İbrahim Kiras
İbrahim Kiras

Gazete: Karar Gazetesi

Önce hukuk sonra siyaset

  • 13.10.2020 00:00

  Haksızlıklara tahammül göstermek vicdanı olan insanın yapabileceği iş değil. Bir haksızlığı elimizle düzeltmezsek dilimizle itirazımızı yapmak, buna da güç yetiremezsek hiç değilse buna karşı içimizde öfke duymak zorundayız. Meşhur hadiste “İmanın en zayıf derecesi” diye tarif edilen bu üçüncü yol birçoğumuzun vicdanlarının tutunma noktası durumunda bugün. Gördüğümüz haksızlıkları engelleme gücümüz yok, itirazlarımızın dinlendiğini söylemek de zor. Kala kala elimizde yapılan haksızlıklara öfke duymak kalıyor.

Ama bazı “dört başı mamur haksızlıklar”a insanın daha fazla canı sıkılıyor… 2014’teki Kobani olaylarının -müflis tüccarın eski defterleri karıştırması refleksiyle- altı yıl sonra yeniden yargıya taşınmasındaki hukuk dışılığa itiraz edince “bölücü siyasete destek” vermekle suçlanmak böylesi bir haksızlık.

Son yıllardaki yanlış politikaların yol açtığı sorunların ve bunların çözüm alternatiflerinin konuşulmasını zorlaştıracak, en azından Cumhur İttifakı’nın tabanını kenetleyecek bir “gündem” oluşturmak için böylesine hassas konuların istismarına itiraz ettiğinizde “hükümeti yıpratmak için PKK’dan medet ummak” iftirasına uğramak, “şunu söylüyor ama aslında bunu söylemeye çalışıyor” diye hedef gösterilmek bazılarının ne kadar alçalabileceğini öğretiyor insana.

Üstelik aralarında altı yıl önce “Kobani direnişi”ni destekleyenlerin de yer aldığı bazı zevatın şimdi -dün de bugün de hem hukuku hem de milletin bütünlüğünü savundukları için HDP’lileri en fazla rahatsız eden kalemlere- bu çamuru atmaları insanın havsalasının almadığı türden bir kötülük. 

***

Yeniçeri çarşıda rastladığı bir Yahudi vatandaşa tokadı geçirmiş. Zavallı adamın “Neden vuruyorsun, ben ne yaptım sana” diye feryat etmesi üzerine “Siz Yahudiler Hz. İsa efendimizi çarmıha gerdiniz” demiş. “İyi ama o hadise yüzlerce sene önceydi” itirazına ise “Ne yapalım, ben yeni haberdar oldum” cevabını vermiş. 

Şimdi o yeniçeriye karşı o Yahudi’nin hakkını savunmak Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini hoş görmek değildir. Kobani olaylarının altı yıl sonra siyasi mülahazalarla bir kere daha gündeme ve yargı önüne getirilmesindeki amaçları sorgulamak da canilerin vahşice katlettikleri 16 yaşındaki Yasin Börü’nün hatırasına saygısızlık değildir.   

HDP yöneticilerinin Kobani cinayetlerinden hiç değilse siyaseten sorumlu olduklarını düşünenlerdenim. O gece taraftarlarını protesto için sokağa çağıran Demirtaş -açıkça “gidin adam öldürün” demediğine göre- işlenen cinayetlerin doğrudan sorumlusu olmasa da oradaki toplumsal haletiruhiyenin teşekkülünde rolü olduğu için en azından bir özeleştiri borcu vardı bence.

Ne var ki hükümet ve yargı bu görüşte değildi. AK Parti iktidarından bu konuda Demirtaş’a bir suçlama yöneltilmedi o dönemde. Kobani olaylarıyla ilgili davada 41 sanıktan 16’sı “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” ile “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak” suçlarından beşer kez ağırlaştırılmış müebbet, 2’si ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Suç tarihinde yaşı 18’den küçük olan 6 sanığa da 110’ar yıl hapis cezası verildi. Demirtaş’a ise bu davadan tahliye kararı çıktı.

***

Şimdi ise girişilen işin hukuka da toplumsal barışa da zarar vereceğini söyleyenlere “Sen bölücülere, teröristlere destek veriyorsun” diyorlar. “PKK’lıların katlettiği masum insanların günahı neydi?” gibi laflarla demagoji yapıyorlar. 

Oysa HDP’li siyasetçilerin herhangi bir konuda mağdur olduğunu söylemek bu kişilerin her konuda haklı olduğunu söylemek anlamına gelmez. Siyasetlerinin onaylandığı ve desteklendiği anlamına da gelmez. İnsan topluluklarının millet olarak var olmasını sağlayan hukukun korunması ve gözetilmesi anlamına gelir.

Bugün bu ülkede HDP’li siyasetçilerin tutuklanmasından, hapishaneye atılmalarından -aşikâr sebepler dolayısıyla- üzüntü duyacak kişilerin oranı çok düşük olduğu için bunu siyasi hesap konusu yapıp kullanmak aslında yalnızca hukukun değil milli bütünlüğümüzün de yara almasına yol açacak bir istismardır. 

Çünkü hem HDP’yi meşru bir siyasi parti olarak kabul etmek hem de bunları ikide bir hukuk sınırlarının dışında kıstırıp döverek tribünlerden teveccüh aramak bölücülükle mücadele değil. Tam aksine bölücülük zihniyetine ve giderek bölücü teröre can suyu vermek bu tavır.

Keza -haklı veya haksız- kendilerinin bu ülkenin eşit vatandaşları olarak görülmediklerine inanan bir kesimin meşru bir seçimde kullandıkları oyu sonradan geçersiz saymak bu kişileri devlete ve millet bütününe yaklaştırmayacaktır.

Üç ay önce seçime girmesinde sakınca görülmeyen kişiler üç ay sonra terörle ilişkili denilerek belediye başkanlığından alınıyorsa ve bir yıl önce HDP’nin kazandığı 65 belediyeden 60’ı bugün kayyum elindeyse burada hukuken mağdur olan tarafın siyaseten mağdur olmayacağını en başta AK Partililer bilirler.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Çok Okunanlar

Rant değil belediye yararı

Rant değil belediye yararı

  • 16.11.2022

Resmi İlanlar