İhsan DAĞI
İhsan DAĞI

Gazete: Zaman Gazetesi

Seçim ekonomisi mi ekonomiye ‘sabotaj’ mı?

  • 15.11.2021 08:08

‘AKP rejimi’ yoksulluk üretiyor. Demokratik bir dönüşümün ardından, istikrarlı ve öngörülebilir bir ‘demokratik rejim’ inşa etmek yoksulluğu yenecek ilk ve en etkili ‘tedbir’ olacak. Piyasalara güven veren, geniş bir toplumsal tabana dayanan, maceracı dış politikadan kaçınan bir ‘restorasyon’ hükümeti hem iç hem de dış kaynakları kalkınma yönünde mobilize edebilir. 

Ancak gerçekçi olalım. İktidar, kendinden sonra geleceklere boş bir kasa, derin bir ekonomik kriz ve ağır bir mali enkaz bırakacak. İktidara hazırlanan muhalefet partilerinin bu gerçeğe de hazırlıklı olmaları gerek.

Merkez Bankası’nın ‘kayıp 128 milyar dolar’ını unutmadık. Biz unutmadık, ama paralar da bir yerlerden çıkmadı. Çıkmadı, çünkü AKP iktidarı Merkez’in rezerv paralarını harcamıştı. Nedenini biliyoruz; 2018 cumhurbaşkanlığı ve 2019 yerel seçimlerini kazanmak için. İktidar, doların artışını rezerv satışlarıyla durdurarak piyasanın kontrol altında, ekonominin dengede, fiyatların istikrarda olduğu algısını yaratmış, Türkiye’nin 2021 bütçesi büyüklüğünde bir döviz rezervini yok etmiş, ama seçimleri de kısmen kazanmıştı. 

Önümüzde bir seçim daha var. Bu, iktidarın kazanmak için masaya her şeyini süreceği bir seçim. Satacak rezerv, özelleştirilecek kurum kalmadı. İş, şehirlerin içindeki hazineye kayıtlı ‘arsaları’ satmaya kadar geldi. Devlet, bildiğin parsel parsel arsa satan ‘emlakçı’ya dönüşmüş durumda. 

Sattıkları kamu arazileri yanında ellerinde hala bir şey var: Merkez Bankası. Son dönem faiz kararlarıyla ve yönetim yapısıyla Merkez Bankası’nın bağımsız bir kurum değil hükümetin bir organı olduğu belli. Böyle bir kurum, elbette, kaynaklarını ve imkanlarını AKP’nin seçim kazanması için yine seferber edecek. Ne yapacak? 

Para basacak… 

Hem de muhtemelen hiç kimsenin beklemediği düzeyde ve hızda. Bildiğimiz ‘seçim ekonomi’lerinin çok ötesinde… ‘Bizden sonra tufan’ siyasetinde Merkez Bankası başrolleri başka bir kuruma kaptırmayacak gibi görülüyor.

Bir yandan piyasada sunni bir para bolluğu yaratarak ekonomiyi canlandırmak, öte yandan da emeklinin, işçinin, EYT’linin taleplerini kısmen karşılayarak parti tabanındaki çözülüşü durdurmak için kaynak gerek. 

Popülist politikalarla ‘seçmen avı’na çıkacak iktidar partisi. Karşılıksız basılan paralarla oy devşirmeye çalışacak. Seçimi kazanırsa ne ala! Kasa boşalmış da olsa, ekonomik kriz bir felakete de dönüşse ellerindeki güçle, yani yargısıyla, ordusuyla, polisiyle sosyal çalkantıyı bastıracaklarını sanıyorlar. Seçimi kazanamazlarsa da yeni iktidarı ve kendilerini iktidardan düşüren halkı çok ağır bir ekonomik krizle cezalandırmış olacaklar; ‘Ya benimsin ya kara toprağın’ siyaseti.

128 milyar doları önceki iki seçimi kazanmak için harcayan bir iktidardan sözediyoruz. İlk defa neredeyse kaybetmesi kesin gözüyle bakılan bir seçime girerken iktidar partisi kendinden sonra gelecek iktidarı veya kendini iktidardan düşüren halkı düşünecek değil. Tek ve tek kaygı seçimi kazanmak. Yani seçime doğru bir ‘ekonomi yönetimi’ aramak boşuna. Ekonominin dibe batırılmasını izleyeceğiz. Kasadaki veya basılmamış paranın ne anlamı var iktidarı kaybettikten sonra!

Türkiye’yi yönetme iddiasında olan muhalefet partileri şimdiden hazırlıklarını yapmalı, ekonominin sadece bugününü değil yarınını da karartacak iktidar uygulamalarını yakından izlemeliler. Kim bilir, belki de ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nun geçen ayki Merkez Bankası ziyareti ve bürokrasiye yönelik uyarıları Türkiye ekonomisine yönelik ‘içeriden’ bir ‘sabotaj’ı engellemeye yöneliktir.

Ama uyarı yetmez, alternatif bir ekonomi programının da oluşturulması gerek. Altı muhalefet partisini bir araya getiren ‘güçlendirilmiş parlamenter sistem’e geçiş çalışmasına benzer şekilde ‘güçlü ekonomiye geçiş’ için de ortak çalışmalar yürütülmeli. Yarın iktidara geldiklerinde daha da yoksullaşmış bir halk ve kaynakları tüketilmiş bir devlet bulacaklar. O gün ne yapacaklar?

Demokratik değişimin tetikleyeceği umut, güven ve iyimserliği arkasına alanlar yoksulluğu da yenebilir, yeni kaynaklar da yaratabilir. Ancak bunun politik zeminini şimdiden oluşturmak gerek. Partilerin, uzmanların, sendikalar dahil piyasa aktörlerinin bir araya gelip şimdiden yeni dönemin ‘ekonomi anayasası’nı hazırlamaları gerekmez mi? 

Ekonominin götüreceği bir iktidarın ardından gelecek olanlar ekonomiyi nasıl ayağa kaldıracağını belirlemek ve halka açıklamakta geç kalmamalı. Yönetimlerinin istikrarı ve başarısı önemli ölçüde buna bağlı olacak çünkü.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.