• 23.12.2020 00:00
  • (439)

  AKP-MHP hattında “gizli anayasa” nakaratı ile demokratik muhalefeti bastırma ve sindirme amaçlı açıklamalar, neyi örtüyor veya neyin ifşasını gerekli kılıyor?

MHP kanadında Bahçeli’nin hedef gösteren ve tehdit içeren sözleri, CB yrd. F. Oktay’ın ise, TBMM Genel Kurulu’nda bir parti genel başkanı gibi konuşmaları, konuya dün/bugün/yarın çizgisinde bakılmasını gerekli kılıyor.

“ANAYASA SUÇU” İTİRAFIYLA HAZIRLANAN TEKLİF

“Ülke yönetimi yasa ve Anayasa’ya uygun değildir. Ve de suç işlenmektedir...”( 16 Ekim 2016, D. Bahçeli).

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifimiz ve gerekçesi ilişikte sunulmuştur” (10 Aralık, B. Yıldırım).

TBMM Başkanlığı’na sunulan 21 maddelik değişiklik metni, 16 Ekim konuşması sonrası, “kapalı kapılar ardında” yapılan çalışmaların ürünü. Nerede yapıldı ve kimler katıldı? Tutanakları nerede? Hiçbir resmi bilgi ve belge yok.

Değişiklik teklifinde ne var? Tam 140 yıllık anayasal mirasın çöpe atılması.

Neden 140? Çünkü Kanun-i Esasi, Aralık 1876’da yürürlüğe girdi.

Güncel açıdan; 10 Aralık, olumlu ve olumsuz olmak üzere iki anlama sahipti:

Olumlu, insan hakları günü olması.

Ama aynı gün, Beşiktaş-Maçka’da terör saldırısı sonucu 46 yurttaşımız katledildi, 147 kişi yaralandı.

Bütün bunlara karşın 10 Aralık Cumartesi, Teklif yıldırım hızıyla TBMM Başkanlığı’na iletildi.

YA “DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDELER”?

Uzlaşma yoluyla gerçekleştirilen 1995 ve 2001 değişiklikleri sırasında 1982 Anayasası’nın değiştirilemez maddelerine doğrudan ve dolaylı dokunuldu:

- Her ikisinde, Başlangıç’ta değişiklikler yapıldı.

-2001’de ise, “insan haklarına dayanan laik ve demokratik Cumhuriyet” (md.14) tanımı getirilerek, “insan haklarına saygılı Devlet” (md.2), artık “insan haklarına dayanan Devlet” yorumuna elverişli hale geldi. Anayasal düzende olumlu etki yaratmaya açık söz konusu değişiklikler genel bir kabul gördü.

2017 Anayasa değişikliğinin, iki kanatlı yürütmeyi ortadan kaldırarak Devlet ve Hükümet yetkilerini sorumsuz tek kişiye vermesi -ve o kişinin parti genel başkanı olması-, Başlangıç’ta “medeni işbirliği” olarak tanımlanan erkler ayrılığı ilkesine ve bunun çerçevesini oluşturan “demokratik hukuk devleti”(md.2)’ne açıkça aykırı.

UYGULAMA DA TEYİT ETTİ

Yaklaşık 6 haftada kapalı kapılar ardında kotarılan, TBMM görüşmeleri 9 geceye sıkıştırılan ve 6 ayda OHAL ortam ve koşullarında halka dayatılan Anayasa değişikliğinin 30 aylık uygulaması, erkler aykırılığına dayanan “demokratik hukuk devleti”ni nasıl ortadan kaldırdığını teyit etti.

TBMM’de 2021 bütçe görüşmeleri, güncel örnek: Sanayi Bakanı M. Varank’tan CB yrd. F. Oktay’a kadar çoğu, parti genel başkanı edasıyla, -başta CHP- demokratik muhalefet partilerine ve vekillerine verip veriştiriyor; AKP’nin 18 yıllık iktidar dönemine övgüler dizmekte yarışıyor.

Oysa tek kişinin atadığı bu kişilerin siyasal sorumlulukları yok. Bütçe hakkı sahibi TBMM’ye hesap vermek bir yana, adeta kendileri hesap soruyor. Haliyle, Başlangıç ilkeleri ve “demokratik hukuk devleti”, kağıt üstünde kalıyor.

MUHALEFETİN ANAYASAL SORUMLULUĞU

CHP-HDP-İYİ Parti yasa önerilerini hiç gündeme almayan ve araştırma önergelerini kategorik olarak reddeden AKP-MHP ittifakı, Osmanlı-Cumhuriyet anayasal düzenini ortadan kaldıran değişikliğin sorumlusudur. Bu ortam ve koşullarda, demokratik düzene dönüş yolunda atılacak adımlar, muhalefetin anayasal sorumluluğu ve meşru olduğu gibi Türkiye’nin geleceği için de yaşamsaldır.

Olmayan anayasa taslağını arayanlar, yarattıkları anayasal enkazı sürekli kılmak isteyenlerden başkası değil. Değişmez maddeler örtüsü altında ilga edilen anayasal düzenden demokratik hukuk devletine dönüş yolunda ortak bir fikri arayışı bile kriminalize etme çabası, “insan haklarına dayanan demokratik ve laik sosyal hukuk devleti” mücadelesinin ne denli gerekli olduğunun teyidi değil mi?