• 12.04.2013 00:00

 Bir kaç gündür Dicle Üniversitesi’nde karşıt görüşteki öğrencilerin çatışmaları, üniversite öğrencilerinin birbirlerini nasıl algıladıklarını ele alıp incelemede önem kazanmıştır. Üniversite gençliği, üniversite ortamında kültürel kimliklerin belirginleştiği dinamik bir gençlik türüdür.

Yurdun değişik kültürel ortamlarından gelen ve genelde aydın kesimi oluşturan bu gençlik türünün, farklı kültürel kimlikler hakkındaki önyargıları içinden geçtiğimiz bu hassas süreçte önemlidir. Toplumsal sorunların kaynağında önyargılara dayalı “ötekileştirme” yaklaşımı, toplumsal huzursuzluklara neden olmaktadır. Bu sebeple geleceğin aydını olacak ve önemli görevler üstlenecek üniversiteli gençlerin “öteki kimlikler” hakkındaki önyargıları belirlenmeli ve olumsuzluklar varsa bunlar ilkokuldan başlayarak yeni nesillerde de oluşmaması için eğitim yaşantıları ile ortadan kaldırılmalıdır.

 

Yakın gelecekte önemli görevler üstlenecek üniversiteli gençlerin Türkiye’de sıklıkla konuşulan kimlikler hakkındaki düşünceleri önemlidir. Gençlerin Alevî, Kürt, Laz, Çingene ve Türk kimlikleri hakkındaki görüşleri, toplumsal sorunların temelinde yatan nedenler hakkında bilgi vermektedir.

“Kimlik” tanımlamaları söz konusu olduğunda genelde “etnik kimlik” öne çıkmaktadır. Bir önemli husus acaba 'kimlik” soy, dil, köken gibi etmenlere, yani biyolojik, genetik, antropolojik, ırksal temele mi dayanmakta yoksa kültür temeline dayalı, bir grubun kendisini tanımlaması ve ifadesi midir? İnsanların kendilerine ait ve diğer kültürlerin uygulamalarına ve inançlarına değer biçerken kullandıkları tüm ölçütler, içinde bulundukları kültürün dünya görüşü ve kültürel öncüllerine göre şekillenmektedir. Bundan dolayı ki etnik kimlik günümüzde daha çok kültür temeline dayanmalı ve böyle algılanmalıdır denilebilir.

 

Günümüzde hangi etnik milletten olursa olunsun, yaşam boyu farklı etnik yapıdaki grupların içinde yaşamama gibi bir durum söz konusu olamaz. İçinde yaşadığımız farklı kimliklerdeki bireyler bile aynı amaç ve ortak payede çalışarak seninle aynı etnik yapıyı oluşturmuş olur ki burada aynı soy ve ırktan gelmesi zorunlu değildir.

 

Başkasını ve farklı etnik kimliği değerlendirme de, duygu ve fikirlerin oluşmasında ise birçok etken söz konusudur. Bunlar içinde yaşanılan kültürel ortam, çevre, eğitim düzeyi, kullanılan dil, söylem vb. olarak sıralanabilir. Öğrenciler kimlerdensin veya kimsin gibi soruya Kimi Türk, kimi Müslüman, kimi Alevî, kimi Sünnî, kimi Çerkez, kimi Pomak, kimi Türkmen, kimi Yürük, kimi Köylü, kimi Kentli, kimi Egeli, kimi Çanakkaleli...Olduğunu söyler. Kimileri de bu vb. kimliklerin bir kaçına sahip olduğunu dile getirir. Kültürel kimliğe ilişkin algılar, bireylerin tutum ve davranışlarını da etkiler. Burada dikkat edilmesi gereken nokta verilen cevapların hepsinin de bu toprakların asli unsuru olduğunun bilincinin bireylere nasıl kazandırılacağı sorusudur. Ve yine önemli bir husus; nasıl ve ne şekilde eğitim verirsek, bu farklılıklarımızı zenginliklerimiz olarak görmeyi nesillerimize kazandırabiliriz?

 

 

Üniversitedeki gençlerin kimlik algıları ile ilgili yapılan bir araştırmada; Örneğingençler Türk’ü Müslümanlıktan, Müslüman’ı Türklükten ayırmak istememektedir.Böyle olunca Türk olmayan bir kişinin Müslümanlığına da şüpheli olarak bakmakta ve diğerlerini ötekileştirmekte ve ön yargı ile bakmaktadır.  Aynı durum Kürt gençlerindeMüslümanlığı sahiplenen Türklere inat, İslamiyet’ten soğumalarına ve hem Türklere hem dedine karşı ön yargı ile bakmalarına sebep olmaktadır. Bugün Dicle Üniversitesi’nde gerçekleşen karşıt görüşteki öğrencilerin çatışmaları ve bazı kesimlerin bu grupları kullanabilmeleri birbirlerini ötekileştirme algılarından kaynaklandığını düşünmek yanlış olmayacaktır.

 

Üniversitedeki olayların en belirgin yanlarından biri de, üniversiteli gençlerin Kürt kimliği hakkındaki önyargılarına baktığımızda görüş belirtenlerin çoğunluğu “PKK terör örgütünün olumsuz etkisi altında” diye düşüncelerini ifade etmişlerdir. Kürt kimliğine ilişkin ayrımcılık, üniversiteli gençleri kaygılandırmaktadır.

Bunun yanı da Kürt kimliğini “ayrılıkçı- bölücü” olarak niteleyen bir üniversite kitlesi de mevcuttur. Bu nitelemeye paralel, “Kürtleri sevmediğini” ifade edenlerin ya da olumsuz görüş belirtenlerin de PKK terör örgütünün etkisinde kaldığı görülmektedir. Terör örgütünün eylemlerinin günümüzdeki barış süreci için de durması Kürt kimliğinin“ötekileştirilmesi”  ve buna bağlı olarak da Kürtler hakkında olumsuz önyargıların azalmasına sebep olacaktır.

Kürt gençlerinde ise Türk dendiği zaman genellikle ön yargılarından dolayı ifade ettikleri durum kibirli, anlamaz, karşıdakini önemsemez, kabadayı, çok şey bildiğini zanneden, aşağılamaktan zevk alan bir ırk diye görüş bildirmişlerdir.

 

Nasıl bir eğitim verilmeli? Nasıl bir eğitim verirsek farklılıklarımızı bir zenginlik kaynağı olarak görür ve birbirimizi ayrıştırmadan, ötekileştirmeden bu topraklar içinde saygı ve sevgi içerisinde yaşanır hale gelinir? Bunu düşünmek ve bunun üzerinde çalışmalar yapmamız lazım. Siyaset adına analizlerin yanında eğitim alanında çalışmalar yapmadan bu süreç sağlıklı bir şekilde ilerlemesi mümkün değildir. Eğitim alanında neler yapılabilir, bunasonraki yazılarımızda ele almaya devam edeceğiz.