• 9.01.2021 00:00
  • (385)

  Popülist liderlerin hem kendi ülkeleri hem dünya için ne kadar tehlikeli olabileceğini Trump dün göstermiş oldu. Kişisel iktidarı uğruna dünyanın en eski demokrasisini hiç tereddüt etmeden ateşe veren bir lider, kendi halkına ve kurumlarına karşı şiddet çağrısı yapan bir Amerikan başkanı. 

Başka ülkelerde de gördüğümüz bu politikacı tipi demokrasiyi demagojiye indirgeyen, seçimleri ancak kendisi kazandığında kabul eden ve yalanı bir siyaset stratejisine dönüştüren bir ‘demokrasi zararlısı’. Trump, bunların arasında ‘eşsiz’ bir konumda, çünkü kurumları, geleneği ve yasalarıyla dünyanın en yerleşik demokrasisini işlemez hale getirmeyi ‘başardı.’ 

Kimi kendi atadığı yargıçların bile ciddiye almadığı seçim hilesi iddialarını Kongre’ye kadar taşıdı. Kongre’de Cumhuriyetçi senatörlerin bile çoğundan destek alamayınca yardımcısı Pence’i çarmıha gerdi. Destekçilerini Kongre’ye işgale gönderdi, hem de Kongre seçim sonuçlarını onaylama görüşmeleri yaparken. 

ABD’yi de aşan ve demokrasi teorini zorlayan soru(n) şu: Nasıl oldu da son derece güçlü kurumların, işleyen denge ve denetleme mekanizmalarının olduğu bir ülkenin siyaset gündemi ‘iktidarın barışçı el değiştirmesi’ sorunsalı düzeyine kadar düştü? 

Amerikan sistemi ‘İnsan doğası kötüdür, onu sınırlamanın yolu denge ve denetim mekanizmalarıyla teçhiz edilmiş anayasal kurumlardır’ anlayışına dayanır. Dört yıllık Trump iktidarı bu önermenin ilk kısmını doğruladı, ama kurumların da tek başına yetmediğini gösterdi. Kurumlar da, anayasa da, teamüller de ‘kötü niyetli siyaset erbabı’ karşısında aciz kaldı. ‘Ahlaklı ve erdemli’ insanlar olmadan mekanik yasalar ve kurumlar demokrasiyi yürütmeye yetmiyor. Yani, cumhuriyetçi bir ethos da gerekiyor.

Trump gibi popülist liderlerin en önemli siyasal sermayesi ise yalan, yalan, yalan… Bazı gözlemciler Trump gibi liderlerin bir süre sonra gerçeklikten koptuğunu, fantezi aleminde yaşadığını ve kendi yalanlarına inanmaya başladığını söylüyor. O kadar çok yalanı, sürekli ve sistematik olarak dillendirmek, apaçık göz önündeki gerçeği cüretle ve cesaretle inkar etmek başka türlü nasıl mümkün olur?

Trump gibi liderlerin gerçek olduğuna inandığı için o yalanları söylediğini hiç sanmıyorum. Bu tür siyaset adamlarını hala bu kadar saf sanmak büyük bir saflık. Yalan, onlar için son derece etkili bir siyaset biçimi ve stratejisi. Çok iyi bildikleri ve uyguladıkları bir strateji. Ne yaptığını gayet iyi bilen liderlerden söz ediyoruz, üç beş danışmanın, bir iki aile mensubunun ‘kandırabileceği’ saflardan değil.

Ama işte ABD’de de görüyoruz, yalan siyasetinin de bir sınırı var. Trump ile Cumhuriyetçi Parti kaybediyor; başkanlığı kaybetti, Temsilciler Meclisi’ni kaybetti. Şimdi de Senato’daki çoğunluğunu. Bu tür bir liderin etrafından ayrılmayarak onun popülaritesinden istifade etmeye çalışan siyasetçiler de kaybediyor. Doğrusu, Trump gibi liderler herkese kaybettiriyor; yandaş da kaybediyor, ikbal bekleyen siyasetçi de. Kişisel iktidarlarını her şeyin üstüne koyanlar ülkelerini yangın yerine çevirebiliyorlar. Ama sonuçta, ülkeyle beraber kendileri de ağır kaybediyor.

ABD Başkan Yardımcısı Pence’in durumunu düşünün. Dört yıldır her zaman yanındaydı Trump’ın. Her dediğini yaptı. En son, Trump ondan kaybettiği seçimleri çalmasını istedi. Hem de Kongre’de, bütün dünyanın gözlerinin önünde. Kabul etmeyince de adeta hain ilan etti yardımcısını. Bu tür liderler böyledir; en yakınlarının bile onurlarıyla ve hatta hayatlarıyla oynamaktan çekinmezler. Çünkü herkesi kendilerinin ‘yarattığını’ düşünürler. Yarattıklarını elbette kahretme, yok etme hakları ellerindedir. Adalet Bakanı Barr’ın, Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’un, Savunma Bakanı Esper’in (liste uzar gider) başına gelen budur.

Böyle liderler çevresi tarafından durdurulmazsa çevresini de yutar. Bunların çevresinde yer alan insanlar sabırla liderin öfkesinin geçmesini bekler. Bir gün aklına başına alacağını, gem vuramadığı isteklerinin anayasal ve politik sınırlarını kavrayacağını bekler dururlar. Boşunadır. Durmak bilmezler. Hele iktidarları ayaklarının altından kayarken gözleri başka hiçbir şeyi görmez. 

Ama Trump’ın en yakın müttefiklerinin bile “Yeter artık” dediği noktaya gelindi dün. Yıllardır Başkan’ın komplo teorilerine ses çıkarmayan, onu ateşli veya sessizce destekleyenler nereye sürüklendiğini Kongre işgaliye anlamış görünüyor.

Uçuk komplo teorileriyle ve yalanlarla yürütülen bir siyasete destek verince varılacak yer zaten farklı olamazdı. Trump gibi bir başkanın müttefikleri ‘savunulamazı savunmak’ zorunda kalır. Dahası, bunun dozu sürekli artar. Sonunda “Yeter” dediklerinde de ‘onursuzca’ sahneyi terk etmeleri istenir. Populist, siyaseti kendi iktidarının sürekli kılınmasından ibaret gören siyasetçilerle çalışanlar hep yaşayacak bu kaderi. 

Trump, ABD’nin yakasından düşüyor. Muhtemelen yargılanacak, hem de Cumhuriyetçilerin desteğiyle. Dünyadaki itibarı asla Trump öncesi gibi olmayacak belki, ama Amerikan demokrasisi yaralarını onaracak. Trumpizm, verdiği ağır zarara rağmen ABD’de bitecek. Peki dünyada?