• 13.07.2015 00:00

 Milliyetçilik akımı ve insanda yol açtığı fikrî hastalık ve vicdanî bozukluk ile ilgili bugüne dek pek çok değerli yorum ve analiz yapılmıştır ancak öyle sanıyorum ki bunu en güzel ve çarpıcı biçimde Bosna’nın millî lideri Aliya İzzetbegoviç (1925- 2003) ortaya koymuştur.

Erdemli insan Aliya İzzetbegoviç, Bosna- Hersek’te yayın yapan “Dnevni Avaz” (= Günlük Sedâ) gazetesine 8 Nisan 1999 günü verdiği mülâkatta, “millilik” ile “milliyetçilik” arasındaki kesin ayrımı şöyle çiziyordu:

Bilgisiz kimselerin zihinlerinde kargaşa yaratmak için başvurulacak ilk ve en etkili yol, milli olanla milliyetçi olan arasındaki farkı gözden kaçırmaktır. Aslında bu fark, bazen sevgi ve nefret arasındaki fark kadar büyük olabilir. Millî duyguları olan bir insan, kendi halkını sever, onların kusurlarını da erdemlerini de kendi üstünde taşır, o halka aittir. Bir milliyetçi ise kendi halkını sevmekten çok başkalarından nefret eder, daha da önemlisi, uygulamada, başkalarının mülkü olan şeyi ister. Başkalarına ait farklılıkları boğar, hoşgörüsüzdür; fiziksel baskı uygular. Kendisine ait olanı savunmaz, kendisine ait olmayanı da ister. Milliyetçiliğin özünde Allah’a imân yoktur. Dünyanın bütün büyük dinleri şu basit hakikati öğretmeye çalışır (ve bütün hakikatler basittir): Sana yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkasına yapma. Ya da öyle hareket et ki, davranışların herkes için geçerli olsun; ne sana göre değişsin ne de başkalarına göre.

İzzetbegoviç’in bu analizi ders niteliğindedir. Zirâ bir kavmin diğer kavimlerden nefret etmesi, başka bir kavme karşı üstünlük taslaması, ona ve topraklarına karşı tahakküme girişmesi, maddî ve manevî varlığını gaspetmesi, zûlmetmesi, işgal, asimilasyon, bütün bunlar “bâtıl” iken, zikredilen bu zûlüm ve haksızlıklara uğramış olan bir kavmin bunlara direnmesi, gaspedilen haklarına kavuşması için mücadele etmesi, diğer kavimlerle eşit duruma gelme çabası gütmesi, bir insanın kendi kavmini sevmesi, bütün bunlar da “hak”tır.

Birincisi hem ilahî öğretilere hem de insanî değerlere terstir. Çünkü ister istemez “ırkçılık” ve “faşizm”e götüren yol olduğu için, tüm büyük dinlerde ve kutsal kitaplarda lânetlenmiş, yasaklanmıştır. Ancak ikincisi tam aksine, tüm büyük dinlerde ve kutsal kitaplarda emredilmiş, bunun öncülüğünü de bizzat peygamberler (asm) yapmıştır. Ayrıca evrensel insanî değerlerin ve insanlık ailesinin ortak vicdanının da kabul ettiği bir durumdur.

Türkiye’de özellikle iki kesim (İslamcılar ve Solcular), “Biz Türk milliyetçiliğine de Kürt milliyetçiliğine de karşıyız” sözünü tekrarlamayı pek severler. Bu sözü bir mârifetmiş gibi söylerler. “Ümmetçilik/ enternasyonalizm” gibi maskeler takınan İslamcılar ve Solcular, Kürt milliyetçiliğini de tıpkı Türk, Fars ve Arap milliyetçilikleri gibi “ırkçılık” kategorisine alırlar.

Peki, hakikat böyle mi? Bu bakış açısı adil mi? Dahası, samimî mi?

Kesinlikle değil. Türk milliyetçiliği, Fars milliyetçiliği ve Arap milliyetçiliği, açıktır ki, ırkçılık ve faşizmdir. Çünkü Aliya’nın da işaret ettiği gibi, “kendi halkını sevmekten çok başkalarından nefret eder, başkalarının mülkü olan şeyi ister. Kendisine ait olanı savunmaz, kendisine ait olmayanı da ister.

Örneğin Türk milliyetçisi iseniz, TC’nin Kuzey Kürdistan ve Batı Lazistan’daki tahakkümünü, Türkçe resmî dil iken Kürtçe ve Lazca anadilde eğitim hakkının dahi olmayışını, bu coğrafyada sırf Türkçe değil diye 12 bin 211’i köy ismi olmak üzere 28 bin yer isminin zorla, masa başında değiştirilip onlara uyduruk Türkçe isimler verilmiş olmasını, milyonlarca Kürt, Laz, Çerkes, Arap, Ermeni, Gürcü çocuklarına yıllarca okullarda “Ne mutlu Türküm diyene”, “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” dedirtilmesini savunmak zorundasınız. Bütün bu zûlümleri savunmazsanız ve bir de karşı çıkarsanız, zaten Türk milliyetçisi olamazsınız. Türk milliyetçisi olmak demek, otomatikman faşist olmak demektir.

Aynı şekilde, Fars milliyetçisi iseniz, İran’ın Doğu Kürdistan, Güney Azerbaycan ve Batı Belucistan’daki, Arap milliyetçisi iseniz gerici Arap devletlerinin işgal ve katliamlarını, Baas ideolojisini, bütün bunları desteklemek zorundasınız. Bunları savunmaz ve bir de karşı çıkarsanız, zaten ne Fars milliyetçisi olabilirsiniz ne de Arap milliyetçisi. İkisi de faşizmdir, tıpkı Türk milliyetçiliği gibi.

İmdi, bir elinizi vicdanınıza, bir elinizi de imân ettiğinizi söylediğiniz kutsal kitabın üzerine koyarak cevap veriniz: Aynı şey, Kürt milliyetçiliği için de söylenebilir mi?

Kürt milliyetçiliğinin, başkalarına ait bir toprak parçasını işgal etme amacı var mıdır?

Utanmadan “ırkçılık” olarak nitelediğiniz Kürt milliyetçiliğinin, Türkler’in, Farslar’ın ve Araplar’ın anadillerini yasaklama, onlara zorla Kürtçe öğretme gibi bir hedefi var mıdır?

Hiçbir edep ve hayâ duygusu taşımadan Türk, Fars ve Arap milliyetçilikleri ile aynı kefeye koyduğunuz Kürt milliyetçiliğinin, Türk, Fars ve Arap köylerinin ve şehirlerinin isimlerini zorla değiştirip onlara Kürtçe isimler verme gibi bir gayesi var mıdır?

Tamamen başkalarına ait toprak parçasını elinde tutma, başkalarına ait dilleri yasaklayıp halkını asimile etme ve böylece boyunduruğu altına alma gibi ırkçı ve faşist temeller üzerine kurulu Türk, Fars ve Arap milliyetçiliğini, bu şovenist ülkülerden bir tanesine bile sahip olmayan, sadece ve sadece kendi gaspedilmiş olan haklarını geri almak ve etrafındaki diğer halklarla “eşit kardeşler olmak” mücadelesi veren, bu insanî, fıtrî ve hatta ilahî gayeden başka hiçbir gayesi olmayan Kürt milliyetçiliği ile aynı kefeye koymak, nasıl bir akıl, nasıl bir vicdan ve nasıl bir adalet anlayışıdır?

Kürtler’in verdiği haklı mücadele ve utanmadan “ırkçılık” olarak nitelediğiniz Kürt milliyetçiliği, tamamen Kürt halkının kendi topraklarında kendi kendini yönetmesi, Kürdistan’ın hür ve müstakil bir vatan olarak dünya haritasında hak ettiği yerini alması ülküsü üzerine yeşeren bir hareket değil midir?

Kürt milliyetçiliği, Türk’e, Fars’a ve Arap’a ait bir hakkı onlardan almak istemiyor, onların dilini, kültürünü asimile etmek istemiyor. Başkaları üzerinde hiçbir tahakkümcü gayesi yok! Kürt milliyetçiliğinin (en ılımlısından en radikaline) bütün söylemleri, gayesi, kendi toprağına, kendi halkına ve kendi diline aittir. Sadece gaspedilmiş olan kendi hukukunu ve haklarını geri kazanmak istiyor.

Türk, Fars ve Arap milliyetçiliklerinin ülküsü, diğer halklara “efendi” olmak. Kürt milliyetçiliğinin ülküsü ise, diğer halklarla “eşit” olmak.

Kürt milliyetçiliğinin bu ülküsü, hangi dine, hangi kutsal kitaba, hangi insanî değerlere ve hangi demokratik anlayışa aykırıdır?

Böyle olduğu hâlde, hiç utanmadan ve sanki çok büyük bir mârifetmiş gibi “Biz Türk milliyetçiliğine de Kürt milliyetçiliğine de karşıyız” diyen İslamcılar’da ve Solcular’da hiç mi biraz edep ve hayâ duygusu yoktur?

Bu nasıl bir vicdansızlık, nasıl bir ideolojik körlüktür?

[email protected]

Twitter: @IbrahimSediyani

Taraf