Geçenlerde araştırdığım bir konu için devlet protokol listesine bakmam icap etti. Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanlığının oluruyla yürürlüğe giren -resmî adı Başkent Öndegelim Listesi olan- “Türkiye Devlet Protokolü”ne bakarken bazı detaylar fazlasıyla “anlam dolu” göründü bana. Muhakkak ki bir devletin resmî protokolündeki sıralanış o devletin siyasi karakterinin göstergesi olduğu için önemli bir kılavuz. Ama bizimki epeyce “okunaklı” olması bakımından da dikkat çekici.

Hatırlayacak olursanız, özellikle Genelkurmay Başkanı’nın 3. sıradaki yeri bizim ülkemizde öteden beri tartışma konusuydu. Atanmış bir memurun devlet protokolündeki sırasının seçilmiş kişilerden -ve hatta Savunma Bakanı’ndan- önce gelmesi “eski Türkiye”nin siyasi ve idari yapısının tezahürü olan bir tuhaflıktı. 

Bu tuhaflığın ortadan kaldırılması lazımdı. Gelgelelim 2018 yılında güncellenmiş bulunan yeni devlet protokolünde Genelkurmay Başkanı’nın 3. sıradaki yerinin ancak 8. sıraya taşınması mümkün olabilmiş görünüyor. Bir üstteki sırada “Bakanlar” yer alıyor. Yani bağlı bulunduğu Savunma Bakanı artık Genelkurmay Başkanı’nın önünde. Ne var ki 12. sıradaki Ana Muhalefet Partisinin başkanı bu sefer yeni listede 8. sıradaki Genelkurmay Başkanı’nın, 9. sıradaki Kuvvet komutanlarının, 10. sıradaki “Orgeneraller/Oramiraller”in (ve ayrıca 11. sıradaki Yükseköğretim Kurulu Başkanının) altında yer alıyor. Daha az demokratik olduğu eleştirisi getirilen eski sistemin protokolünde Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanının yeri 4. Sıradaydı!

(Bir ayrıntı daha: 2018’de Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildikten sonra Devlet Protokolünün güncellemesi yapılırken gazetelere yansıyan ilk listede Ana Muhalefet lideri hiç yer almıyordu. Bu tasarrufu yeni sistemde hükümetin Meclis’in içinden çıkmaması ve dolayısıyla Ana Muhalefet partisi kavramının hukuki anlamının kalmamış olmasına bağlıyorlardı. Sonra bundan vaz geçilip 4. sıradan 12. sıraya indirilmesi tercih edildi.)

***

Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı 4. sıradan 12. sıraya kaydırılınca 5. sıradaki “Eski Cumhurbaşkanları” 4. sıraya yükseltilmiş. Eski protokolde 2. sırada olan Başbakan -yeni sistemde bu makam mevcut olmadığından- doğal olarak yeni protokolde yer almıyor. (Ancak “Bakanlıkların genel müdürleri”nin, “Ankara’daki üniversitelerin fakültelerinin Dekanları ve Yardımcıları”nın bile bulunduğu devlet protokolünde eski başbakanlara yer verilmemiş olması dikkat çekiyor.)

Başbakanın yerini Cumhurbaşkanı Yardımcısı almış. Gelgelelim bu makamın sahibi de seçilmiş değil atanmış bir memur. Oysa yeni sistemde böyle bir makam ihdas edilmiş olduğuna göre buraya gelecek kişilerin -başta “tam başkanlık” rejiminin tatbik edildiği ABD olmak üzere- başka ülkelerdeki gibi Cumhurbaşkanı ile beraber seçime girip sandıktan çıkarak gelmesi daha doğru olurdu. Ama galiba bu görevde bulunacak kişilerin siyasi bir güç sahibi olması istenmediği için seçim yerine atama usulü tercih edildi. Bu duruma rağmen atanmış bir memurun devlet protokolünün ikinci sırasına oturtulmasında sakınca görülmemiş olması yeni sistemin karakteristiğini ifade eden bir ayrıntı olsa gerek. 

Elbette o sıranın yürütme gücünün temsilcisine ait olması doğru ama Cumhurbaşkanı Yardımcısı’nın hem yürütmenin tam olarak neresinde olduğu belli değil hem de seçimle gelmemiş olması bulunduğu sıra bakımından ciddi bir tutarsızlık. 

Keza bugünkü sistemde bakanların da seçilmiş değil, atanmış görevliler olduğu unutulmamalı. Eskiden olduğu gibi TBMM üyesi olma ve TBMM’den güvenoyu alma şartı veya milletvekillerinin güvensizlik oyuyla düşürülmesi imkânı artık söz konusu değil.

Zaten Yasama ve Yargı güçlerinin budandığı, Meclis’in yürütme üzerindeki denetim yetkisinin ortadan kalktığı, Anayasa Mahkemesi hükümlerinin alt dereceli bölge mahkemelerince tanınmadığı bir ortamda Meclis Başkanının devlet protokolünün ilk sırasında yer alması, yüksek yargı kurumlarının başkanlarının ön sıralarda bulunmaları neye yarar?

***

“Yeni Türkiye”nin protokolünde Diyanet İşleri Başkanı 51. sıradan 40. sıraya çıkmış. Bugünkü iktidarın bu makama yüklediği anlam itibarıyla çok fazla yükselmiş sayılmaz. Devlet Arşivleri Genel Müdüründen üstte ama İletişim Başkanından altta yeri. Üstelik vaktiyle protokolde “ilk 10”a alınması düşünülen makam bu. Demek ki çok fazla yukarı çıkarılıp temsil gücünün ve dolayısıyla otoritesinin artırılması arzu edilmiyor.

Devlet Protokolü esasen başkent protokolü olduğu için, Ankara’nın yerel yöneticileri de var listede. Ama atanmış olanları seçilmişlerin önünde. Valiyi saymıyorum, Ankara Garnizon Komutanı bile başkentimizin seçilmiş yöneticilerinin önünde yer alıyor.

Zaten seçilmişlerin sayısı da oranı da çok düşük. Atanmış kişiler dolduruyor çoğunlukla devlet protokolünü. Sivil toplumun temsilcileri, sözgelimi milyonlarca işçinin, yüzbinlerce memurun temsilcileri olan sendikalar ancak son sırada “Sivil ve askerî derneklerin başkanları” diye belirtilen kategoride yer bulabiliyorlar.

Öyle anlaşılıyor ki bugün iktidarda olan siyasi zihniyet “seçilmiş olma değerini” yalnızca bir kişinin uhdesinde tutmak istiyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde halktan yüzde 50+1 oy alan kişinin yanında diğer seçilmişlerin bir değeri olamaz diye düşünüyorlar. Bu yaklaşımın “gerçek demokrasi” olduğu görüşünü savunanlar bile var. Galiba önümüzdeki süreçte biraz daha tartışacağız bu konuyu…

  • Abone ol