• 15.11.2019 00:00
  • (1101)

 Erdoğan-Trump zirvesinden ne çıktı? * İçeride kimler hayal kırıklığı yaşadı? * Türkiye’de “Nuh Tufanı” bekleyen var. * Kongre üyeleri nasıl sus pus oldu? * O iki mektup iade edildi, peki niye susuyorsunuz? * Alaycı, küçümseyici kampanya ile Türkiye’yi küçük düşürdünüz.

 Türkiye’deki Erdoğan karşıtları bütün umutlarını Türkiye ile ABD arasında çıkacak krize bağladı.

Ambargo uygulansın, Türkiye ekonomik olarak batsın, siyasi krizler patlasın, Erdoğan’a Suriye’de haddi bildirilsin, ABD ve Avrupa’da yalnızlaşsın..

Gerekirse bir nevi “Nuh Tufanı” Türkiye’yi yok etsin ama yeter ki Erdoğan zarar görsün, gitsin.

Bunun dışında hiçbir siyasi tez, öneri, proje, ülke için bir gelecek umudu yok. Buna ihtiyaç da duymuyorlar.

MUHALEFETİN DURUŞUNU FETÖ-PKK EKSENİ BELİRLİYOR

Çünkü Türkiye’de muhalefetin duruşunu, önceliklerini büyük oranda PKK/HDP ve FETÖ mevzii şekillendiriyor. Onların algısına, bakışına, Türkiye tasarımına göre bir siyaset tarzı kullanıyorlar.

Ne yazık ki, bölgede ve dünyada yürütülen güç mücadelesinde Türkiye’ye omuz vermiyorlar. Küresel ölçekte güç kaymalarını okuyamıyorlar, büyük dalgaya karşı kürek çekiyorlar. Ya da Türkiye karşıtı bir mevzide toplanıyorlar.

TRUMP KARŞITLARI DA ERDOĞAN DÜŞMANLIĞINA BEL BAĞLADI

ABD’deki Trump karşıtları da, azil sürecinde Erdoğan karşıtlığını sonuna kadar kullandı, kullanıyor. Teröre destek, ekonomik ambargo, Suriye’den kuşatma, Ege ve Akdeniz’den sıkıştırma, Ermeni tasarısı şantajı, müthiş bir Erdoğan düşmanlığı, Trump’la hesaplaşmayı Türkiye üzerinden de yürütme gibi.

İki taraf da aynı mevzide, aynı silahlarla saldırıyor. Aynı yöntemleri, aynı siyasi dili kullanıyor, bir nevi aynı ittifakın içinde yer alıyor.

SOÇİ’DE DE AYNISI OLDU

Barış Pınarı Harekâtı başladı, ABD Başkan Yardımcısı Ankara’ya geldi, bizimkiler “Tamam, şimdi ABD faturayı kesecek” diye beklediler. Tam tersi oldu, ABD askerleri bölgeden çekilme durumunda kaldı.

Hemen ardından Soçi’de Erdoğan-Putin zirvesi oldu, bizimkiler yine aynı beklenti içine girdiler. O da hayal çıktı. Harekât da, iki toplantı ve anlaşma da Türkiye’ye olağanüstü güç kazandırdı.

Baktılar olmuyor, işi sulandırmaya, küçümsemeye, değersizleştirmeye başladılar. Popüler masallara, yalan kurgulara sarıldılar, Türkiye’nin ve dünyanın gerçeğinden koptular. Yalanlar üzerinden bir kamuoyu inşasına yatırım yaptılar.

ALAYCI, KÜÇÜMSEYİCİ KAMPANYALAR..

Önceki gün ABD’de yapılan Erdoğan-Trump zirvesinden de çok şey bekliyorlardı. Kriz çıkacaktı, ambargo, yaptırımlar sahaya sürülecekti, iki lider kavga edecekti, Trump Erdoğan’ı zor durumda bırakacaktı ve daha bunun gibi beklentiler..

Görüşmenin devam ettiği saatlerde, bizler Beyaz Saray’da merakla sonucu beklerken onlar Türkiye’de alaycı, küçümseyici, küçük düşürücü, seviyesiz kampanyalar yürüttüler.

Türkiye-ABD ilişkilerinde kopuşlar yaşanacaktı. Bu, içeride depreme yol açacaktı. Onlara iktidar alanı oluşacaktı. Bunun için ABD’deki muhalefetle tam bir dayanışma içinde çalışıyorlardı.

TRUMP, ‘KONGRE ÜYELERİNİ İKNA ET’DİYE YARDIM İSTEDİ

ABD Kongre üyeleri Trump’a yönelik öfkelerini Türkiye’den çıkarıyordu. Bizimkiler de onlarla aynı öfkeyi paylaşıyordu. Görüşmede ise Trump, Erdoğan’dan Kongre üyelerini ikna etmede yardım istiyordu.

Cumhurbaşkanı’nın, “Müsaade ederseniz Kongre’de konuşma yapayım” teklifine, “Şimdilik geniş katılımlı bir basın toplantısı yapalım” diye cevap veriyor, Kongre’nin önde gelenlerini Beyaz Saray’a çağırıyor, Erdoğan’ı dinletiyordu. Bu hareketin ne anlama geldiğinden bile yoksun olanların bunu anlamaları elbette mümkün değil.

CIA’NIN KENDİ KAYITLARI ELLERİNE TUTUŞTURULDU

“Mazlum Kobani” adıyla ABD’ye pazarlananYPG liderinin Türkiye içindeki terör saldırıları bir video halinde Trump’a izletiliyor, vize çıkarıp Beyaz Saray’a götürülmek istenen, Trump’a pazarlanan bu kişinin ne olduğu bizzat kendisine gösteriliyordu. Türkiye, ABD’nin himaye etmek istediği kişi hakkındaki gerçekleri bizzat Beyaz Saray’da yüzlerine çarpıyordu.

Türkiye bu şahısla ilgili dosyayı bizzat CIA’nın kayıtlarından alıp ABD’nin eline tutuşturdu.

MEKTUP İADE EDİLDİ, NE OLACAK ŞİMDİ!

Mektup krizini dillerine doladılar, Türkiye-ABD ilişkilerini o üslupsuz mektuba sıkıştırdılar, bütün bölgenin gerçeklerini o mektup kadar algıladılar. Ama iki mektup da iade edildi hem de Beyaz Saray’daki zirvede... Trump’la basın toplantısında açık açık bu söylendi. Türkiye’de mektubu diline dolayanlardan yine ses yok.

İÇERİDE BÜYÜK ZAAF ALANI, YAYGIN KÖRLEŞTİRME VAR

Bunun gibi daha birçok örnek sıralanabilir. Türkiye’nin gücü dışarıdan görülüyor, içeriden değil. İçeride geniş kapsamlı bir zaaf alanı var ve bu alanı yönetenler coğrafi ve küresel ölçekte gerçeklerin üstünü örtmekte oldukça mahirler.

Ama bu körleştirme bir yere kadar mümkün. Küresel ölçekte güç kaymalarının tersine bir eğilim bu, ve süresi dolacak. Güçlü liderlerin, merkez iktidar alanı güçlendirilmiş ülkelerin dönemine giriyor dünya. Öyle büyük fırtınalar esiyor ki, hiçbir ülke, küçük hikâyelere göre pozisyon almıyor.

VESAYET DÖNEMİNİ ARAYANLAR HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAYACAK

Siyaset tarzı da, yönetme tarzı da, iş tutuş tarzı da değişti, değişiyor. Büyük eğilimler, kuvvetli dalgalar geliyor.

Erdoğan-Putin-Trum gibi liderler arasındaki ilişkiler ve dünya genelindeki güç yatırımlarının seyri herkese çok şey anlatıyor. Bunu okuyamayanların siyaset dili, söylemi silinip gidecek.

Türkiye’yi eski vesayet dönemlerine göre tanımlayanlar büyük hayal kırıklıkları yaşayacak. Bu arayışlara girenlerin başka bir yöntem bilmedikleri ortada.

“RUSYA MI DÜŞMAN,ABD Mİ?”

Bu yüzden de ABD’deki yerleşik sistemin Türkiye içindeki uzantıları olmaktan başka çareleri kalmıyor. Bu da, eskisi gibi bir iktidar alanı vadetmiyor.

ABD’li bir senatörün Erdoğan’a; “Rusya mı düşman biz mi” tarzında sorduğu soru, onların da ne kadar geride kaldığının, dünyanın yeni halini algılama sorunu yaşadığının göstergesi. Erdoğan, “Artık bu tarz siyaset bitti” derken hem onlara, hem içeridekilere çok şey söylüyor.. Anlayana tabi..