?

O zaman bu tehdit tanımlamasını şöyle mi anlayacağız:

Akdeniz, Ege, Adalar, Karadeniz, Suriye, Irak, ABD denizleri ya da toprağı da biz mi bilmiyoruz. ABD’nin sınırları Akdeniz ve Karadeniz’de mi başlıyor?

Türkiye’nin sınırları ABD’nin sınırları mı oluyor? Savunmalarını bizim sınırlarımızın sıfır noktasından mı başlatıyorlar? Öyle olduğunu varsayalım. Peki, sınırlarımızın sıfır noktasında ABD’nin ne işi var?

Türkiye onlar için tehdit değilse, o büyük yalanlarda olduğu gibi “müttefik” ya da “stratejik ortak”sa, neden sınırlarımıza yığınak yapıyorlar? Neden askeri üsler kuruyorlar? Neden cepheler inşa ediyorlar?

Bu hazırlıklar, Rusya ve Çin için değil, doğrudan Türkiye’ye karşı.

Neden Suriye’de, on yıllardır Türkiye’ye saldıran örgütlere binlerce tır dolusu silah sevk ediyorlar? Neden orada Türkiye’ye karşı ordu kuruyorlar? Neden bizimle dolaylı savaş yürütüyorlar?

Neden Ege adalarını silahlandırıyorlar? Neden Dedeağaç’a askeri yığınak yapıyorlar? Neden bizi Doğu Akdeniz’den sıkıştırıyorlar? Neden Karadeniz’i bir “savaş denizi”ne çevirmek istiyorlar?

Bütün bunlar Rusya için mi, Çin için mi, İran için mi? Asla! Tamamı Türkiye için, Türkiye’ye karşı. Anadolu hâlâ ABD garnizonu mu? Öyleyse bizi bize karşı mı koruyacaklar?

Biz kendimizi hangi tehditlerden korumak için bu silahlara sığındık? Kendileri savunma silahları vermeyip acı bir ambargo uygularken, bu sırada ülkemizi kuşatırken, etrafımızı çevrelerken, niyetlerini açık etmişken ne yapacaktık?

Komşularımızı üzerimize salan, terörü Anadolu’ya yürüten kim?

ABD’nin güvenliği buralardan başlıyorsa bizim güvenliğimiz, Türkiye’nin savunması nerede başlıyor? Türkiye için savunma kavramı ne demek, yeni tehditler nereden geliyor?

Sadece bugün için bakalım: Akdeniz’de, Karadeniz’de, güney sınırlarımızda, uzandığımız her yerde, dostluk kurduğumuz her ülkede, Türkiye’yi öncelediğimiz her hesapta, içeride ve dışarıda, Türkiye’nin güçlenip yükselişini temsil eden her projede karşımıza çıkan kim?

Bütün bunları engelleyen, engellemeye çalışan, bu amaçla ittifaklar kuran, tehdit açıklamaları yapan, cepheler inşa eden kim? Etrafımızdaki ülkeleri üzerimize salan kim? Coğrafyanın bütün terör örgütlerini Anadolu’ya yürüten kim?

Mesele S-400 değil… Bu sistemleri alan Türkiye, ne zaman nerede kullanacağını, aktif edip etmeyeceğini, saklayıp ne zaman ortaya çıkaracağını bilir. Bunu bir pazarlık kozu olarak da kullanabilir. Bu ısrarlı tartışmanın ana gerekçesi bu değil.

Bize: “Saldırıya açık halde kalın, hep bize muhtaç olun” diyorlar.

Bize, “hep avunmada kalın”, “hep bize muhtaç olun”, “hep saldırıya açık halde kalın”, “biz ne zaman, nasıl müdahale edeceksek buna direnecek mekanizmalardan uzak durun” diyorlar.

Bize; “İstersek severiz, istersek vururuz, istersek rejim değiştiririz, istersek koruruz, hiçbir irade öne çıkarmayın, kendi yolunuzu çizmeyin, hiçbir şekilde bizden bağımsız hareket etmeyin” diyorlar.

Bize; Rusya’ya karşı, Çin’e karşı, Müslüman coğrafyaya karşı yeniden eskisi gibi silahlı gücümüz olun, yeniden garnizon, cephe ülke olun. Biz sizi nerede savaşa koşarsak oraya gidin. Hangi ittifaka sokarsak orada durun ” diyorlar.

Bu aklı inşa edebilen, yüzyılların ferasetini bugüne çağıran ülke bunlara evet demez.

Bize; “Birinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzeni bozmayın, Batı’nın Doğu Cephesi olmaktan uzaklaşmayın, sakın ha coğrafyayı kendine getirecek bir hareket içine girmeyin, Atlantik’ten Pasifik kıyılarına uzanan yeryüzünün ana eksenini uyandırmayın” diyorlar.

Biz bunların hiçbirini anlamıyor muyuz sanıyorlar?

Bu aklı inşa eden, yüzyılların siyasi ferasetini bugüne çağıran, dünya yeniden kurulurken merkeze yürüyen, coğrafyanın geleceğini ABD’den bile daha iyi analiz eden Türkiye’nin bütün bunlara “evet” diyebileceğini mi sanıyorlar?

Blinken (ABD); eski dünyanın ezberleri ile konuşuyor. Soğuk Savaş dönemi aklıyla, alışkanlığıyla konuşuyor. Dünya düzeni çökerken, yeni bir dünya kurulurken ABD’nin güç ve etkinlik kaybetmesinin paniğiyle konuşuyor.

Osmanlı’dan sonraki en büyük güç.. Afrika’dan Asya’ya devleşen uyanış.

Ama Türkiye artık onların hazmedebileceği, yönetebileceği, denetim altında tutabileceği, oradan oraya savurabileceği bir ülke değil. ABD, Avrupa başkentlerinden talimatla hareket edecek ülke değil. Artık değil. Bir daha asla olmayacak.

Türkiye coğrafya ve dünya için ABD ve Avrupa’dan çok daha fazla şey söylüyor. Çok daha büyük hedefler gösteriyor. Çok daha ciddi etkinlik kuruyor. Afrika’dan Asya’ya devleşen bir uyanış sergiliyor.

Şunu açık ve net söyleyelim: Türkiye; Atlantik kıyılarından Pasifik kıyılarına, Afrika derinliklerinden Asya’nın ortalarına kadar, Avrupa Birliği ülkelerinin tamamından daha etkin.

Bu olağanüstü bir güç. Osmanlı’dan sonraki en büyük güç yükselişi. İşte insanlığın merkez coğrafyasında, küresel güç haritalarını değiştirecek, dünyanın eksenini sarsacak bir sürpriz bu.

Bin yıldır ana tehdit hiç değişmedi. Bin yıldır tehdit hep Batı’dan geldi.

Dünya bunun farkında. ABD de, Avrupa da… Bu yüzden bu dalganın daha da büyümesini engellemeye çalışıyorlar. Psikolojik baskılarla, askeri caydırıcılıkla, ekonomik saldırılarla, içeride kurulan cephe ile… Yapılan ve yapılması planlanan bütün müdahalelerin sebebi bu.

Blinken da, Biden da, ABD siyasi aklı da, ne kadar derin yapıları varsa onlar da şunu bilmeli:

Türkiye için, her alanda, birinci tehdit ABD’dir. Coğrafya ve dünyaya bakışımız, Türkiye ve dünyaya bakışımız, ABD ve Batı’yı okuyuşumuz, bugünü ve geleceği algılayışımız bize bunu söylüyor.

Bin yıldır bizim için ana tehdit hiç değişmedi. Bin yıldır büyük tehdit hep Batı’dan geldi. Bugün bir kez daha aynı tehdidi tanımladık. Eski cümleler, ezberler bize hiçbir şey söylemiyor. Çünkü biz artık kendi cümlelerimizi kurmaya başladık.

O tarih bitti. Alışacaksınız.

Yüz yıl önce Batı tehdidinin felâketini yaşadık. Bir daha asla yaşamayacağız. Çünkü tarih değişti, suyun akışı değişti. Biz yükseliyoruz, dünyanın geri kalanı yükseliyor. Batı artık dünyanın merkezi değil.

Türkiye artık sizin yönetebileceğiniz, söz geçireceğiniz, dar alanlara hapsedebileceğiniz, ürkütebileceğiniz bir ülke değil. O tarih bitti. Öyle bir dünya yok, öyle bir ABD yok, öyle bir Türkiye de yok.

Buna alışacaksınız.