• 25.11.2021 06:32

Yanlışın yanlış olduğunu söylemekten dilinizde tüy bitiyor ama yanlış yapan yanlış yapmaktan vaz geçmiyorsa bu durumda milletin hakemliğini beklemekten başka çare yoktur. Tahribatın daha fazla büyümemesi için yapılacak iş ise sandığa “bir an önce” gitmek için sesinizi alabildiğine yükseltmektir.

Siyasi iktidarlar devlet makinasını millet adına yönetmek üzere iş başına gelirler. Yönetmeyi beceremeyen de gider. Serbest seçimlerin yapıldığı ülkelerde demokratik yollarla iktidara gelen yönetimler başarısız olduklarında sandığın kararıyla görevlerini yeni gelene devrederler. Türkiye’de de bugüne kadar bu oldu, bundan sonra yine bu olacak.

Gitmemek için bahane arayan da bahanesini millete beğendirmek zorundadır. Kötü yönetimin bahanesi olmaz aslında ama bahanenizi millet kabul ederse yerinizde kalırsınız. Bunun dışındaki senaryolara kimsenin prim vermemesi gerekir.

Türk ekonomisinin kara günü olan 23 Kasım’ın akşamında özellikle Pensilvanya tayfasının ve neye hizmet ettiği meçhul bazı marjinal yapıların sosyal medyayı kullanarak yaptıkları kışkırtıcı sokak çağrıları ancak ve ancak bulanık suda balık avlamak isteyenlerin, sandığın üstünü örtme hevesi taşıyanların ekmeğine yağ sürer.

Bu çerçevede muhalefet partilerinin toplumdaki haklı infialin karşısında durmayı göze alarak sokak tuzağına karşı gösterdikleri olgun ve sağduyulu tutum takdir edilmeli.

***

Bugün muhalefet partileri başta olmak üzere kamuoyu önderlerinin öncelikli görevi ülkeyi sağ salim bir an önce sandığa ulaştırmak için çabalamaktır.

Mevcut iktidarın erken seçime direnmesinin giderek zorlaştığı da gözden uzak tutulmamalı bu arada. Kötü yönetim gerçeğinden gözleri kaçırmak için çaresizce ortaya atılan “Kurtuluş savaşı veriyoruz, dış güçler saldırıyor” gibi akıl dışı bahanelere bu milletin inanmasını da kimse beklememeli.

Ülkenin kötü yönetildiğini, Türk tipi başkanlık rejimi adı verilen otokrasi macerasının nelere mal olduğunu mevcut iktidarın tabanı da görüyor artık. Çünkü görünen köy kılavuz istemez. “Türkiye’yi uçuracağız, hızlı karar alacağız, hükümet gereksiz prangalardan kurtulacak, daha güzel yöneteceğiz vs…” gibi yaldızlı vaatlere kanmaları, buna karşılık “Böyle bir tek adam yönetimi akıl işi değil, ülkeyi felakete götürür” uyarılarını dikkate almamaları felaketi gözleriyle görmediklerindendi. Ama artık onlar da gördüler.

Çok pahalı bir deneyim oldu ülke adına gerçi ama gördüler. İnat edip bu kötü maceranın daha fazla sürmesine onay veremezler.

***

Bu kur filan, bunların hiçbirisi bizim geleceğimizi belirleyen şeyler değil (…) 24’ünde siz bu kardeşinize yetkiyi verin, ondan sonra bu faizle şunla bunla nasıl uğraşılır göreceksiniz” gibi sözlere inanarak gerçekleşmesine izin verdikleri kâbusun ülkeyi ne hale getirdiğini ve kendi hayatlarından da neleri götürdüğünü yaşayarak gördüler.

Kendi çocuklarının geleceğini daha fazla karartmak istemeyeceklerdir. Kurtuluş savaşı, beka mücadelesi, dış güçlerin saldırıları vs. laflarına artık inanmayacaklardır.

Bugün siyasi muhalefetin yapması gereken seçime hazır olmak ve sandığın bir an önce milletin önüne getirilmesi için bastırmaktır. Bir de tabii bugünkü enkazı kaldırıp her bakımdan tahrip olmuş devlet makinasını nasıl onarıp yeniden işleteceklerine dair millete güven verecek bir ortak program ortaya koymaktır.

Bu süreçte gereken sabırdır, gayrettir ve en mühimi fedakarlıktır. Muhalefet partilerinin hiçbirinin bugün kendi parti çıkarlarını hesap etme lüksleri yoktur.

Herkesin elini taşın altına koyup elbirliğiyle kotarılacak olan önümüzdeki onarım sürecinde karşılık beklemeden rol üstlenmesi gerekir.