• 12.08.2015 00:00

 “Oyuncak” adlı bir önceki yazımızın en çok konuşulan cümlesi, şu cümle olmuştu: “Dünyadaki bütün mazlumlar ‘aynı ırktan’dırlar, dünyadaki bütün zalimler de ‘aynı dinden’dirler.

O yazımızın Taraf gazetesinde yayınlanmasıyla birlikte Kürt, Türk, Laz, Çerkes, İslamcı, sosyalist, liberal onlarca insan bu sözümüzü sosyal medyada bir “veciz söz” değeri atfederek paylaştı ve benimle aynı duygu ve düşünceleri taşıdıklarını ifade etti.

Bunu yapan bütün kardeşlerime teşekkür ediyorum ancak, öyle sanıyorum ki bu sözümde ne kadar haklı olduğumu en net biçimde ortaya koyan, haklılığımı en somut bir şekilde tescil eden kişi, o yazımın –ve dolayısıyla o sözümün– Taraf’ta yayınlanmasından hemen sonra Çin’e gidip, orada, tıpkı her zaman Kürdistan için dediği gibi Doğu Türkistan için de “terörist” diyen, tıpkı her zaman Türkiye için dediği gibi Çin için de “toprak bütünlüğüne saygılıyız” diyen TC Cumhurbaşkanı Erdoğan oldu.

Bilinçli bir ayarlama yapmamıştık elbette ki ve biz o yazıda Kürdistan ile Doğu Türkistan’ı değil, başka iki konuyu (Mavi Marmara ve Süruç katliamı) işliyorduk, ancak o günlerde özellikle Twitter’da, o yazım ve içindeki “Dünyadaki bütün mazlumlar ‘aynı ırktan’dırlar, dünyadaki bütün zalimler de ‘aynı dinden’dirler” cümlem ile Erdoğan’ın Pekin’de yaptığı “Çin’in toprak bütünlüğünü hedef alan Doğu Türkistan’daki terörist hareketlere karşıyız. Çin’in toprak bütünlüğüne saygılıyız” açıklaması, birkaç gün boyunca “timeline”da beraber paylaşılıyordu.

Rabia Kader ve İbrahim Sediyani

Rabia Kader ve İbrahim Sediyani

Enteresan bir tevafuk olmuş, Kürtler ile Uygurlar’ın “aynı ırktan”, Türk devleti ile Çin devletinin de “aynı dinden” olduğu, böylece tescillenmişti.

Gönül isterdi ki, haklılığım böyle utanç verici bir şekilde tescillenmiş olmasaydı ve Sayın Erdoğan, tıpkı Kürdistan millî davası gibi haklı bir dava olan Doğu Türkistan millî davasına “terörist” damgasını vurmamış olsaydı.

13 yıllık AK Parti iktidarı boyunca, nihaî olarak şu anda cumhurbaşkanlığı makamında bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın bugüne dek beni hem sevindiren, mutlu eden pek çok sözü ve davranışı olmuştur, hem de üzen, kızdıran. Ancak bütün içtenliğim ve açıksözlülüğümle ifade etmek isterim ki, Erdoğan’ın bu 13 yıllık süre zarfında sarfettiği hiç ama hiçbir sözü, şu iki sözü kadar beni incitmemiş, öfkelendirmemiştir: Biri, HDP Eşbaşkanı Sayın Selahattin Demirtaş’a yönelik sarfettiği “Neslini bil!..” şeklindeki ırkçı sözüdür. Ki onu söylerkenki tavrı, takındığı kavmiyetçi yüz şekli, etrafındaki adamlarına manalı manalı bakması, açıkçası bende kötü bir etki oluşturmuştu. En azından “Müslüman bir insan” gözüyle baktığım Erdoğan’ın aslında “Türk ırkçısı bir insan” olduğuna dair şüpheler, benim zihnimde ondan sonra oluşmaya başlamıştı. Erdoğan sanki gerçek yüzünü orada göstermişti. Sayın Demirtaş’a “Neslini bil!..” derken birkaç saniye duraksayıp etrafına manalı manalı bakması, takındığı ırkçı yüz ve her anlama gelebilecek gülüşü, gerçek kimliğini ifşâ etmişti. İnşallah yanılıyorumdur (isteyen onun videosunu bulup tekrar izleyebilir). İkincisi de, yakından ilgi duyduğum ve haklı mücadelelerine her zaman için sözlü ve fiilî destek verdiğim, yani hem “ilgi duyduğum” hem de “ilgili olduğum” Doğu Türkistan millî davasına “terörist” demesiydi.

Zaten dünyadaki tüm Uygur hareketleri ve örgütleri de Erdoğan’a büyük tepki gösterdiler, haklı olarak. Hattâ Dünya Uygur Kongresi, Erdoğan’ın bu tavrı üzerine Almanya’nın Bavyera (Bayern) eyaletinin başkenti Münih (München)’te bir basın toplantısı düzenledi ve yaptığı açıklamada, “Bize ‘terörist’ damgası vuran tek devlet Türkiye” dedi.

Sayın Erdoğan çok iyi bilmeli ki, mazlum Uygur halkının hürriyet ve istiklâl mücadelesi, haklı ve fıtrî bir mücadeledir. Tıpkı Kürtler’in, Abhazlar’ın, Rohingyalar’ın ve Katalonlar’ın hürriyet ve istiklâl mücadeleleri gibi.

Terörist” olan, Kürdistan, Doğu Türkistan, Tibet, Moro, Rohingya, Keşmir, Belucistan, Abhazya, Filistin, Katalonya ve Korsika değil, bilakis “isimleri haritadan silinmiş” bu kadim ülkeleri işgalleri altında tutan ırkçı- asimilasyoncu devletlerdir.

Terörist olan “yapay devletler”dir, “yitik ülkeler” değil.

İşgalci Çin devletinin yanında olup, “toprak bütünlüğüne saygı” duyup, mazlum Doğu Türkistan’a karşı durmak, o mazlum, sahipsiz ve kimsesiz insanlara “terörist” damgası vurmak, hiç kimseye şeref ve onur kazandırmaz, Sayın Erdoğan! Şeref ve onur, mazlum Uygur halkının yanında olmakla kazanılır!

Şeref ve onur, işgalci egemen devletlerin yanında olmakla değil, işgale karşı hürriyet ve istiklâl mücadelesi veren “kimliksiz halklar”ın yanında olmakla, “Adını Arayan Coğrafya”ların tarafında durmakla kazanılır.

Çin’e karşı Doğu Türkistan’ın, Myanmar’a karşı Rohingya’nın, Gürcistan’a karşı Abhazya’nın, İsrail’e karşı Filistin’in, İspanya’ya karşı Katalonya’nın, Fransa’ya karşı Korsika’nın, İtalya’ya karşı Sardunya’nın, İngiltere’ye karşı İskoçya’nın, İsveç’e karşı Laponya’nın ve sarayınız kadar değer verdiğiniz, korumak için hayatımızı cehenneme çevirdiğiniz Türklük devletinize karşı Kürdistan’ın yanında olmakla kazanılır, şeref ve onur!

Coğrafyaların isimleri, Allâh’ın Âdem’e öğrettiği isimler gibidir, kutsaldırlar; ancak devlet isimleri ve sınırlarını devlet erkinin belirlediği ülke isimleri öyle değildir, yapaydırlar. İnsan iradesiyle konulmuş yapay isimler, haritalarda yazan isimlerdir; haritada yazılması yasak olan isimler ise, Allâh’ın Âdem’e öğrettiği isimlerdendir, kutsaldırlar.

Yaşasın Doğu Türkistan…

Yaşasın Kürdistan…

Yaşasın Rohingya…

Yaşasın Belucistan…

Yaşasın Abhazya…

Yaşasın Lazistan…

Yaşasın Filistin…

Yaşasın Azawad…

Yaşasın Katalonya…

Yaşasın Korsika…

Yaşasın Galler ve İskoçya…

Dünyadaki bütün mazlumlar “aynı ırktan”dırlar, dünyadaki bütün zalimler de “aynı dinden”dirler.

[email protected]

Twitter: @IbrahimSediyani