En küçük finansal sarsıntıda suçu “Şer güçlere” yıkma alışkanlığımız yine devam ediyor. Sanki Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal’ı bir gece yarısı görevden onlar aldılar ve piyasaları allak-bullak ettiler.

Daha 4 ay içerisinde onlar buraya tam 20 milyar dolar getirmişlerdi. Artık istikrar ve güvene dayalı bir Merkez Bankası yönetimi oluşuyor diye güvenmişlerdi.

Onlar gelirken düşen kur ve düşen CDS primleri ile biz de içeride epeyce hava da atmıştık. Bakın güvenilir ülkeyiz ve yabancılar geliyor diyorduk.

Kur 7,0 liraya indi, CDS seviyemiz 300’lerin altına geriledi diye Millete meydanlarda-ekranlarda söylüyorduk.

Ve iş bir gecede değişti.

Kur artık yeniden 8,50 sınırında. CDS dersen yeniden 500’lere yol alıyor. Ve son 4 ayda gelen yabancılar da arkalarına bakmadan kaçmaya çalışıyor.

Yabancı işlemlerine bakıldığında birkaç günde yüzde 20-25 zararına işlemleri görürsünüz. İşte o günlerde de “kur sakinledi” diyenlere “bekleyin asıl tehlike sonra” diye defalarca dedik.

Ama ne çare...

Alışılmış artık.

Yıkarsın şer güçlere işi biter gider her şey.

Millet nasılsa sırtına yüklenen yükleri sesini çıkarmadan ödeyip duruyor. Sesini çıkaranları da bir terör örgütü üyesi gruba benzetiriz ve iş biter.

***

Bir gece yarısı kararnamesi bu ülkeye yaklaşık 1 trilyon lira stok maliyeti yükledi. Bu faturayı bütün millet olarak ödeyeceğiz.

Ama dün TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan çok önemli bir noktaya değindi: “Yatırımın sırrı istikrar ve güvendedir” dedi.

Aslında bu sırrı en iyi AK Parti biliyordu. Kendilerinin en başarılı olduğu yıllar 2003-2007 arasında reel ve nominal faiz bugünkü seviyenin çok üzerindeydi.

Meselenin faiz olmadığını, meselenin güven ve istikrar olduğunu o kadrolar çok iyi biliyordu ve görüyordu.

Zaten o kadroların da bir tanesi AK Parti’de kalmadı. Artık danışmanlardan tutun da yönetime kadar gelen fikir: “faiz sebep, enflasyon sonuç” noktasına kilitlenmiş durumda.

Bu kilitlenmenin de piyasaları nasıl kilitlediğini hep beraber görüyoruz.

***

Artık şu noktayı bilelim.

Ülkemize kolay kolay yabancı sermaye gelmez. Yani Hazine garantisi üzerinden fahiş faizler vermezsek tabii.

Ama bilmemiz gereken asıl önemli nokta şu: Yabancı sermaye gelmeyecekse o vakit uygulayacağımız makro politikalar da buna göre şekillenmek zorunda.

Bundan sonra geriye, yani 2020 yılı parasal genişleme ve ucuz kredi yöntemine dönemeyiz. Çünkü artık kasada döviz de kalmadı.

Bugün yüzde 19 faizle 8,50 kur seviyesine ulaştıysak bunun maliyetinin de büyük olacağını bilmemiz gerekiyor. Nasıl ki, geçen hafta yabancı yatırımcıların yüzde 20-25 zararlı işleminin maliyetinin olacağını bildiğimiz gibi...

Artık önümüz karanlık.

Artık ekonomide yeniden durağan ve içe kapanış dönemi gelmiştir. Ve bunun asıl faturası da alt eğitim grupları ile hizmetler sektöründe yaşanacaktır.

2017’den beri yerinde sayan ve istihdam yaratamayan bir ekonomide Millet daha ne kadar bekleyebilir?

Soru sanırım burada...

10 milyonu aşan işsizler ordusu ne yapacak? Yeni katılımcılar ile daha da büyürken, nasıl bir davranış sergileyecek?

Acaba şer güçler teorisi ile avunup aç ve fakir şekilde evde oturmaya mı devam edecekler, yoksa yeter artık mı diyecekler?

Ama burada bir başka mesele şu: Yeni yetişen ve hayata yeni atılan gençler ne olacak?

Onların hayatlarından 4 yıl çaldık ve daha ne kadar bekletebileceğiz?

Kısaca işimiz epeyce zor.

Umarız bir akıl ortaya çıkar ve ülkemiz bu kara talihinden fırsat çıkartabilir. Aksi halde herkes için çok zor günler bizi bekliyor olacak.

  • Abone ol