• 15.05.2021 06:28
  • (94)

2003 yılında Merkezi Yönetim Bütçe Gelirleri 101 milyar 040 milyon lira oldu. O yıl ortalama nüfus ise 66 milyon 795 bin kişiydi. Yani kişi başına kamu yükü 1.513 TL ediyordu.

Ve 2020 yılı. Merkezi Bütçe Geliri 1 trilyon 029 milyar liraya ulaşırken, ortalama nüfus 83 milyon 385 bin kişi oldu. Bu hesaba göre kişi başına kamu yükü 12.346 TL’ye ulaştı.

Bu yıllar içerisinde ortalama enflasyon 4,7 kat artarken, kişi başına kamu yükü 8,2 kat artış göstermiş oldu.

Kişi başına kamu yükü enflasyon kadar artmış olsaydı 7.111 TL ve toplam merkezi bütçe geliri de 593 milyar lirada kalacaktı. Bir başka ifade ile kamu (Merkezi Yönetim) sadece geçen yıl 436,5 milyar lira fazladan para toplamış oldu.

Artan kamu/vergi yükünü GSYH orantısı ile ölçüyorlar. Burada 2016 yılında kağıt üzerinde artırılan bir GSYH revizyonu olduğundan kamu yükü fazla artmamış görülüyor. Oysa bu hesap doğru değil. Yani gelir artışı gerçek değil ama vergi artışı çok gerçek.

***

Kemal Sunal’ın başrolde oynadığı ‘Şark Bülbülü’ filmini hatırlıyor musunuz? Gazino patronu sinirlendiği zaman rahatlamak için Mazlum adında bir kişiyi döverdi. “Mazlumu getirin bana” repliği oradan geliyor.

Bu kadar kamu yüküne katlanan Türk Halkı nasıl bir kamu hizmeti alıyor?

Geçen akşam bir görüntü düştü: Gece bekçileri bir vatandaşı yere yatırmış ve gayet güzel kamu hizmetinde bulunuyorlardı. (Yere yatırılan vatandaşın dövülmesi sıradan tabiii). Sonra elinde montu ile oraya yaklaşan bir vatandaş uyarmaya çalışıyor. Bekçiler birden o vatandaşa küfürlerle karşılık verip kovalıyorlar. Hatta yetmedi ardından silahlarını da ateşliyorlar.

İşte tam da budur...

Parasını verdiğin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin Millete hizmet aşkı böyle yansıyor. Vergin ile maaşını verdiğin kamu gücü seni bir güzel dövüyor, sövüyor ve yetmedi peşinden silahını da ateşliyor.

Bir sade vatandaşın yerde yatırılan kişinin dövülmesine karşı uyarmak istemesi sonucu gelen hizmet bu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kamu müdahalesinde görüntü alınmasını yasaklamasının nedeni sanırım anlaşılmış oldu.

Sanırım hizmet aşkı böyle oluyor: Bir elin dövdüğünü diğer elin bilmemesi gerekiyormuş.

***

Sonra yine akşam bir başka görüntü düşüyor ekranlara...

Turizm Bakanlığı turistlere yönelik tanıtım yapıyor. Ülkemize gelen turistler rahat ve güvende olsunlar diye aşılanmış hizmetkar Türk Halkı... Yüzlerindeki maskelerde aşılanmış oldukları yazılıyor.

Bu tanımlama bu aziz Milletin 2. sınıf vatandaş olmayı bile geçtiğini gösteriyor. Artık öz yurdunda kaçıncı sınıfsa bu Millet.

Bir hafta önce Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu hem de Berlin’de “Turistin görebileceği herkesi mayıs ayında aşılayacağız” demişti. Meğerse bu söz planlı-programlı bir açıklamaymış. Nitekim Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un Turizm Bakanlığı çok geçmeden videoyu patlattı.

Turistlerin içi rahat olsun.

***

Vergimizi öderiz

Dayağımızı yeriz

Aşılanmış halde küpemizle turistlere de hizmete hazırız.

Ne diyordu Necip Fazıl Kısakürek: “Öz yurdunda garipsin öz vatanında parya..”

***

Şimdi soralım kendimize...

128 milyar dolar satılmasaydı acaba turistler için bu kadar kendi gurumuzu kıracak seviyeye iner miydik?

Polis teşkilatı yanında, parti bürolarından kadrolar sağlandığı iddialarının güçlü olduğu bekçilik neden aşırı yetkilendirildi?

Kara gömlekliler tarihi varken neden bu yol seçildi?

Türk Halkı hizmet beklerken neden dayak ve aşağılanmaya maruz kalıyor?

Ülkenin iyi yönetilemediği bu kadar aşikarken neden kamu baskısı bu derece artıyor?

Şimdi bakın; Soma faciasında tutuklu kalan kişi işçilerin avukatı.Mafyanın intihar süsü verilmiş ölüm haberinde hemen gözaltına alınan kişi ise dosyayı araştıran gazeteci. Çorlu tren faciasında yine cezaya maruz bırakılan bir gazeteci. Rabia Naz cinayeti hala aydınlanmadı ama intiharlar ve/veya ölümler devam ediyor.

Ve daha niceleri...

***

Türkiye yönetilemiyor ve acısını tüm toplum olarak ödüyoruz.

Kimileri bu durumu kabul edebilir ama sağduyulu herkes onurunu kurtarmak zorunda. Vergi ama daha çok daha çok vergisini ödeyerek şiddet ve baskı gören bir toplum nasıl isimlendirilebilir? Onu da size bırakıyorum. İyi Bayramlar.