• 14.06.2021 07:22
  • (327)

Evet, “Ne alaka?” dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Dış politika ve yoksulluk konularını yan yana getirmek alışılmış bir analiz biçimi değil. Ne de olsa dış politika deyince büyük stratejiler, savaşlar, ittifaklar, jeopolitik çatışmalar ve ulusal çıkar lafları duymaya alışmışız.

Ama, yoksullaşmanın nedenlerinden birisi sakın izlenilen fetihçi, çatışmacı, hesapsız ve irrasyonel dış politika olmasın? 

Son dönemde ne çok yoksulluk, yoksullaşma tartışması duyuyoruz. Bırakın yoksulluğu ‘açlık’ çığlıkları geliyor kulağımıza. İnsanlar işsizlikten, geçim sıkıntısından intihar ediyor, okuyoruz. 

Ekonomik veriler daha somut anlatıyor gün geçtikçe suyun yüzüne vuran yoksullaşmayı. Dünya Bankası verilerine göre Türkiye’de yoksulluk oranı yüzde 12,2, yoksul sayısı 10 milyon. Son iki yılda bu sayıya 3 milyon kişi daha katılmış. Asgari ücretin 2 bin 825 TL olduğu bir ülkede Türk-İş, dört kişilik bir aile için yoksulluk değil ‘açlık sınırı‘nı 2 bin 830 TL olarak açıklıyor. Ülkede tüm ücretli çalışanların yarısı asgari ücret civarında bir ücret alıyor. Metropoll’ün Nisan araştırmasına göre toplumun yüzde 27’si temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor, yüzde 54 ise sadece beslenme/barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. 

Halkın yüzde 80’i hala geçim derdindeyse Özal’ın bir zamanlar meşhur deyimiyle ‘orta direk’ yıkılmış, insanlar adeta ilkel toplumların ‘hayatlarını sürdürme’ temel dürtüsüyle yaşıyor demek. Bir toplumda orta sınıfyoksa ne demokrasi olur ne kalkınma, ne sivil toplum gelişir ne de sanat ve kültür.

İşsizlik, geçim sıkıntısı, zamlar… Geçtim bunları, ‘açlık’ konuşuyoruz bu ülkede.

Yoksullaşma, son yıllarda yaşadığımız demokrasi erozyonu, kurumların yıkımı, hukuk devletinin iflası ve özgürlüklerin imhasıyla birebir alakalı elbette.

Bir de dış politikayla…

Dış politika, yanlış yapıldığında yüksek maliyetli bir iştir. Yanlışlıkların bedelini de devlet değil millet öder. Devlet dediğimiz ‘şey’ acı çekmez, aç kalmaz, çocuklarına bakamamanın utancını yaşamaz. Devletin sırtındaki eli kırbaçlılara da bir şey olmaz. Halktır dış politikadaki hataların sonucunu işsizlik ve açlıkla, kimi zaman da ölerek ödeyen.

Rusya’dan gereksiz, anlamsız ve hesapsız bir şekilde 2,5 milyar dolar verip S-400 aldıysanız yoksullukla dış politika arasında bir ilişki vardır.

Bunu yaparak ana ticaret ortaklarınızla, ülkenize giren doğrudan yatırımların kaynağı müttefiklerinizle onarılmaz güven krizleri yarattıysanız dış politikayla yoksulluk arasında bir ilişki vardır.

Fetih hayalleriyle ve Müslüman Kardeşler dayanışmasıyla Suriye’de iç savaşın bir parçası olmuşsanız, iç savaştan kaçan 3,5 milyon Suriyeliye yıllardır harcadığınız kaynaklar 50 milyar doları bulmuşsa dış politikanızla halkınızı yoksullaştırıyorsunuz.

Özgür Suriye Ordusu diye kimsenin ne ve kim olduğunu bilmediği binlerce kişiye yıllardır para, silah aktarıyorsanız dış politikanızla halkınızı yoksullaştırıyorsunuz. 

Neredeyse tüm komşularınızla kavgaya tutuşmuş, bölgenizdeki herkesle çatışma halindeyseniz, ulusal şirketleriniz artık bu ülkelere giremiyor, yatırım yapamıyor, mal satamıyor, alacaklarını alamıyorsa dış politikanızla halkınızı yoksullaştırıyorsunuz.

Libya’ya ve Azerbaycan’a gönderdiğiniz binlerce Suriyeli paralı askeri maaşa bağlamışsanız dış politika ile yoksulluk arasında bir ilişki vardır.

Aman yatırım yapın, herkes sizin hizmetinizde demenize rağmen Amerikalı şirketlerin CEO’larını ikna edemiyorsanız parası olanlar size güvenmiyor ve inanmıyorsa dış politikanız ile gelmeyen yabancı yatırımcı ve ülkenizdeki işsizlik arasında bir ilişki vardır.

2005 yılında elinde Türk bayraklarıyla Avrupa Parlamentosu’nda alkışlarla Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen temsilcileri olan bir halk, yaptıklarınıza ve konuştuklarınıza tepki olarak bugün Rusya ve Çin’in önünde hasım olarak bu ülkenin adını anıyorsa dış politikanız ile yoksulluk arasında bir ilişki vardır.

Büyük devlet olmayı dünyanın dört bir yanında ‘örtülü operasyonlar’ yapmak sanıyor, bunun için kamu kurumlarını hatta yandaş yurttaşlarınızı kullanıyorsanız, sonuçta yurt dışındaki bütün yurttaşlarınızı ve temsilcilerinizi zan altında bırakıyorsanız dış politikanız ile yoksulluğumuz arasında bir ilişki vardır.

Yaptıklarınız ve konuştuklarınızla yurt dışına iş yapmaya, okumaya, çalışmaya giden insanlarınızı engelliyor, seçeneklerini daraltıyorsanız dış politikanızla halkınızı yoksullaştırıyorsunuz.

Oraya asker gönderdik, burada üssümüz var, şu örgüt bizim kontrolümüzde diyerek halkı coşturmak mümkün, ama bu, halkınızın yoksulluğunu gidermez, açlığını doyurmaz. 

Sovyetler Birliği battığında Sovyet askeri teknolojisi de uzay teknolojisi de hala ileri düzeydeydi, dünyanın birçok yerinde askeri de vardı, üssü de. Dünyadaki yanlış işlerine, askerine, askeri harcamalarına, örtülü operasyonlarına para yetiştirmeye çalıştıkça halkını yoksullaştırdı ve battı.

Pandemi döneminde halkına 4 trilyon dolarlık destek ve teşvik paketleri verebilen ABD dünyadan çekilmeyi hesaplıyorsa, yıllardır savaştığı ve şimdiye kadar 978 milyar dolar harcadığı Afganistan’ı adeta Taliban’a teslim edip gidiyorsa artık dış politikasının maliyetini katlanamaz bulduğu için. ABD’nin çekilip gittiği yerlere kendi askerinizi yerleştirmeyi önerip bununla da ‘büyük devlet’ olacağınızı sanıyorsanız dış politikanızla halkınızı yoksullaştırmaya devam etmeye niyetlisiniz demektir.

Kısaca, dış politika maliyetli bir iştir. Yanlış politikalar halkı yoksullaştırır. Yoksulluk artıkça bu defa da dış politikayı halkın gözünü boyamak için kullanırlar. Gerdikçe gerer, kahramanlıktan kahramanlığa koşarlar! Yoksullaşan halk dur demeden de bu kısır döngü bitmez.