İhsan DAĞI
İhsan DAĞI

Gazete: Zaman Gazetesi

Bir seçim nasıl kaybedilir?

  • 29.01.2022 08:10

Bir seçimi kaybetmenin birçok yolu vardır. Bunlardan birisi, paradoksal gibi görünse de ‘Seçimi kesin kazanıyoruz’ inancıdır. Bu inanç, adaylardan kampanyaya, ittifak arayışlarından kullanılan dile ve söyleme kadar bir dizi hatalara neden olabilir.

Geçenlerde Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi’nde seçimi kazanacağından emin iki muhalif grup yarışırken sandıktan iktidar yanlısı aday çıktı. Tam bir, ‘Zaten kazanıyoruz, kimseyle işbirliğine, dayanışmaya ihtiyacımız yok’ körlüğü.

Başka ve daha önemli bir örnek: Bir ay kadar önce muhaliflerin yönetimi kazandığı Barolar Birliği’nde, Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliği için üç isim belirlemek üzere seçim yapıldı. Seçimde tam 27 aday adayı yarıştı. Sonuçta 82 baro başkanının sadece 18’inin oyunu alarak ilk üçe giren AKP milletvekili aday adayı ve yöneticiliğini yapmış bir avukat Meclis’te partililerinin oyuyla AYM üyeliğine seçildi.

Türkiye’nin en yaşamsal yüksek mahkemesine üye gönderirken birlikte çalışamayan, fedakarlık yapamayan ve strateji geliştiremeyen bir ‘muhalefet aklı’ önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminde de aynı basiretsizliği gösterir mi acaba? Umarım olmaz ve son yerel seçimlerdeki gibi bir ‘oyun kurucu akıl’ işler. Aksi halde, Türkiye’de otoriterlik kurumsallaşacak, sorumlusu da bunu engelleyecek tarihi fırsat varken partileri, kendileri ve yandaşları uğruna bunu umarsızca harcayan muhalefet olacak.

Henüz zaman varken muhalefetin ‘Bir seçim nasıl kaybedilir’ üzerine kafa yorması gerek, geçmişteki örneklere bakarak.

Kesin kazanıyoruz algısı

Başta da söylediğim gibi seçim kaybetmenin yollarından birisi, ‘Kazanacağız’ inancıdır.

Aslında seçimin kazanılacağı beklentisi muhalefetin gerçekten de sandıktan galip çıkması için gerekli bir motivasyondur. Taban moral kazanır, cesaretlenir ve mobilize olur. Seçime katılma oranı yükselir, kampanya canlanır. Kampanyaya destek veren gönüllüler, yapılan bağışlar artar. Kazanıyoruz havası, rakipte de tam tersi bir etki yaratır.

Ancak, ‘Kazanıyoruz’ algısını muhalefet doğru yönetmezse kazanacağı seçimi de kaybeder. Son birkaç ayda olan tam da budur.

Uzun bir karamsarlık, küskünlük ve psikolojik yenilmişlik duygusunun ardından geçen yaz ilk defa seçimleri kazanabileceğini düşünmeye başlayan muhalefet çevreleri bu defa da ‘Kesin kazanıyoruz’ duygusuna savruldu. Artık çözüm önerileri geliştirmek, ittifakı güçlendirmek ve genişletmek, rakibe göre oyun kurmak, geçmişte iktidar blokuna oy verenleri ikna etmek, kararsızlara ulaşmaya çalışmak vs. hiç önemli değildi. Bir an önce seçim olmalıydı ve seçimin de sonucu zaten belliydi!

Yenilgiyle sonuçlanacak kazanıyoruz rehaveti birçok biçimde kendini gösterir. Aday seçiminde, “Zaten kazanıyoruz, kim aday olsa bitti bu iş” demek, yenilgiye davetiye çıkarmaktır. Böyle bir yaklaşım, kazanma ihtimali en güçlü, kampanya yeteneğini ispat etmiş, parti seçmeni olmayanlara da ulaşabilen, sandığa sahip çıkabilecek, inatçı ve ihtiraslı aday aramak yerine ‘gönüllerde geçen’ ismi aday yapmayı tercih eder ve seçimi riske atar.

Kesin kazanıyoruz’ havası, teşkilatları, adayları ve partilileri de atalete sevk eder. Seçimi kazanmaya odaklanmak yerine herkes iktidar hayallerine dalar. Bakanlıklar, başkanlıklar, milletvekillikleri, ihaleler paylaşılır. Seçim kazanılmadan rekabet, küskünlükler, kırgınlıklar başlar. Seçim, sandık, kampanya sahipsiz kalır. Kazanmadan iktidar paylaşmaya başlayanlar, rüyalarından uyandığında paylaşacak bir iktidar olmadığını anlar. Son aylarda  muhalefetin başına gelen bu.

Kazanıyoruz’ algısı, siyasi partileri içlerine kapatır. “Bu işin zahmetini biz çektik, kavgasını biz verdik, şimdi kazanırken kapımızı herkese açmayalım” demeye başlarlar. Mümkün olan en geniş kesimlere ulaşmaya çalışmak yerine, ‘Zaferi paylaşmayalım” kıskançlığı, zaferi elden alır götürür. Aşırı özgüven ‘kibir’ olur, insanları dışlar ve kaçırır.

Kısaca, ‘Seçimiz kazanıyoruz’ beklentisinin yönetilmesi gerekir. Kazanıyoruz beklentisi, muhalefete psikolojik bir üstünlük verdi ama bu üstünlüğü kendi aralarındaki örtülü didişmeyle ve karşı taraftan geleceklere sergiledikleri ‘kibir’le harcadılar. Yanındakilerle, kim birinci olacak yarışına girdiler, ‘bu taraf’a geçmeye yeltenenleri de ‘Sizsiz de kazanıyoruz, iktidarımızı sizinle paylaşmayacağız’ kıskançlığıyla ittiler. Sonuç: Muhalefet insicamını kaybetti, aralarındaki rekabet birlik duygusunu zedeledi ve ocak ayında AKP oyları 3-4 puan arttı…

Seçimlere henüz biraz süre varken belki de muhalefet son aylardaki gidişatının muhasebesini yapar. Umulur ki meselenin kimin cumhurbaşkanı olacağı, hangi muhalefet partisinin birinci geleceği, makamlara kimlerin oturacağı, ihaleleri kimlerin alacağı meselesi olmadığını anlarlar.

Muhalefetin kaybedecek başka bir seçimi olmayacak. Otoriterlik kurumsallaştığında ne bugünkü muhalefet partileri kalacak ne de onların liderleri. Seçmenlerinin bile ne olacağı meçhul…

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Düzce Yerel Haber (www.duzceyerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Resmi İlanlar