Hazine garantili -KÖİ projelerinin parasızlıkla ilişkisinin olmadığını yıllardır söylüyorum. Örneğin 2012-13 yıllarında ülkemize tam 147 milyar dolar yabancı sermaye girişi oldu. Lakin biz tam da bu para bolluğu yıllarında ‘para yok’ diye Hazine garantili KÖİ projelerine yol verdik.

Şimdi büyük bir ekonomik buhran içindeyiz ve gerçekten ‘para yok’; ama KÖİ projelerine sürekli para ödüyoruz. Sadece Osmangazi Köprüsüne 2020 yılı Hazine garantisi için 3,3 milyar lira ödedik. O köprüden geçen araçların ödediği yüksek fahiş fiyatlar hariç.

Demek ki, KÖİ işinde mesele kasadaki para değilmiş.

1,7 milyar dolar yapım maliyetli bir köprüye şu parasızlıkta sadece 1 yılda 3,3 milyar lira ödeyebiliyorsak durumu siz düşünün.

Şu an para yok diye Türkiye’miz korona salgınında eve kapanamıyor. Devletin Hazinesi yerine, işçilerin biriktirdiği İşsizlik Fonundan ödenen Kısa Çalışma Ödeneğini dahi kesiverdik.

İşsizlik Fonunu bile kullandırmıyoruz para bitiyor diye.

Ve salgında dünya 1. oluverdik. Günde 55 bin vakayı bir bakıma parasızlık vakası olarak tanımladım.

Nüfusa oranla en kötü ülke Türkiye.

Her gün canlarımız gidiyor.

Bu tabloyu da sizlere bırakıyorum.

***

2020 yılında henüz ortada covid-19 yokken Merkezi Yönetim Bütçesine Milletten 956 milyar 588 milyon lira para toplamayı hedeflemiştik. Ve covid-19 çıktığında bir çok ülke para toplamayı azaltıp, Milletine para dağıtımına gitti. Oysa biz Milletimizden 1 trilyon 029 milyar 493 milyon lira topladık.

Korona yokken hedeflediğimiz paradan tam 72 milyar 906 milyon lira daha fazla para toplayan ülke olduk.

Bu nasıl oldu?

Sadece bir örnek vereyim: Korona çıktığında insanlar toplu taşıma yerine özel araç kullanmak istediler. Ve Türkiye olarak Cumhurbaşkanlığı Kabinesi derhal araç alımına yüzde 50’yi aşan oranda yeni vergi zamları yükledi.

Madem korona çıktı ve Milletimiz de araba almaya koştu ise bunu hemen yüksek vergi ile Milletimizin hizmetine sunmalıydık!

Ve yeni zamlarla da sunduk...

2020 yılı başında araç satışlarından 18,9 milyar lira ÖTV hedeflerken tam 46,6 milyar lira ÖTV tahsil ettik. Ardından da Milletimize korona salgını ile en etkili mücadele eden ülke olarak kendimizi gösterdik.

***

Korona çıkınca 73 milyar lira fazladan para topladık, Milletin araba almasını vergi artışları ile sınırlamaya çalıştık. Ama Millete ise sadece Hazineden 8 milyar lira verdik. Bunun da 2 milyar lirasını IBAN ile geri topladık.

Ve Millete yine korona ile mücadelede örnek ülke olarak kendimizi sunduk.

Şu anda örnek ülke Türkiye Dünya’da nüfusa oranla en yüksek vaka görülen 1. ülke.

***

Bu tekrarları yönetim anlayışımızı daha iyi anlayalım diye verdim. Ama asıl vereceğim örnek şimdi başlıyor.

Eskiden bu Millet evladını okutur ve “biz çektik bari siz çekmeyin” derdi. “Biz okumadık evladım siz okuyun da ülkemize Milletimize faydalı olun” derlerdi.

Eskiden Millet yeri geldiğinde kendi yemezdi içmezdi ama evladına biriktirirdi. Bu Millet evladının parlak bir geleceği için kendisi karanlıkta kalmayı bile tercih ederdi.

Rahmetli Adnan Kahveci bu durumu “Dünyanın başka hiçbir ülkesinde evladının eğitimi ve geleceği için bu derece fedakarlık yapan başka Millet yoktur” diye açıklamıştı.

Bu Millet bu durumdayken şimdi ne duruma geldik? Evlatlarımıza ne bırakıyoruz?

Mesela Ülkemiz dış borcunu 130 milyar dolardan 450 milyar dolara çıkartıp evlatlarımıza bırakıyoruz.

Mesela Cumhuriyet döneminde biriken 75 milyar dolarlık kamu varlığını satıp evlatlarımıza varlık bırakmıyoruz.

Ama bunların ötesinde şimdilerde asıl büyük bir sinsi yükümlülük daha bırakıyoruz evlatlarımıza: Şimdilik 157 milyar dolar olan ama her geçen gün daha fazla üzerine eklediğimiz Hazine garantili borçları da evlatlarımıza bırakıyoruz.

***

İşte tam bu konuda şimdilerde Kanal İstanbul ile yeni bir sınıf atlıyoruz. Prof. Dr. Uğur Emek Hocamız Cuma günü TV5’de açıkladı: Şu ana kadarki Hazine garantileri 1 maliyetin 8 katı derecesinde oldu. Yapım maliyeti ortalama 1 milyar dolar olan projelere 8 milyar dolar Hazine garantisi verilmiş.

Kanal İstanbul en düşük hesapla 60 milyar dolara mal olacak. Buna 8 kat yerine 5 kat Hazine garantisi verilirse dahi ortaya 300 milyar dolar gibi devasa bir Hazine garantisi çıkıyor:

İşte evlatlarımıza yeni bir mirasımız da bu olacaktır.

En az 300 milyar dolarlık Kanal İstanbul’un Hazine garantisi.

Ama bu garantinin eski KÖİ garantilerinden bir farkı daha var. Mesela Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve otoyolları bir bakıma Türk Halkının kullandığı otomobillerin, kamyonların, otobüslerin garantisini içeriyor.

Ama Kanal İstanbul’da durum öyle değil.

Amerikalının gemisi

İngiliz’in gemisi

Rus’un gemisi

Alman’ın gemisi

Yunan’ın gemisi... vs vs.

için Türk Halkı Hazine garantisi üstlenmiş olacak. Hem de bu garantileri evlatlarımız ödeyecek.

Düşünebiliyor musunuz? Ecnebi ülke gemileri için evlatlarımızın geleceğini ipotek ediyoruz.

Acaba bu nasıl bir anlayışın ürünüdür? Bu nasıl bir politikanın ürünüdür? KARAR sizindir.

***

Şimdi kendimize sormamız gereken soruya gelelim: Bize ne oldu da düne kadar evlatlarımız için kendi varlığımızı bile feda ederken, şimdi evlatlarımızı bile feda eder noktaya geldik.

Ne için?

Kim için?

Ömründen ömür vermeyi dile getirenleri sosyal medyada vs çok gördük ama evladının geleceğini feda etme noktasına nasıl geldiğimizi yeni görüyoruz. Hem de ecnebi ülke gemileri uğruna...

***

Efendim diyorlar ki, Boğazlarda kaza oluyormuş. Uğur Emek Hoca da diyor ki, “Kanal 275 m genişlikte olacak ama İstanbul Boğazının en dar yeri 700 m genişlikte.”

Sizce genişlik büyüdükçe kaza riski mi artıyor? Acaba burada kullanılan matematiği atalarımız keşfetmedi de şimdi biz mi keşfediyoruz?

Boğazda binalar var da, Kanal İstanbul’da binalar -köprüler olmayacak mı?

Kanal İstanbul’da konut harici yerleri bile önceki hafta konut alanına değiştirmedik mi? Kanal projesini tamamen rant projesi yapmadık mı?

***

Ve son söz...

Madem ısrarla Kanal yapacaksınız

Madem Rus’un, Alman’ın, Yunan’ın, Bulgar’ın gemi derdi sizi tuttu. Onların gemileri boğazda beklemesin diye kanal açacaksınız.

O zaman o kanalın gemi garantisini Türk Halkına ve evlatlarımıza yüklemeyin.

Madem ki, hedeflerinizde geçişler çok karlı olacak diyorsunuz. O zaman kanalı 20-25 yıl Hazine garantisi ile yaptırmak yerine, işletme yılı üzerinden ihale edin.

İşletmeci şirketler Hazine garantimiz üzerinden değil, işletme yılı üzerinden işi alsınlar. Bugüne kadar dediğiniz Hazine garantileri tutmadı ve faturayı Millet ödüyor.

Bari bu hesapsızlığınızın Kanal İstanbul’daki faturasını Türk Milletine yüklemeyin. Kim kaç yıl işletmek istiyorsa onlar ihaleyi alsın ve kanalı kazsın. Parasını da bekleyen ecnebi gemilerden tahsil etsinler.

Bu işe Türk Halkını ve EVLATLARIMIZIN GELECEĞİNİ İPOTEK ETMEYİN.

 

  • Abone ol