• 4.05.2020 00:00

  Covid-19 pandemisi kaynaklı fiili “sağlık olağanüstü hali”, “kişisel iktidarın kalıcılığı” hizmetine yönlendirildi. Eğer bugünden, bunun seçeneği olarak “hukuk yoluyla demokrasi” için hazırlık yapılmaz ise, geriye dönülmesi zor bir sürece girme tehlikesi pek açık.

Covid-19 döneminde hukuk yerine çifte fiili durum, YÜRÜTME görev ve yetkilerinde öne çıkmakta:

-Sokağa çıkma ve seyahat gibi doğrudan hareket özgürlükleri ile ilgili yasaklar, “iyilik için katlanılması gereken fiili durum” olarak görülebilir.

-Kabine adı altında sanal bakanlar toplantısıyla tek kişinin karar alması, belediye başkanlarına bağış kampanyalarını engelleme, maske için her gün değişik söylemlerle toplumu oyalarken ABD’ye bile maske gönderme vb uygulamalar, yaşamsal risk yaratmakta.

YASAMA da, süreç dışında değil: Anayasa’ya aykırı 7242 sy.lı yasa, belli suçlular için kurtarıcı, ama diğerleri için ölümcül sonuçlar doğurabilir. TBMM’de müzakere sürecini kilitleyen Cumhur ittifakı da, bir fiili durum…

YARGI da, çoğu kez Anayasa dışı itki ile harekete geçmekte: İstanbul Başsavcılığı, yasa dışı yerleşim şüphelisi F. Altun’u korumak için CHP ilçe ve il yöneticisine karşı, Ank. Başsavcılığı ise Anayasa’ya aykırı beyan sahibi Diyanet İşleri Başkanı’nı korumak için Ank. Barosuna karşı, yine Saray güdümünde harekete geçti.

SORUMLU KİM?

-Belediye yardımları engellendiği için yaşamını kaybedenlerin,

-Mahpus tutuklular (suçüstü ağır cezalılar dışında) salıverilmediği için covid-19 ölümlerin,

-Ailesi-yakınları ve toplum için tehlike olduğu halde serbest bırakılan mahpus cinayetlerinin,

-Maske –ABD’ye bile gönderildiği halde ülkede- dağıtılamadığı için meydana gelen ölümlerin, sorumluları kim olacak?

DEVLET KAMU TÜZEL KİŞİLİĞİ

Anayasal niteleme ile Türkiye Cumhuriyeti/Devleti, egemenlik yetkisi ile örtüşen kapsamlı bir tüzel kişilik olup, bu hukuki varlık, hiçbir kişi, grup veya zümreye indirgenemez. Bu nedenle, “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz” (md.6).

Bu yasak, başta CB gelmek üzere her kademedeki kamu görevlisini kapsar. “Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse”, üstünden aldığı emir Anayasa’ya aykırı ise ve konusu suç teşkil ediyorsa yerine getirilmez (md.137).

Bu anayasal kurallar, başta Cumhurbaşkanı, Diyanet İşleri Başkanı ve CB İletişim Başkanı gibi “başkan” sıfatlı kamu görevlileri, en alttakiler için geçerli. Anayasa açık: “Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz”.

Ne var ki, Anayasa’da 2017’de yapılan değişiklik ürünü “tek kişi yönetimi” (monokrasi), sorumluluk düzeneğinin işletilmesi önündeki başlıca engel.

SİYASAL MÜNAVEBE VE DEMOKRATİK MUHALEFET

Buna eklenen asıl tehlike, “siyasal münavebe” seçeneğini zayıflatıcı Anayasa dışı ve meşru olmayan uygulamalar:

- Bağış kampanyası vesilesiyle belediye başkanlarını terörize etmek,

-Kabine toplantısı adı altında, “ciddi çalışma” izlenimi verilse de, her akşam, birbiriyle çelişen kişisel açıklamalar,

-Siyasal parti genel başkanlarını toplantıya çağırmayarak, mücadelenin tek kahramanı izlenimi vermek vb. uygulamalar.

TBMM’de 100. Yıl özel oturumu, başta CHP gelmek üzere demokratik muhalefet partileri için, demokratik anayasa ortak hedefini dillendirme vesilesi yaratmış olsa da, yol ve yöntemler somutlaştırılamadı.

ÇATIŞMALARDA ANA EKSEN: HUKUK

İnsanlığın yaşarkalma sorunu haline gelen salgın hastalığın, ulusal ölçekte bütünleştirici ortak paydaları öne çıkarması beklenirken, tam tersine ayrışma eksenleri ivme kazandı; kutuplaşma, geçmişe göre çok daha belirgin bir hal aldı.

Sınıfsal, siyasal, dinsel vb çatışma eksenleri, ana ayrışma eksenini kesinlikle örtmemeli: hukuku savunanlar ile hukuk dışı söylem, işlem ve eylemleri meşrulaştırma çabası içinde olanlar arasında.

Haliyle ortak geleceği inşa yolunda ilerleyebilmenin önkoşulu, ana mücadele eksenine hukuku koymak.