Norveç veya Kanada değiliz… Türkiye’de gündem neredeyse her gün değişiyor. Dün ne konuştuğumuzu unutuyoruz. Siyaset de bunun için gayret sarf ediyor. Ülkede neyin konuşulduğu ve -daha önemlisi- neyin konuşulmadığı siyaset için önemli çünkü. Bu yüzden çoğu zaman ülkece hayatımızda karşılığı olmayan konularla meşgul olmak zorunda kalıyoruz ama eninde sonunda gerçek gündem de gelip karşımıza çıkıyor. Çok fazla kaçılamıyor gerçek dertlerden. Nitekim 104 amiral meselesi bitti, yeniden “128 milyar” meselesi hatırlandı.

Biraz da hükümetin kendisi sebep oldu konuyu yeniden hatırlayışımıza ve kaldığımız yerden tekrar tartışmaya başlamamıza. Önce CHP’nin afişleri indirilip konu hakkında cumhurbaşkanına hakaret soruşturması açılarak… Sonra da üst perdeden bir açıklama yapıyormuş gibi görünüp “işin esasını açıklamama” tavrıyla kuşkuları daha da arttırarak…

Böylelikle bu 128 milyar konusunun iyice esrarengiz bir veçheye bürünmesi daha fazla insanın dikkatinin buraya yönelmesini sağladı.

Daha fazla dikkat toplaması meselenin daha fazla sorgulanmasına da yol açacak muhtemelen. Ne de olsa Merkez Bankası döviz rezervlerinin harcanıp bitirilerek üstüne üstlük borçlanma yoluyla -yani kasada olmayan dövizin de satılmasıyla- eksiye düşürülmesi pek sıradan bir işlemmiş gibi görünmüyor. Zaten ekonomistler hepimizin anlayabileceği sadelikte açıklıyorlar olup biteni. Karanlık noktaları tek tek ortaya koyup aydınlatıyorlar.

***

Olayın temelinde bir “teori” var. “Sanıldığının aksine enflasyon faizin değil, aslında faiz enflasyonun sebebidir” diye ifade edilen malum “teori”… Hiçbir iktisatçının kabul etmediği bu görüşün uygulanması için fırsat esas olarak 2018’de Başkanlık rejimine geçilmesiyle ortaya çıktı. Ondan önce ekonomi kurumlarında görev yapan kadrolar çoğunlukla iktisat biliminin klasik kurallarına uymanın gerekliliğine inanıyorlardı. (Siyasetin etkisi yüzünden bu kurallara tam olarak uyup uymadıkları ayrı konu…) Dolayısıyla bunlardan istenen “verim” tam olarak alınamıyordu. Bu sebeple son yıllarda sayıları gitgide azaltılan bu “eski kafalı” teknokratların geri kalanı da Başkanlıkla birlikte tasfiye edildi. Zaten bütün diğer kurumlar gibi ekonomi kurumları da yeni sistemde işlevsizleştirilmişti. Yani eski kadrolar yerlerinde kalsalar da -veya tek tük kalanlar varsa da- bunların bir etkisinin olması artık mümkün olmazdı.

İşte bu ortamda ekonominin kırılganlığı “kur krizi” şeklinde tezahür etti. Seçimden önce oy isterken “Siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” demişti Erdoğan. Türk tipi başkanlık rejiminin faziletlerini göstermenin sırasıydı.

Önce döviz kurlarındaki yükselmenin bir “saldırı” olduğu ilan edildi. Ama kimin niçin saldırdığı açıklanamadı. Cumhurbaşkanı ile ekonomi yönetiminin başına getirdiği damadının “reform” bekleyen iç ve dış piyasaları tedirgin eden açıklamalarının kurun yükselmesine sebep olduğunu söyleyenler ise hain ilan edildi.

***

Peki ne yapılacaktı? Nasıl mücadele edilecekti piyasalardaki paniğe ve kurdaki sürekli yükselişe karşı? Dövizin yükselmesini önlemenin yolu faizleri yükseltmek diyordu bütün ekonomistler ama “damat bakan” başka bir yöntem denemek istedi: Merkez Bankası’nın kasasındaki döviz rezervleri ne güne duruyordu! Bir miktar dolar bozdurursak ülkemize kötülük olsun diye dolara yatırım yapanlar “çil yavrusu gibi” dağılırlardı. Öyle yapıldı. 4,52 TL seviyesinde devralınan dolar kuru 8,52 TL’ye çıkıncaya kadar bu dahiyane yöntemin uygulanmasına devam edildi. Merkez Bankası’nın döviz rezervleri iyice tüketilip üstüne üstlük borçlanmayla eksiye düşürülene kadar… Aynı zamanda sizin, benim, bütün Türk vatandaşlarının cebindeki paranın değeri yarı yarıya azalıncaya kadar…

Hem kurdaki yükseliş faiz teorisini uygulama fantezisi yüzünden durdurulamadı. Ekonomideki bozulma daha da arttı. Hem de Merkez Bankası’nın elindeki çok önemli bir finansal bir enstrüman hiç edildi ve borçlarımız arttı. Ayrıca, 128 milyar doların eritilmesi işlemleri hakkında muhalefet partilerinin sorduğu bir soru da var: “Bu kadar para hangi tarihlerde, hangi kur üzerinden ve kimlere satıldı?”

Merkez Bankası’nın bundan önceki başkanının göreve gelişinin de görevden alınışının da bu 128 milyar dolarla ilgili olduğu söyleniyor siyasi kulislerde. Sokakta ise şu söyleniyor: Bu 128 milyar konusu iktidarın dediği gibi önemsiz ve sıkıntısız bir iş olsaydı panik içinde her yerde o afişleri söktürürler miydi?

  • Abone ol