HDP Türkiye’nin realitesi. Milli kimlik/etnik kimlik meselesini çözememiş olmamızın doğurduğu bölücülük meselesi de bir başka realite.

Bundan kırk sene öncesine kadar marjinal bir hareket olan Kürt etnik milliyetçiliğinin 1980’lerden itibaren adım adım tabana yayılmasına yol açmış olmamız da bir başka realite. 

Hem toplumsal dinamikleri hem de uluslar arası boyutları itibarıyla ele alamadığımızdan bir türlü üstünden gelemediğimiz ayrılıkçı terör de bir başka realite. 

Terör meselesini öteden beri hep iç siyasete alet ettiğimiz ve hatta devlet içindeki güç kavgalarının malzemesi yaptığımız için bu yangının büyümesine engel olamadığımız da bir başka realite. 

PKK’nın taban kazanmasının yavaşlatılması ve bu taban için terörün seçenek olmaktan çıkarılması amacıyla “Kürtler haklarını meşru zeminde arasınlar” denilerek devletimizin bulduğu bir çözüm yolu olarak kurdurulan HEP’in ve ardıllarının, yine siyaset yüzünden, giderek PKK kontrolüne terk edilmiş olması da bir başka realite. 

Kapatılan her partinin yerine yenisinin kurulduğu da bir başka realite. 

Her yeni bir partinin bir öncekinden daha fazla oy aldığı da bir başka realite. 

Bugünkü iktidar partisinin bütün bu realitelerle “bir dargın bir barışık” olduğu ise bambaşka bir realite… 

***

Görünen o ki ne hukuk hassasiyetiyle ne de milli güvenlik kaygısıyla açıldı kapatma davası. HDP yıllardır açık. Hendek terörüne veya “Rojava serhildanı”na açık destek verdiği dönemde bile kapatılması düşünülmedi. Ondan önceki süreçte ise AK Parti’nin “çözüm ortağı” durumundaydı zaten. O günlerde HDP’li olmak da HDP ile aynı hizada durmak da suç değildi doğal olarak.

Ta ki çözüm süreci projesi ölüp ortaklık bozuluncaya kadar… Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle birlikte yüzde elli çıtasının bulunması zorunluğu blok siyasetini ortaya çıkarana kadar… MHP ile Cumhur İttifakını kuran AK Parti muhalefet partilerinin de hiç beklenmedik şekilde bir araya gelip Millet İttifakını kurduklarını şaşkınlıkla izleyinceye kadar… HDP tabanının İstanbul seçiminde Öcalan’ın çağrısına rağmen ikna edilemediği görülünceye kadar… Bununla beraber HDP’nin muhalefet blokunu dağıtmak için kullanılacak bir manivela olabileceği keşfedilinceye kadar…

Bu keşif doğrultusunda inşa edilen siyasi strateji izleniyor bugün: HDP muhalefette olduğuna göre HDP ile “muhalefette olma” ortak paydasında buluşan diğer partiler de HDP’nin suçlarını üstlenmiş kabul ediliyorlar.

Bu komik mantıkla siyasetin dizayn edilebileceği hesaplanıyor. Sırf atmosferdeki gerginliği artırmak için de kapatma davası açtırılıyor.

***

Şu anda HDP’nin başında öncekilere nispetle ılımlı ve uyumlu bir isim var üstelik. Siyaset bilimci kimliği de olan Mithat Sancar partisinin önceki yıllarda uçlara tırmanan bölücü retoriğini görünür derecede törpüledi. Demirtaş’ın yaptığı gibi Türkiye’yi bırakıp Kuzey Irak’ın ve Kuzey Suriye’nin Kürtleri adına siyaset yaparak uluslararası dengelere oynamaya da uğraşmadı. Mevcut HDP yönetimini övmek için söylemiyorum bunları. Kapatma davasının amacını sorgulamak için söylüyorum. Diyarbakır’ın, Batman’ın, Van’ın sokakları yanarken düşünülmeyen, terörle mücadelenin en sıkıntılı günlerinde akla gelmeyen kapatma inisiyatifinin neden şimdi gündeme geldiğini sormak için.

Mamafih bu sorunun cevabını herkes biliyor. Herkesin malumu olan gerekçenin kimseyi kandırmaya yetmeyeceği için umulan siyasi faydayı sağlamayacağı da muhakkak. Buna rağmen ülkenin en ciddi problemlerinden birinin siyasi hesaplara alet edilip hangi sonucu getireceği umursanmadan birtakım günlük ihtiyaçlar için tepe tepe kullanılması olacak şey değil. 

Tıpkı “devletin” elindeki Öcalan’ın terör sorununu çözmek yolunda değil, İstanbul’daki belediye seçimlerini iktidar partisine kazandırmak için devreye sokulması gibi.

Gelgelelim devlet imkanlarını siyasi parti çıkarları için istismar etmenin sonuç getirdiğini bugüne kadar görmedik. Çünkü çaresizlik duygusu yaptırır bunu siyasetçiye. Çaresizlik anı geldikten sonra ise her şey boştur artık.

  • Abone ol