İbrahim Kiras
İbrahim Kiras

Gazete: Karar Gazetesi

Padişah ile Şeyhülislam arasında bir ‘macera’

  • 1.08.2020 00:00

  Yeşilay Derneği, “Hilâl-i Ahdar Cemiyeti” adıyla, İstanbul’un işgal altında olduğu mütareke yıllarında kurulmuştu.

“Tam da en gerekli (!) zamanda kurulmuş” diye dalga geçebilirsiniz ama belki de derneğin kurucuları “herkesin vatanın kurtuluşu için uğraşması gerekmiyor, bazıları da toplumu kötü alışkanlıklara karşı korumalı” diye düşünmüş olabilirler. 

Nitekim şimdiki Yeşilay Derneği’nin web sitesinde kuruluş amacı şöyle anlatılıyor: “Birinci Dünya Savaşı sonunda, bütün yurdun işgal edilmiş olmasına rağmen, milletimizde istiklal ve mücadele azminin sönmediğini gören düşman; top ve tüfekle yenemediği Türk varlığını içten çökertmek için alkol ve uyuşturucu maddelere başvurmuştu. (…) İşte bu faciayı görüp, işin önemini kavrayan vatansever aydınlar halkı ve gençliği uyarmak ve bu yolda mücadele etmek için (…) cemiyetin temellerini attılar.” 

Bana sorarsınız, cemiyetin kuruluş amacını “düşmanın içki ve uyuşturucu saldırısına” karşı bir girişim olarak tarif edip vatanseverlik gayesine dayandırmak, olsa olsa bu girişimin vatan toprağı işgal altındayken gerçekleştirilmiş olma tuhaflığına karşı sonradan düşünülmüş bir açıklama olabilir. Ama işin aslını bilmemiz zor tabii. 

Cemiyetin kurucular heyetinin başında devrin şeyhülislamı Haydarîzâde İbrahim Efendi var. Ancak girişimin fikir babasının kim olduğu tartışmalı bir konu. Her ne kadar ismi rakı mezesi çağrışımı yaptırıyor olsa da Şeyhülislam, mükeyyifat konusundaki geleneksel din anlayışını temsil etmesi itibarıyla Yeşilay Cemiyeti’nin kuruluşuna katılmış olmalıdır. 

***

Mamafih İbrahim Efendi’nin bu cemiyete nasıl başkan olduğundan ziyade şeyhülislamlık makamına gelişinin ilginç bir hikâyesi var. Sultan Vahdeddin’in mâbeyin başkâtibi Ali Fuat Türkgeldi’nin hatıratından öğrendiğimize göre, Salih Paşa hükümet kurma görevi aldığında kabine iyi kötü teşkil edilmiş ama şeyhülislamlık makamına oturacak kişi bir türlü bulunamamıştı. Başvekilin aklındaki isim eski Mısır kadısı Yahyâ Reşid Efendi’dir. Ancak bu önerisini açıkladığında pek de olumlu tepki almamıştır. Açıklanan isme itiraz edenlerin gerekçesi Yahya Reşid Efendi’nin iki yıl önce vefat etmiş olmasıdır! 

Bunun üzerine yeniden isim arayışına koyulan Salih Paşa, uzun araştırmalar ve istişareler neticesinde meşihat makamı için Encümen-i Teftiş ve Muayene eski üyelerinden Esad Efendi’yi önerir padişaha. Ancak Refik Bey aracılığıyla Saray’a davet edilen mezkûr efendinin de bunamış olduğu ortaya çıkar. Bu durumda Şeyhülislamlık görevini yapamayacağı varsayılır. 

Böylece bütün rakipleri elenip sahneden çekilmiş bulunan Dârü’l-Hikmeti’l-İslâmiyye üyesi İbrâhim Efendi’ye şeyhülislâmlık yolu ikinci defa açılmış olur. 

Türkgeldi’nin anlattığına göre, meşihat makamı için Haydarîzâde’nin adı zikredildiğinde Sultan Vahdeddin önce bu teklife sıcak bakmamış, sonra “Onunla aramızda bir macera oldu; kendisine şahsen münfeil isem de ben infialât-ı şahsiyemi maslahata sirayet ettirmek istemem, ibkasını münasip görüyorsanız kalsın” demiştir. Görünen o ki sözkonusu makama getirilebilecek başka bir adam bulunamayınca Sultan Vahdeddin çaresiz Haydarîzâde hakkındaki rezervini kaldırmak zorunda kalmıştır. Nitekim ileriki bir zamanda kendisi hakkında “hiçten bir adam iken iki defa meşihata getirdik” diyecektir. 

***

Padişahın şahsî rezervi de aslında ilginç bir sebebe dayanmaktadır... 

Haydarîzâde daha önce Ali Rızâ Paşa kabinesinde şeyhülislâm iken, “Mezâhib ve Turuk-ı İslâmiyye Târihi” adlı eserinin padişah ve veliahda takdim edilen imzalı nüshaları yanlışlıkla karışmıştır. Yani aslında veliahda imzalanmış nüsha padişahın eline geçmiştir. Şeyhülislam’ın buradaki ithaf cümlelerinde veliahd için padişahlara mahsus tâbirler kullandığını ve Abdülmecid Efendi’nin (Vahdeddin’in yerine) tahta çıkacağı günü, “devlet ve milleti selâmete erdirecek mutlu bir gün olarak telakki ettiğini” okuyan padişah doğal olarak öfkelenmiştir! (Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, Türk Tarih Kurumu Yay. 1984, s. 255–256) 

***

Ne var ki bilhassa Türkgeldi’nin anlattıklarının ortaya çıkardığı portreye karşılık, diğer bazı kaynaklarda neredeyse başka bir Haydarizade portresi ile daha karşılaşıyoruz. “Öbür Haydarizade”ye, kısmet olursa, haftaya göz atalım.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar