• 18.09.2018 00:00

 Türkiye ve Rusya, Erdoğan ve Putin İdlib’e müdahaleyi, Suriye savaşını yeniden başlatacak çatışmaları dün Soçi’de yaptıkları görüşmeyle durdurdu. Bu, bir zaferdir. Bu, Suriye savaşını yeniden başlatmak isteyenlere en güçlü cevaptır. Bu, dikkatleri İdlib’e çekip Fırat’ın doğusunda harıl harıl başka planlar yapanlara ağır bir darbedir.

Neden, anlatalım..

Suriye’de en büyük kriz, İdlib değil, Fırat’ın doğusudur. Büyük tehlike burasıdır. Türkiye’nin geleceğini hedef alan hazırlık burada yapılmaktadır. Eğer bir gün bölgesel bir “açık” çatışmanın tarafı olacaksak cephe burası olacaktır. Çünkü Türkiye’nin bütünlüğüne saldırı bu bölgeden gelecektir. Çünkü buradaki harita çalışması doğrudan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan bir planın parçasıdır.

İdlib meselesi, Suriye’de çözüme ulaşılıncaya kadar üçlü bir anlaşma ile çözülmüştür. Türkiye, Rusya, İran arasındaki “çatışmasızlık” anlaşması budur. Bu anlaşmaya rağmen birileri İdlib’e müdahale hazırlığı yapıyor ya da bunu istiyorsa, çatışmaların yeniden yaygınlaşmasını istiyor, Suriye savaşının yeniden başlamasını istiyor demektir.

İdlib’de ve Doğu Akdeniz’de biriken stres, Fırat’ın doğusuna zaman kazandırmak, dikkatleri bu bölgeden uzaklaştırmak içindir. Rusya da, Şam rejimi de, İran da bu yönde çok büyük bir tuzağın içine çekilmekte, ABD’nin örtülü bir oyununa zemin hazırlamaktadır.

İçeride yıkıcı bir akıl zihnimizi bulandırıyor

Fırat’ın doğusunda oluşturulan harita, kuvvetle muhtemel Suriye’nin savaşa sürüklenmesinin ana hedefiydi. Bölge ülkeleri bunu çok geç farketti. Türkiye’nin Suriye politikasındaki bazı sıkıntılar da, aslında o projenin içerideki operasyonel çevrelerin Türkiye’yi, ilgili birimleri bu yönde yönlendirmesinden kaynaklanmıştır.

Çünkü söz konusu planın Türkiye içinde geniş bir destekçi ağı vardır ve bu hiç de ülkemizin milli hedeflerine uygun değildir. Tam aksine “yıkıcı bir akıl”dır. O akıl şimdilerde sessiz görünse de, zamanı geldiğinde yeniden harekete geçirilecektir. Bu açık ve nettir.

ABD ve PKK üzerinden, ülkenin petrol zenginliğini de kapsayacak biçimde, bölgeyi Kuzey Irak’la birleştirmeye ve Akdeniz’e ulaştırmaya dönük çok tehlikeli bir plan uygulanmaktadır.

Harita planının Türkiye ve İran ayağı da vardır

Açık söylüyorum; Türkiye’nin geleceğine dönük en büyük tehdit budur. Söz konusu planı uygulamak için bu ülkede darbe girişimleri, iç çatışma girişimleri bile uygulanmıştır. Bu tehdide karşı gösterilecek çok küçük ihmalkârlıklar, ülkemizin yarınları için bedeli çok ağır sonuçlar doğuracaktır.

Bu plan; Irak, Suriye ve hemen ardından Türkiye ve İran üzerinde uygulanacak çok daha büyük bir “harita”nın ilk aşamasıdır. Öyleyse, Irak’ın kuzeyi ve Suriye’nin kuzeyi ortak bir haritada birleştirildikten sonra haritanın Türkiye ayağı için gerekirse açık savaş, saldırı gibi tehditler önümüze konacaktır. Bunu şimdiden kabul etmek ve ona göre hazırlık yapmak zorunluluktur.

Suriye savaşını aratmayacak yeni bir tehlike yaklaşıyor..

Bu tehdidi hafifletmeye, gözden kaçırmaya dönük her girişim kötü niyetli, bunu yapan her çevre başka bir ajandanın temsilcisidir. Söz konusu harita ne kadar ertelenebilirse bu tehlike de ertelenmiş olacak, ne kadar engellenebilirse bu tehlike de engellenmiş olacaktır.

Türkiye ve İran için, tabi Irak ve Suriye için de, Şam rejiminden daha büyük bir tehlike buradadır. Bunun ne kadar farkındayız bilmiyorum ama böyle giderse önümüzdeki yıllarda Suriye savaşını aratmayacak krizler patlayacağını kimse sadece bir “ihtimal” olarak görmesin. Bu ülkelerin, zamanla kendi topraklarını da kapsayacak harita için şimdiden harekete geçmeleri, gerekirse ortak ya da birbirinin ayağına basmayacak bir mücadele sergilemeleri gerekmektedir.

Şam rejimi İdlib’i koruyamaz, o harita tamamlanır

Bizim için İdlib Doğu Akdeniz’e açılan kapının kapatılmasıdır. İdlib’deki hassasiyetimiz, Suriye yönetiminin asla engelleyemeyeceği parçalanmanın önüne geçme çabasıdır. Zira İran sınırından başlayan ve Akdeniz’e ulaşan harita Suriye topraklarının üçte birini kapsıyor ve bu ülkeyi paramparça edecek.

Eğer İdlib üzerinden çatışmalar yeniden provoke edilirse, Şam yönetimi buraya hakim olursa, o haritayı planlayanlar İdlib’i ezip geçecek ve haritayı tamamlayacaktır. Ve biz, İdlib’e yerleşen o işgalin bir süre sonra Afrin’e daha sonra da Hatay’a ulaşması ile yüzleşeceğiz.

Bütün coğrafya, işte bu işgale karşı ortak mücadeleye girmeli

Coğrafyanın tamamına bir bütün olarak baktığımız zaman gerçeği görebiliriz. Bir coğrafya perspektifimiz biçimlendiği zaman bu mümkündür. Dar alanlara sıkıştığımız zaman, bizi detaylara sürükleyenler o büyük projeleri dikkatlerimizden kaçıracaktır. Bugüne kadar hep böyle yaptılar ve başarılı da oldular çünkü.

Coğrafyanın bütün unsurları, Türkler, Araplar, İranlılar, her kim bölgenin özgürlüğü ve onurunu istiyorsa bu işgal ve haritaya karşı harekete geçmeli. En büyük mücadele bu işgale karşı yapılmalı. Çünkü geleceğin çok büyük savaşlarının temeli atılıyor, bütün coğrafyayı imha etme planları bu harita üzerinden kurgulanıyor.

Soçi’de anlaşma sağlandı, İdlib müdahalesi önlendi..

Dün Soçi’de yapılan Erdoğan-Putin görüşmesi bütün bölge için son umuttu. İki lider, Suriye üzerinden yürütülen gizli-açık bütün planların farkında çünkü. Türkiye’nin İdlib hassasiyeti Rusya tarafından anlaşılmıştır. Aslında büyük tehlike anlaşılmıştır.

15 Ekim’den itibaren ağır silahlar 15-20 km geri çekilecek. Astana ile ilgili süreç devam edecektir. Suriye birlikleri ve muhalifler arasına bir tampon bölge oluşturulacak, Rusya İdlib’e müdahale yapılmayacağını güvence altında tutacak. İdlib’e müdahale, insani kıyım önlenmiştir. Bu mazlumlar için büyük bir zafer, Fırat’ın doğusunda planlar yapanlar için büyük bir hüsrandır.

Fırat’ın Doğusu masadaydı: Tehlikenin farkında olmak..

Erdoğan ile Putin şimdiye kadar her türlü krizi ikili görüşme ile atlatabilmişti. Yine o oldu. Dünyanın bütün baskılarına, komplolarına rağmen iki lider çok büyük bir krizi yine önledi. Bu büyük bir başarıdır.

Yukarıda dikkat çektiğim Fırat’ın doğusu meselesinin Erdoğan-Putin zirvesinde de masada olduğu görüşme sonrası Erdoğan’ın açıklamalarıyla ortaya koyuldu. Liderlerin büyük tehlike konusunda hemfikir olması, Suriye ve bütün bölge adına umut vericidir.