İhsan DAĞI
İhsan DAĞI

Gazete: Zaman Gazetesi

Yoksulluk bir ‘rejim’ sorunu mu?

  • 7.11.2021 23:28

Toplumun çok büyük kesimlerinin derdi yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı. Her gün giderek derinleşen ve yaygınlaşan sorunlar bunlar.

Açlık sınırı’ asgari ücretin üzerinde. Çalışanların yarıya yakını asgari ücret alıyor. Bu demektir ki, halihazırdaki işsizlerle birlikte toplumun en az yarısı ‘açlık sınırı’nda yaşıyor. Metropoll’ün verilerine göre halkın neredeyse yüzde 80’i temel ihtiyaçlarını ancak karşılayabiliyor veya karşılamakta zorlanıyor.

Türkiye hiçbir dönem bu kadar ‘yoksulluk’ konuşmadı. Dikkat ediniz; ekonomik kriz, geçim sıkıntısı, işsizlik değil ‘yoksulluk’ ve ‘açlık’ konuşuyoruz.

Peki, neden? Yine Metropoll araştırmasına göre toplumun ancak yüzde 16’sı ekonominin ‘iyi yönetildiğini’ düşünüyor. Ekonominin ‘kötü yönetildiğini’ düşünenlerin oranı ise yüzde 81.

Ekonominin kötü yönetildiği ortada. Ama sorun sadece bu mu? Sürekli değişen ekonomi yönetimi, Merkez Bankası’na Cumhurbaşkanı’nın müdahalesi, düşük faiz ısrarı mı?

Yoksulluk sadece iktidarın ekonomi politikalarından mı kaynaklanıyor?

Yaşadığımız yoksulluk ve yoksunluk sadece yanlış ekonomi yönetimiyle açıklanabilecek bir felaket değil. İktidarın son 10 yılda kurduğu ‘rejim’ bir bütün olarak yoksulluk üretiyor. O ‘rejim’ değişmeden de yoksulluk yenilemez, ekonomi düzeltilemez. Bu da halkın, ekonomik sıkıntıları ile otoriter yönetim, insan hakları ihlalleri, yargının siyasallaşması gibi ‘siyasal sorunlar’ arasında ilişki kurmasından geçiyor. Mevcut krizden böyle bir ‘aydınlanma’yla çıkabilir miyiz?

Gazeteciler susturulup içeri atıldığında, siyasetçilere saldırıldığında, KHK’lılar işinden atılıp açlığa mahkum edildiğinde, sokakta konuşan insanlar, gençler takibata uğradığında “Oh, iyi oluyor” diyenler… Yoksulluk, işsizlik ve hayat pahalılığı gelip onları da vurdu.

Otoriterleşen ve denetlenemeyen iktidar, siyasetin emrine giren hukuk, zapturapt altına alınan basın, liyakatsizliğe teslim edilen bürokrasi bumerang gibi geri dönüp herkesin elinden ekmeğini aldı.

Buna şaşıranlar hiç de az değil, özellikle ‘iktidar bloku’ cenahında. Adım adım inşa edilen bir baskı rejiminin altında, haklar çiğnenip hukuksuzluklar işlenirken ekonominin ‘tıkırında’ gideceğini sanıyorlardı.

Oysa, bir ülkede son dört yılda 1,5 milyona aşkın vatandaş hakkında ‘terör’ soruşturması açılmış, 13 milyon kişi ‘şüpheli’ ise…

Cumhurbaşkanına hakaretten 160 bin kişi hakkında savcılıklar soruşturma başlatmışsa…

Bir ülke AİHM’de en çok hak ihlali kararına muhatap oluyorsa, mahkemeleri açık anayasa hükmüne rağmen AİHM kararlarını uygulamıyorsa, 325 bin vatandaşı Anayasa Mahkemesi’ne temel insan hakları ihlal edildiği için son birkaç yılda dava açmışsa…

Bir ülke paketini bile açamadığı S400’lere 2,5 milyar dolar vermiş, dünyanın değişik yerlerinde kime ve neden verdiği ‘sır’ 8 milyar dolar ‘hibe’ dağıtmışsa, bölgede ve dünyada kavga etmediği hiçbir ülke kalmadıysa…

Sayıştay raporları yayınlanmıyor, hükümet, bütçe, ihaleler denetlenemiyorsa…

Kamuya personel alımları liyakate değil birkaç yandaş vakfın listelerine göre yapılıyorsa…

Ne yoksulluk yenilebilir, ne işsizlik sorunu çözülebilir, ne enflasyon durdurulabilir. Böyle bir rejimde refah yaratılamaz çünkü refahı ekonomi politikaları üretmez sadece.

Kurumlarınıza güven olmazsa, hukuk yoksa yabancı sermaye gelmez.

Özel mülkiyet bile güvencede değilse içerde para kazanan da parasını dışarıya kaçırır.

Özgür basın yoksa kamu yönetiminin yanlışlarını duyuracak, yolsuzluklarını sorgulayacak bir mekanizma olmaz. Birileri haksız ihalelerle, çifte maaşlarla zenginleşirken halk yoksullaşır.

Dünyada en fazla gazetecinin hapiste olduğu bu ülke hukukun üstünlüğü endeksinde 139 ülke arasında 117’nci sırada.

Özgürlük endeksinde ‘özgür olmayan ülke’ olarak 195 ülke arasında 146’ncı sırada.

Dünya Demokrasi endeksinde 179 ülke arasında 149’uncu sırada.

Dünya Basın Özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 154’üncü sırada.

Küresel Barış endeksinde 163 ülke arasında 152’nci sırada.

Demokrasi, hukuk ve özgürlük karnesi böyle olan bir ülkenin Venezüela’nın başı çektiği Dünya Sefalet endeksinde 21’nvi sıraya kadar yükselmesi kaçınılmaz.

Yoksulluk, kötü ekonomi yönetiminin sonucu değil sadece; rejim, yoksulluk üretiyorÖzgürlük ve hukuk olmadan refahın da olmayacağını bilelim. Bilelim, çünkü AKP sonrasında da özgürlüklerden vazgeçerek, demokrasiyi feda ederek, hukuku askıya alarak ‘yaşanabileceğini’ söyleyenler çıkacaktır.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.