• 7.08.2021 06:25
  • (107)

Çıkar kelimesinin bizim dilimizde/kültürümüzde olumsuz çağrışımları daha fazla olduğundan söz gelimi bir siyasi hareketi çıkarınız için desteklediğinizi söylerseniz ahlaksızlık itirafı gibi algılanabilir bu sözünüz. Oysa burada sözkonusu olan ille de kişisel çıkar olmayabilir. Milli çıkarları düşünün, mensubu olduğunuz toplumun çıkarları olarak düşünün. Yani yönetme görevini kime verirsek ülkemizin bundan daha fazla yarar göreceği şeklinde bir yaklaşımı düşünün. Mesela belediye hizmetlerini hangi anlayışın, hangi kadronun daha iyi vereceğini düşünerek mi belediye seçiminde oy kullanıyoruz, yoksa bu hususu ikinci plana mı atıyoruz. Böyle yapıyorsak rasyonel bir tutum göstermiş oluyor muyuz? Ülkemizin, şehrimizin, toplumumuzun çıkarlarını gözeten bir yaklaşım içinde değilsek akla uygun bir tutum göstermiş oluyor muyuz?

Belki daha doğrusu, çıkarımızın nerede olduğunu objektif ve rasyonel olarak belirleyebiliyor muyuz?

Aslında doğal olan siyasi parti taraftarlığının çıkar duygusuna dayanmasıdır. Çünkü siyasi tercihlerimizin temelinde “somut fayda” ölçütü bulunmadığı takdirde aklın denetiminden uzaklaşabilecek tutumların bizi tehlikeli vadilere götürmesi daima mümkündür.

Peki, insan rasyonel bir canlı değil mi? Düşünen ve hatta düşündüğüne dair de düşünen canlılar değil mi miyiz? Türümüzün adı bu anlama gelmiyor mu? (“Homo sapiens sapiens”.) Öyleyse nasıl oluyor da siyasi tercihlerimiz aklın denetiminden bağımsız gerçekleşebiliyor?

Evet, akıllıyız/zekiyiz. Diğer canlılar içgüdüleri doğrultusunda davranırken biz hangi davranışın bize fayda getireceğini aklımızı kullanarak belirleyebiliriz. Bu bakımdan diğer canlılardan üstünüz. Ama rasyonel bir varlık mıyız? Yani aklımızın rehberliğinde doğruyla yanlışı, iyiyle kötüyü ayırt edip kararlarımızın bütününü sebep-sonuç ilişkisi ve fayda-zarar algısı çerçevesinde alabiliyor muyuz? Ne yazık ki bu sorunun cevabı hayır. İnsan aklını kullanma yeteneği olan ama aklına tabi olmayan bir canlı. Rasyonel bir varlık değil bu anlamda. Kararlarının ve tercihlerinin belirlenmesinde rasyonel olmayan yüzlerce veya belki binlerce karmaşık faktör rol oynuyor. Zaten onun için psikoloji diye bir bilim dalı var.

***

Mamafih psikolojinin davranışlarımızın sebeplerini keşfedip açıklamaya yönelik çabaları daha yolun çok başlarında. Beyin fonksiyonlarımızın büyük kısmı hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Keza genlerimizde taşıdığımız ve en eski atalarımızdan bize intikal etmiş olan davranış mekanizmasının mantığını da çözebilmiş değiliz henüz.

Son yıllarda seçmen psikolojisi üzerine yapılan çalışmalara bakarsanız, oy verme tercihlerini rasyonel değil duygusal faktörler belirliyor çok büyük oranda. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her tarafında. Onun için, tuhaf olsa da, seçmenin kişisel çıkarları doğrultusunda oy kullanması söz konusu olmayabilir. “Taraftarı olduğumuz” partinin izlediği politikalardan kişisel olarak zarar görsek bile politik duruşumuzu değiştirmeyi kolayca düşünmeyebiliriz.

Çünkü taraftarlık demek sadakat demektir. Başlıca üç çeşit politik sadakat duygusu oy verme tercihlerimizi belirliyor: İdeolojiye sadakat, partiye sadakat ve lidere sadakat.

İdeolojik angajmanla oy kullananlar en geniş kesim. Sağcı, solcu, liberal, veya milliyetçiyseniz aynı çizgideki partilere/adaylara oy veriyorsunuz. İdeolojik kimlikler kolayca değişmediği için bu yolla teşekkül eden oy verme tercihleri de ikide bir elbise değiştirir gibi değiştirilmiyor.

(İdeolojik kimliklerimizin oluşumunda da sosyal çevremizin etkisi en önemli faktör ama kimi durumlarda psikolojik dinamikler de devreye girebiliyor.)

Partiye ve lidere sadakat kategorileri de bir anlamda ideolojik sadakat duygusunun alt kümeleri gibi görülebilir. Ama parti veya lider kimi şartlarda kendi ideolojik çizgisini bir ölçüde esnetse bile taraftarlarını muhafaza etmeye devam edebilir. Dolayısıyla lider ve parti sadakatleri seçmen tercihlerinde denebilirse “ekstra tutamaklar” oluşturur. Aynı zamanda aynı ideolojik çizgide birden fazla yapının mevcudiyeti söz konusu hale gelir. Ancak lider ve parti sadakatleri daha dar bir alanda etkilidir. Çünkü oy geçişkenliği aynı ideolojik kampa mensup partilerin/liderlerin taraftarları arasında mümkün olurken farklı ideolojik kamplar kendi taraftar kitlelerini her zaman muhafaza ederler. Sözgelimi partisine küsen seçmen sağcıysa başka bir sağ partiye, solcuysa bir başka sol partiye geçebilir. Karşı kampa transfer çok nadir görülür.

Gelgelelim oy verme tercihlerinin politik sadakat duyguları dışında belirleyenleri olan bir başka seçmen kitlesi de var. “Rasyonel seçmen tercihi” veya daha çok “ekonomik temelli oy tercihi” adı veriliyor bu nispeten daha dar kümenin yaklaşımına. Parti ve lider sadakati hissine sahip olmayan bir kitle bu. İdeolojik sadakat duygusu ise oldukça gevşek. Özellikle ekonomideki olumsuzluklar konusunda hassas bir kesimden söz ediyoruz

Ancak sayıca diğerlerinden daha küçük ve dar bir küme olsa da sözgelimi sağ ve sol siyaset arasındaki inatçı dengenin kırılamadığı durumlarda bu kesim, bir anlamda anahtar rol oynayarak, “oyun bozan” işlevi görebiliyor.

Muhtemel bir seçimin sonuçları üzerine hesap yaparken işte en başta bu kesimin tutumunun göz önüne alınması gerekiyor.