İbrahim Kahveci
İbrahim Kahveci

Gazete: Karar Gazetesi

Kazanmak için!

  • 15.11.2021 07:39

Geçen hafta içinde, basında çalıştığım süre zarfında gördüğüm en önemli şirket toplantısına katıldım. ‘Getir’ ABD’ye ilk sipariş vererek Türkiye-Avrupa sonrası ABD’ye de girmiş oldu.

Ertesi günü bizim medyada işten atılan bir kurye haberi daha çok yer aldı. Toplantı esnasında aslında bunu sezmiştim. Neyse...

Kurucu ortaklardan Nazım Salur sunumu yapmış ve ilk siparişi vermişti. Açıklamasında iki cümle çok dikkatimi çekti: 1- Türkiye’nin ‘Yumuşak Güç” kullanımında önemli bir aktör olduklarını söyledi.

Yumuşak güç için, tıpkı insanlar gibi ülkelerin sevimli yönüdür diyebiliriz. Gerçi ülkemiz maalesef son yıllarda sert siyasal güç kullanımını tercih ediyor.

“Sert siyasal güç” kullanımının ‘Getir’ gibi yurtdışında iş yapan firmalara etkisini sorduğumda Nazım Bey cevap vermedi. Haklı da...

Her parmak sallandığında, her “eyyy Macron, eyyy Merkel vs” denildiğinde bizim şirketlerin o ülkelerde pazarlarının etkilendiğini bizler biliyoruz.

Napalım, seçmen ekmek-refah istemiyor. Bizim seçmen aç-yoksul kalmayı tercih edip bağıran bir liderlik istemiş demek ki... Saygı duyarız.

***

‘Getir’ bizde işçi hakkı tartışması yaşarken ABD’ye girdi. İngiltere’de 6 rakibine karşı pazar payını onların iki katına çıkartmış durumda. Almanya, İtalya, Fransa, İspanya, Portekiz ve bilmediğim diğer Avrupa ülkelerinde de artık bir Türk şirketi siparişleri evlere getiriyor.

Sanırım o ülkelerdeki çalışanların haklarını da buradan bizim medya savunacak!!!

O kadar gelişmiş çalışma haklarımız var ki... Artık ABD’de ‘Getir’ kurye çalışanlarının hakları da bizim medyanın görevi!!

Anladınız sanırım...

***

Gelelim dikkatimi çeken ikinci açıklamaya: 2- Nazım Salur çalışanlarının çok farklı ülkelerden olduğunu açıkladı. Bunlar kurye değil, merkez şirket çalışanları. Ve işe alım yapılırken inanç,ırk gibi konularda soru sormanın bile yasak olduğunu, sadece iş kabiliyetlerine bakıldığını açıkladı.

Bakın burası çok önemli

Bugün ülkemizin en büyük istihdam sağlayıcı holdinglerinden olan Koç Holding 7 milyar dolar değerden işlem görüyor. Sabancı Holding ise 3 milyar dolardan işlem görüyor. Daha 2015 yılında kurulmuş olan ve henüz yeni yeni meyve vermeye başlayan ‘Getir’ 7,5 milyar doların üzerine çıkmış durumda. (Burada hesaplama farklılığı elbette var ama bir fikir verme açısından bu değerleri verdim)

Eski sermaye oluşumu ve yeni sermaye oluşumuna dikkat buyurunuz.

Türkiye’de inanç, ırk gibi şekil şartları hala işe girişlerde ciddi bir sorundur. Siyasette istediğimiz özgürlüğü şirketlerde ne kadar yaşayabiliyoruz? “Fırsat eşitliği” kavramı özel sektörde ne kadar etkin?

İşte o nedenle yeni açılımlara hep beraber kapımızı açmamız gerekiyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu önceki gün “Helalleşme” bildirisi yayınladı. Partisinin de geçmişte yanlışları olduğunu ve içeride çözümü sağladıktan sonra şimdi dışarıya “Helalleşme” turlarına başlayacağını açıkladı.

Bu açıklamayı sakın ola kimse “Bizlerden şu kadar acılar çekildi, bu kadar işkenceler oldu” ama helalleşme muhafazakar kesim diye yorumlamasın. Bu ülkede helalleşme acı çeken herkesi kucaklayacak ve ‘İNSAN’ odağında birleştirecek bir adımdır.

Kimsenin acısı diğerinden az veya çok olamaz. Özgürlük ve sorumluluk üzerine inşa edilecek bir kaynaşmaya ve saygıya hepimizin ihtiyacı var.

***

Bu konuyu Karar Gazetesi Yayın Yönetmenimiz İbrahim Kiras’a açtığımda “İngiltere’de artık cv’lerde resim kullanılması bile kaldırılıyor” dedi.

Tesla CEO’su Elon Mask’ın haberleri aynı saatlerde düşmüştü: İşe alımlarda eğitimi bile kaldırıyor ve sadece “Hayatınızda karşılaştığınız en büyük sorunu ve bu sorunu nasıl aştığınızı” cevaplamanızı istiyor.

Dünya değişiyor ve akılla-zekayla, çalışmayla kazanmayı tercih ediyor...

YA FİNANS???

Şimdi kendimize bir soru soralım: Bu yıl kaç şirket bizim borsada halka açıldı ve bu şirketler her yıl yüzde kaç temettü dağıtarak ortaklarına kazanç sağlayacak?

İyi ama eskiden halka açılan ve ortak satışları ile hisselerin yüzde 90’ları küçük yatırımcıda olan batık durumdaki şirketler... İşte o şirketler yıllardır bedelli sermaye artırımları ile hala milletten nasıl para topluyorlar?

Bunlara kim, nasıl izin veriyor?

Devleti kim denetliyor?

Bağımsız kurumları kim didik didik inceliyor?

Halka açılmalarda hangi kurumların organize işleri söz konusu?

Aslında herkes her şeyi biliyor. Hiçbir işlem kayıtsız değil, biliniyor bütün bunlar.

Organize halka açılmalar vs hepsi biliyor.

Bugün borsa bir kazanç yerinden çok para toplama yeridir. Şirketler yeni ortak bulup istihdam ve büyüme sağlayacak derken, patronların hisse pazarına dönmüş durumda.

***

Ya bankacılık sistemimiz...

“Arsan varsa kredi alırsın

Fikrin varsa havayı!”

İşte bizim finans sistemimizin temeli budur.

Eski bir ekonomik model.

Bu sistem baştan aşağı düzeltilmez ise kimse Türkiye’den kalkınma-gelişme vs beklemesin. Yönetim değişir kurlar düşer, bahar gelir ama kalıcı büyüme yine boşta kalır.

Bakınız “Başkanlık geldi Türkiye çöktü” diyoruz ama rakamlar düşüşün 2012’de başladığını gösteriyor. Hatta Erdoğan bile 2015’de “3 yıldır ekonomide patinaj yapıyoruz” demişti.

Hiç kimse ekonomide aslında tıkanmanın 2012’de başladığını unutmasın. Osmanlı’da hemen yıkılmamıştı: Önce duraklama, sonra gerileme ve en sonunda da yıkılmayı yaşadı.

Türkiye ekonomisi Ak Parti süresinde duraklamaya 2012’de geçti. Gerileme 2016 ve yıkılma ise 2018’de başladı. Duraklama süreci aslında temel sorunların da teşhisinde en önemli kaynak veridir.

***

Şimdi soralım kendimize: “Getir”in 2015’den bugüne 7,5 milyar dolara ulaşan getirisinden kimler yararlandı?

Bu firmayı kimler nasıl finanse etti ve büyümesine katkı sağladı? (tabii ki yabancı şer güçler!)

Türk bankacılık sistemi ve sermaye piyasalarımız bu tür şirketleri ne kadar destekleyebiliyor?

Bu konu çok uzun bir mesele...

“Getir”e bakacağına “Götür”e odaklanan yönetim sistemimizde daha çok bekleriz.

Muhalefetin de yeni sistemi nasıl inşa edeceğine şimdiden karar vermesi gerekiyor. Kalkınma ve gelişme modelleri çizilmeden ve isimler belirlenmeden sadece bir kötü yönetimden kurtulmuş oluruz, o kadar.

Oysa bizim kurtulmaya değil, kavuşmaya ve kazanmaya ihtiyacımız var.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar