• 5.07.2021 08:09
  • (321)

Temmuz 2016’da başlayan olumsuzluklar hız kesmeden sürüyor:

-On yıl süren ortak yönetimde iktidar kavgasının açığa çıkışı (17-25 Aralık 2013) ve darbe girişimi (16 Temmuz 2016).

- Anayasa değişikliği (16 Nisan 2017) ile Osmanlı-Cumhuriyet siyasal mirasının reddi.

-Parti başkanının Devleti temsil ve yürütme yetkilerini tek başına üstlenmesi (9 Temmuz 2018).

-Trakya anakarasını parçalama girişimi (26 Haziran 2021).

Aslında, ana halkalarına değinilen olumsuz işlemler ve eylemler dizisi çok uzun. Amaç, Türkiye ülkesi, ulusu ve devleti olarak içine sürüklendiğimiz süreci elden geldiğince doğru tanılamak. Beş sözcük özetliyor: ilga/imha/inkâr/iğfal/ihlal.

İLGA (bir şeyin varlığını ortadan kaldırma): 2017’de Anayasa değişikliği ile “Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti” ilga edildi. Hükûmet ve parlamenter rejimle ilgili bütün anayasal kurallar kaldırıldı. Tek gerekçe: -gemi kaptanı benzetmesi ile- çift başlı yönetime son vermek. Oysa Avrupa demokrasileri, tek başlı (monist) yönetimden çift başlı (düalist) yönetime doğru evrimle kuruldu.

İMHA (yok etme): Kanal İstanbul, Trakya’da 134 milyon hektar tarım arazisini yok edecek; Trakya ve Marmara bölgesinin ekolojik dengesini bozacak. Çevresel kamu düzeni bozulacak; kentsel kamu düzeni ve başkaca olumsuzluklar saymakla bitmez. Daha genel olarak Covid-19 döneminde bile, tarihsel, kültürel ve doğal miras yağması hız kesmiyor.

İNKAR (yadsıma): Ne var ki, ilga ve imha süreçleri, inkâr söylemi ile yürütüldüğü için İĞFAL (aldatma) ile sonuçlanıyor. Nasıl? Sürekli İHLAL (çiğneme) ve bilgi kirliliği yaratılarak.

Bilgi kirliliği o denli yaygın ve süreklilik taşıyor ki, kendilerinin İLGA ettikleri anayasal kurum ve kavramlar sanki varmış gibi kullanılıyor: bakanlar kurulu, hükümet, kabine toplantısı, toplantıda alınan/alınacak kararlar vb. Oysa bunlar vb. hiçbir kurum ve kavramın anayasal temeli yok.

İĞFAL (aldatma): Daha düşündürücü olanı, olmayan anayasal kavramlar kullanılarak, Anayasa değişikliği ile kaldırıldığı halde toplumda varmış algısı yaratılıyor. İşin tehlikeli yanı ise, “parti başkanlığı yoluyla Devleti temsil ve yürütmenin tek kişide toplanması”nı sakıncalı bulan kimi siyasetçiler, basın-yayın mensupları ve öğretim üyeleri bile, bilgi kirliliği aracı olmakla, tarihsel mirası ilga edenler ile “toplumu iğfal” kervanına katılmakla, Atatürk’ün deyişiyle, “hem kendilerini hem de milleti iğfal etmiş” oluyorlar.

İHLAL (çiğneme): Anayasa ve yasa kurallarının ihlalini sürekli alışkanlık haline getirenler, esasen kendi deyimleri ile “paralel yönetimi” bizzat kurmuş bulunuyor. Nasıl? Anayasa hükümleri dışında bir fiili yönetim suretiyle.

Öyle ki, her yerde hazır ve her şeye nâzır görüntüsü veren kişi, sürekli konuşuyor; bakanlar gibi kendisinin atadığı zevat ise, amirlerinin sözlerini düzeltmekle meşgul. Her şeyi bilme iddiasındaki kişi, meselâ, “3600 ek gösterge tamam” diyor; yardımcısı ise, “bu iş bakanlığın” yanıtını veriyor. İlgili makamlar, yüz bini aşkın “öğretmen ihtiyacı” bildirimlerine karşın, kendisi, “ihtiyaç yok” diyebiliyor, üstelik ayak üstü.

“Kanal İstanbul’a 5 kuruş ödemedik” diyen aynı kişi, Anayasa’ya aykırı olarak acele kamulaştırma sonucu 5-6 milyar TL’yi kimin ödediğini açıklamıyor.

İHDAS (kurma): “ilga/imha/inkâr/iğfal/ihlâl” beşlisi failleri, pişkin oldukları kadar korkak. “Biz Osmanlı-Cumhuriyet anayasal ve siyasal mirasını; kurumları, kuralları ve değerleri ilga için reddettik” deme cesareti yerine, iktidarlarını iğfal, ihlal ve inkâr yoluyla sürdürmeye çalışıyorlar.

Dürüstlüğün yerini korkuya bıraktığı bir ortamda, yurtseverlere, “yeniden kuruluş” için hiç olmadığından daha çok görev düşüyor: tarih ve ülkeyi kurtarmak, hukuku ve geleceği kurtarmak için.

Bu nedenle, siyasal partiler ve sivil toplum örgütleri arasında örülecek yeni dayanışma ve direnme halkaları, “ihdas” için yaşamsaldır. İhdasın yolu ise Anayasa’dan geçer. CHP’nin öncü işlevi, tarihseldir.