Siz içeride birilerinin ‘battık, bittik, yıkıldık, öldük’ diye terane tutturduğuna, kendi ülkelerini kötüleme yarışına girdiklerine bakmayın. Bunlar kendi ülkelerinin ve milletinin felaketinden iktidar devşirme hevesinde olan ve gözlerini kin, nefret bürümüş kifayetsiz muhterislerdir.”

Bu cümleleri Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AK Parti kongresinde söyledi.

Sadece bir örnek vermek isterim: Naci Ağbal AK Parti’de Maliye Bakanlığı ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur.

Naci Ağbal’ın Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığına atanması ile ekonomistler ve uzmanlar “parti içerisinden geliyor” diye şüpheli yaklaşmışlardır. Sonrasında Naci Ağbal’ın itibar sağlaması (Ki, Merkez Bankalarında itibar faiz kararlarından daha önemlidir) ile ekonomistler de Naci Ağbal’ın doğru adımlarını desteklemiştir.

Bu ülkenin genel olarak uzmanlarının tutkulu şekilde partisi, lideri olamaz. Uzmanların tek tutkuları olur, o da ülkelerinin daha müreffeh, daha zengin ve daha aydın bir gelecek içinde olmasıdır.

Nitekim Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ın görevden alınmasının ardından piyasalarda çok sert sallantılar olmuştur.

İndirilmesi istenen faizler serbest piyasada sadece 3 gün içinde yüzde 14.0 seviyelerinden yüzde 20,0 seviyelerine çıkmıştır.

Acaba bunu uyaran uzmanlar mı ülkelerinin felaketinden iktidar devşirebilirler.

Herkes emin olsun ki, iktidarı sadece kendi yanlışları devşirebilir.

***

2017 yılı ocak ayından 2021 yılı ocak ayına 15+ yaş nüfus (çalışabilir insan) 3 milyon 744 bin kişi artış gösterdi. Çalışan sayısı ise sadece 903 bin kişi artabildi.

Türkiye ekonomisi 4 yıldır yerinde sayıyor. 2017 yılında tüketilen elektrik ile 2020 yılında tüketilen elektrik aynıdır (TEİAŞ).

Türkiye 4 yıl yerinde sayacak bir ülke değildir. 90’lı yıllarda bile 4 yıl ekonomi durmamıştır. Artan nüfus ve gençliğin gelecek kaygısı ülkenin geleceği ile izah edilemiyor.

Yapılan doğruları söylemek kadar yapılan yanlışları söylemekte ülkeyi sevenlerin görevidir. Ama iktidarlar açısından medyanın özellikle hataları, yanlışları dile getirmesi daha doğru bir adımdır.

Yanlışlar söylenmeden doğrulara nasıl ulaşılır? Bir toplum yanlışlarla ne kadar yaşatılabilir?

Bakınız TÜİK “Yaşam Memnuniyeti” verilerini sıkça paylaşıyorum: 2004 yılında 18-24 yaş grubunda “mutluyum” diyenlerin oranı %60,9’dan 2020 yılında %47,1’e geriliyor. Ama 55+ yaş üstünde bu oran yaklaşık olarak %58,6’dan sadece %53,4’e geriliyor.

Gençlerde mutluluk oranı -13,8 puan çökerken, ileri yaşlarda bu oran sadece -5,2 puanlık azalışı gösteriyor.

İlkokul ve altı eğitimlilerde de 2004 yılında “mutluyum” diyenlerin oranı yaklaşık 56,1’den 2020 yılında sadece 50,3’e düşüyor. Ama üniversite mezunlarında bu oran %66,8’den %46,1’e geriliyor.

Alt eğitim gruplarında sadece -3,7 puan azalan mutluyum diyenlerin oranı, yükseköğretim görenlerde tam -20,7 puan çöküyor.

Bu ülkede;

-Gençlerin ve

-Yüksek eğitimlilerin yaşadığı çöküşü nasıl çözebiliriz?

Gençlere ve eğitimli kesime hor bakarak sorun çözülebilir mi?

***

Sokaktaki yaşlı teyzelerin bile “içeri atarlarsa atsınlar, korkmuyorum” dediği ortamı nasıl izah edebiliriz?

Yanlışları, hataları söylemeden nasıl ülkemize olan görevimizi yapabiliriz? Evlatlarımızın, torunlarımızın geleceğini 5-6 Hazine garantili müteahhide vermiş olabiliriz. Ama asıl bizim geleceğimiz olan bu evlatlarımız ve torunlarımız için çalışmamız ve varlık bırakmamız gerekmiyor mu?

Bir insan evladı için ve ülkesi için kendini kenara nasıl çekebilir?

Mevcut ekonomik ve sosyal yapı itibari ile karanlık bir geleceğin bizi beklediğini nerede ise bütün uzmanlar biliyor ve dile getiriyor. Bizler uzman isek topluma bu tehlikelerden ve risklerden bahsetmek zorundayız.

Mesela çok basit şekilde sadece bu haftaki parasal durumdan bahsedelim: MB Başkanı değişti ve yabancılar swap ile TL’de aldıkları pozisyonları değiştirmek istiyor. Pazartesi ve salı günü yüzde 20-25 zararla borsada deli gibi hisse senedi sattılar. Tahvil faizleri de yüzde 14’ten üç günde yüzde 20’ye çıktı. Orada da büyük zararla nakite geçtiler.

Acaba yabancıların bu pozisyon değişimi için önümüzdeki günlerde/haftalarda/aylarda alacağı pozisyonları kestirebiliyor muyuz? Yabancıların 2-3 günde dahi yüzde 20-25 zararı göze aldıklarını düşünürsek, esecek fırtınaya hazır mıyız?

Ya da şunu soralım: Yabancıları kendi ülkelerinde 10 yılda kazanacakları parayı Türkiye’de 2-3 günde kaybetmeye kim ve ne gibi nedenler sevk etti?

Birçok yazımda hep şu notu düşerim: Umarım ben yanılırım; ülkem adına ibrahim yanılmış demekten daha güzel ne olabilir. Toplumsal çöküş ve karanlık gelecek konusunda asıl yanılmak istiyorum. Allah’ım n’olur ben yanılmış olayım... Amin.

  • Abone ol