• 26.04.2013 00:00

 Terörün, silahlı eylemleri ve yapılanmalarına karşın nasıl etkin mücadele edilmede bu zamana kadar eğitim arka plana atıldıysa, toplumsal barış sürecinde de eğitimin maalesef düzenleyici etkisinin yine ihmal edileceği gözlenmektedir.

Post modern toplumlardaki terörle ve suçla mücadeleyi sadece polisiye önlemlere indirgeyerek disipliner olarak bilimsel olmayan yöntemlerle ele alındığını görmekteyiz. Suçun farklı sosyal nedenlerden kaynaklandığını suçla mücadelede adli bilimlerden yararlanıldığı gibi suç olgusunu anlama ve önlemede sosyal bilimlerin yanında eğitiminde işin içine katılması gerekliliği maalesef biz ve bizim gibi bu toplumlarda unutulmuştur. Bunun için de sadece güvenlik birimlerinin yeterli olamayacağını üniversiteler, araştırma merkezleri, sivil toplum örgütleri ve diğer kamu bürokrasisi gibi toplumun diğer aktörlerinin de terörle mücadele sürecine dahil edilmesi gerektiği ihmal edilmiş ve bu durumun ülkemizin çok büyük bedeller ödemesine neden olduğu görülmüştür.

Türkiye’nin terörle tanıştığı evredeki üretebildiği politikalar güvenlik ağırlıklı olarak yapılandırılmış ve bu politikalar çoğu zaman tepkisel olarak uygulanmış ve terörün nedenselliği üzerinde yeteri kadar durulmamıştır. Türkiye o dönem, güvenlik endeksli terörle mücadelede politikaları ile sivil inisiyatife ve dolayısıyla ekonomik, kültürel, sosyal, politik ve eğitsel projelere gereği kadar ağırlık vermemiş ve sadece güvenlik güçleri endeksli terörle mücadele taktik ve stratejileri geliştirmiştir.

Önemsenmesi gereken faktörlerin ihmal edilmesi durumunda, süreci kontrol edebilecek tek güç kuvvet kullanımı olmakta ve bu da birey toplum ile devleti karşı karşıya getireceğinden ve kimi hataları içinde barındırabileceğinden dolayı terörün söylem alanını genişletmiş, bireylerin teröre bulaşmalarını ya da terör örgütünün eleman kazanmasını kolaylaştıran bir etken olmuştur.

Burada hata olarak nitelendirebileceğimiz durum, eğitimin önemini toplumsal sistem üzerinde yapıcı ve birleştirici etkisinin kullanılmayıp tam tersi ayrıştıran bir yapıya dönüştürülmüş şekilde kullanılmasıdır.Yani verilen eğitim bütünleştirdi mi yoksa ayrışmata mı sebep oldu? Bu durum irdelenmelidir. Türkiye toplumsal dönüşüm sürecini yoğun bir biçimde yaşamaktadır, bu dönüşüm olumlu veya olumsuz olabilir. Lakin burada eğitim adına geçmişte yapılan hataların devam edilmesi halinde tarihin tefekkür edeceği endişesini dile getirme çabası göz ardı edilmemelidir.

Ülkemizde eğitim adına ne gibi yanlışlıklar oldu da acaba dağa çıkış sürecini hızlandırdı veya bu süreçte doğrudan veya dolaylı bir etkisi oldu mu?  Bu soruların cevabını araştırmadan eğitimin bu barış sürecindeki rolünü tam olarak anlamaktan aciz olacağımızı düşünüyorum.Bu duruma örnek olması için yakalanmış ve terör faaliyetlerinde bulunmaktan yargılanıp mahkûm olmuş kişilerin, ifadelerinde eğitimle ilgili kısımlarına yer vermek istiyorum.

Diyarbakır’da PKK’nın genel sekreterliğini yapan H.A’nın‘ Gençliğe adım attığımızda ailemizde ve okullarda istenileni bulamıyor ve tatmin olmuyorduk. İçimizde bir boşluk vardı. Bu boşluğu çok iyi değerlendiren bazı kesimler milli duyguları zayıflatmak ve giderek yok etmek amacıyla ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlarımızı istismar ederek bizi kendilerine çektiler' ifadelerinin yanında  Yine  PKK’nın MK üyeliğini yapan Ş.D ise kaldığı cezaevindeEğitimde Atatürk’ün ilkelerini ezberlersin ama Atatük’ü anlamazsın. O zamanlar Tunceli Lisesi bir eğitim yuvası değil, farklı görüşteki öğretmenlerin düşüncelerinin çarpıştığı bir kurumdu. Sonunda aslında olan bize olmuştu.' diyerek bazı noktaları ve eğitimde geçmişe dair ihmal edilen yönleri gözler önüne sermeye yardımcı olacaktır.

Hasan Cemal’in Kürt sorununa Yeni Bakış-Barışa Emanet olun adlı kitabında ise Azad adlı bir kişiden zamanında öğrenci iken öğretmeninin yaptığı bir uygulama anlatılır.‘Bir öğretmenimiz vardı, okulda her gün gizli polis dediğimiz bir arkadaşımızı görevlendirir evlerinde anneleri ile Kürtçe konuşan talebeleri tespit ettirirdi. Bunun yarattığı travmayı düşünün, sadece dilinize değil annenize de yabancılaştığınız bir çocukluk…işte dağa çıkan çocuklar böyle büyüyenlerdi.

Tabi hiçbir şey dağa çıkıp terörü meşru kılmaya sebep olamaz. Gerekçe olarak adlandırılamaz.Lakin eğitim sistemimizde geçmişte yer alan çarpıklıkları gözler önüne sermek ve barış sürecinde eğitim adına ne yapabiliriz buna dair nasıl projeler ortaya koyabiliriz bunu belirlemek, bu süreçte öğretmenlerimize ve milli eğitim personeline düşen görevleri netleştirmek, sürece yeni yetişen nesilleri eğitimi aracı kılarakta katmak hayati önem arz etmektedir.

Eğitim açısından konu değerlendirildiğinde; geçmişte verilen eğitimin olumsuz olan yönleri belirlenir, analizi yapılır ve terörün bitmemesine dolaylı veya doğrudan sebep olan uygulamalar varsa bunlar tespit edilmelidir.

Onların hakkı değil mi?

İçinden geçtiğimiz sürecin hassasiyeti maalesef ortaöğretim ve yüksek öğretim öğrencileri tarafından algılanamadığı gibi aynı durum daha aşağıdaki örğün eğitim kademelerinde yer alan öğrenciler içinde geçerlidir. Barış sürecini, ihanet anlamında değerlendirdikleri, kendisi gibi olmayanı daha da farklılaştırdıkları sosyal ağlarda dile getirdikleri paylaşımlardan net olarak anlaşılmaktadır. Ülkemizi yönlendirecek ve yönetecek diye düşündüğümüz gelecek nesillerin geçmişteki yaşanan acılardan haberdar olmaması, bu sürecin önemini anlamamaları, yakalanan olumlu ortamın ileride sürekli olup olmayacağını sorgulamamıza yol açmaktadır.