• 4.04.2021 21:52
  • (313)

 Tamam, AB üyeliği artık pek gündemimizde değil. Ne AB’nin isteği kaldı çünkü, ne de Türkiye’nin AB’ye girecek hali. Konuştuğumuzda da artık en iyimserlerimiz bile üyelikten söz etmiyor. Üyelik perspektifi tamamen rafa kaldırılmış durumda.

Bunun nedeni açık üstelik: Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin tamamen ortadan kaldırıldığı bir ülkenin AB üyeliği beklenmez. Bekleyen de yok zaten. Türkiye artık Avrupa’da istenmeyen sığınmacıların tutulduğu bir ileri karakol.

AKP iktidarının Ankara’yı zapt ettiğinden beri AB’de gözü de yok ayrıca. İleri karakolluktan da memnun. Hem üç-beş AB parası geliyor hem de elinde AB’ye karşı kullanabileceği ‘stratejik bir koz’ bulunduğunu sanıyor.

İktidar AB’yi rafa kaldırmış da olsa sanki muhalif kesimler biraz istekli gibi. Özellikle CHP tabanının yıllar içinde AB üyeliği arzusu ‘yeniden’ canlanmış görülüyor. Bu değişime bir göz atmak önemli, çünkü bize CHP seçmeninin sadece AB’ye değil Türkiye’ye bakışına ilişkin de bir şeyler anlatıyor. 

Elimizde Metropoll’ün 2005’ten beri yaptığı analizlerin bir dökümü var. Aşağıdaki tabloda yıllar içinde AKP ve CHP seçmeninin AB’ye bakışındaki kaymaları görebiliyoruz (AKP seçmeninin değişimi ayrı bir yazı konusu).

AB’yle üyelik müzakerelerin başlaması kararının hemen ardından Mart 2005’te tam üyeliğe destek rekor yüzde 76 düzeyinde. AKP’lilerde bu oran yüzde 83’e çıkıyor. CHP’lilerin desteği de yüzde 77 ile ortalamanın üstünde. 

Haziran 2007’de AB üyeliğinden yana olanlar toplumun yüzde 56’sı. CHP seçmeninin de yüzde 55’i Türkiye’nin AB üyeliğini destekliyor. Bu, ortalamanın altında ama çok uzağında da değil. 2007 yılı önemli, çünkü, cumhurbaşkanlığı seçim krizi, ardından 27 Nisan muhtırası ve AKP’nin yüzde 49 oy aldığı genel seçimin yılı.

Tepki birikiyor ve bir yıl sonra geliyor: Mayıs 2008’de AKP seçmeninin AB desteği yüzde 74’te, CHP’nin yüzde 46’ya düşüyor. Zaman zaman AKP seçmeniyle aradaki farkı azaltmakla birlikte uzun süre CHP seçmeninin AB’ye üyelik isteği yüzde 40’larda seyrediyor. Ve hep Türkiye ortalamasının altında. 

Çünkü bu yıllarda Baykal’ın liderliğindeki CHP için AB, Kıbrıs’ın satılması, egemenlikten taviz, ılımlı İslam’a teslimiyet, ordunun zayıflatılması, Türkiye’nin dışarıya pazarlanması vs. demek. Ulusalcı bir dil ve içe kapanmacı bir zihniyet hem partinin tepesinde hem de tabanında egemen. Devletçi ve egemenlikçiler. Çünkü, devlet hala kendilerinin sanıyorlar. Türkiye’nin Ankara’dan yönetilmesini istiyorlar, çünkü Ankara’dan yönetilen bir Türkiye’de seçimlerden nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın iktidara ortak olduklarını düşünüyorlar. 

2011 anayasa referandumuyla devletin AKP’ye kaptırıldığını bilmiyorlar henüz. Bu bilgiye Gezi olaylarıyla sahip olacaklar. 2013’ün sonunda da devlet ‘yeni sahipleri’nin üzerine tescillenecek… İşte bu noktadan itibaren CHP’lilerin AB üyeliğine desteği artacak. Gezi olaylarının ardından 2014’te artık yeni bir trend var. AKP seçmeni AB üyeliğine düzenli olarak ortalamanın altında, CHP seçmeni ise ortalamanın üstünde destek vermeye başlayacak. 

2014’te CHP’lilerin yüzde 53’ü AB üyeliğinden yanayken AKP’lilerin sadece yüzde 44’ü bu yönde bir tercih belirtiyor. Bu tarihten sonra CHP’lilerin tutumu Türkiye geneline paralel dalgalanmalar göstermekle beraber hep ortalamanın üzerinde. Destek ortalamasının yüzde 39 ile dibi gördüğü Haziran 2017’de bile CHP’lilerin yüzde 53’ü AB diyor.

Ocak 2021’de ise CHP seçmeninin AB desteği yüzde 77 ile yeniden zirve yapıyor. Bu en son veride AKP seçmeninin sadece yüzde 46’sı AB üyeliğinden yana görüş belirtiyor. Türkiye genelinde AB üyeliğine destek ise yüzde 58.

Ne oldu da CHP seçmeni AB’yi 2013 sonrası yeniden keşfetti?

Cevap, CHP’lilerin yaşadığı Türkiye tecrübesinde gizli: Türkiye otoriterleştikçe CHP seçmeni AB’ye yöneliyor. Sorun, belki de tek başına otoriterleşme değil, devleti kendinden çalan rakip partinin (AKP’nin) yönetimindeki bir Türkiye’nin otoriterleşmesi.

Bir başka ifadeyle, CHP tabanı AKP’nin devleti tümüyle kontrolüne almasıyla birlikte AB’ye bakışını değiştirmiş görülüyor. Gezi olaylarından itibaren yavaş yavaş AKP’nin (‘CHP’nin kurduğu’) devleti ele geçirdiği kabulü, ‘Seçimleri kaybetsek bile devlet de bizim iktidar da’ anlayışının yerini aldı. Sonuçta, 2000’lı yılların başındaki AKP’liler gibi, onlar da demokratikleşmenin ‘uluslararası dinamikleri ve dayanakları’ olduğunu düşünmeye başladı. Ankara’dan yönetilen bir Türkiye’nin denetlenemeyen ve dengelenemeyen bir AKP yönetimi olduğunu fark ettiler. Şimdi, denge ve denetim için AB’ye bakıyorlar. 

Kısacası, CHP tabanı devleti kaybettiğini anladıkça, rotayı Batı’ya doğru çevirdi. Geleneksel müttefiki orduyu, yargıyı, bürokrasiyi karşısında gördükçe demokrasiyi, siyaseti ve demokratikleşmenin uluslararası dinamiklerini keşfetti.

Çok geç kalmış bir yönelim ve arayış bu.

AKP’nin başarılarından (!) birisi de Türkiye’nin demokratikleşme sürecindeki dış dinamikleri imha etmesidir. Artık AB Türkiye’yi demokratikleşebilir bir ülke olarak görmüyor. AB üyesi komşularını rahatsız etmesin ve sığınmacılara karşı Avrupa kapılarını tutsun yeter. Ancak içten kaynaklı derin ve yaygın demokratikleşme hamlelerinin ardından, belki, AB yeniden ‘transformatif’ bir işlev kazanabilir. 

Ancak her durumda CHP tabanının içe kapanmacı refleksleri bir yana bırakarak yeniden ‘dünyalı’ olmayı tercih etmesi iyi bir haber. Atatürk’e dayanan modernleşmeci kökleriyle de uyumlu.

Acaba, CHP’nin siyasi elitleri 2013’ten günümüze tabanlarındaki bu derin kırılmanın farkında mı? Farkındalarsa, AB’ye hevesli tabanları ile Avrupa sivil toplumunu, sosyal demokrat siyasi partileri buluşturan, toplumlar arası sivil insiyatiflerle hükümetleri aşan yeni ‘sosyal ağlar’ kuruyorlar mı? 1970’lerde Karamanlis’in Yunanistan’da yaptığı gibi, demokratik dönüşüm sonrası Türkiye’yi hızla Avrupa’ya açacak bir strateji çalışmaları ve vizyonları var mı?